Sezon açıldığından beri Fenerbahçe'yi izlemek, ayarı kaçmış eski bir radyoyu dinlemek gibi. Bir hafta tertemiz bir şarkı geliyor, ertesi hafta yalnızca cızırtı. Aston Villa deplasmanında biri o düğmeyi çevirdi ve 90 dakika boyunca hışırtıdan başka ses duyulmadı.
Haksızlık etmeyelim, Fenerbahçe karşılaşmaya fena da girmedi. İlk golden sonra beraberlik golü için üç kez kalenin dibine kadar geldiler, üçünde de içeri adım atamadılar. Avrupa'nın bu seviyesinde harcanan pozisyon kaybolup gitmez, faiziyle rakibin defterine işlenir. 17 dakikada üç gol geldi ve senaryonun son sayfası daha ilk perdede yazıldı.
♦♦♦♦♦
Sonra Fenerbahçe orta sahası ilginç bir yarışa girdi. Chelsea’nin depoya kaldırdığı Nicolas Jackson’ı kim daha çok parlatacak? Fenerbahçe ataklarında kaçan her fırsatın faturası, orta sahada art arda kaybedilen toplarla kesildi.
Devre 3-0 kapandığında bile karanlığın içinden ince bir ışık sızıyordu. O aralığı İsmail Yüksek ile Matteo Guendouzi kendi elleriyle kapattı, hataları skoru 6-0'a getirdi.
♦♦♦♦♦
Karşıda Premier Lig’e tökezleyerek başlamış, sendeleyen bir Aston Villa vardı. Nefesi daralan İngilizlere Kadıköy'den oksijen tüpü taşındı.
Neden bu kadar inişli çıkışlı bir Fenerbahçe izliyoruz? Kolay cevaplar masada. Hazırlık eksikti, İngiliz futbolu başka bir gezegendi. Bu iki cümle de bu enkazı açıklamaya yetmez. Evet, Villa’nın kadro değeri belki iki katı. Ama sahayı transfermarkt sütunları paylaşmıyor. O rakamlar kimseyi ofsayta düşürmedi, kimsenin ayağından top çalmadı.
Fenerbahçe mahalle arasında top koşturan bir ekip değil. Soyunma odasında adı manşetlerde dolaşan isimler var ve bu takım, en azından böyle rakiplerle omuz omuza yürüsün diye kuruldu. Biz öyle biliyorduk. Değilse kulübü 30 milyar TL'ye yaklaşan bir borcun altına neden soktunuz?
♦♦♦♦♦
Karşılaşmadan sonra İsmail Kartal'ın cümlesi hala kulaklarımda:
"62. dakikaya kadar takım iyi reaksiyon verdi. Her şey gayet güzel, yolunda gidiyordu.”
Yani skor 3-0'ken “gayet güzel.” Çatlayan duvarı badanayla kapatan eski ev sahibim geldi aklıma. Boya taze, çatlak yerinde. Böyle bir manzaraya içi rahat bakan birini takımın başında tutuyorsanız, o paranın neye harcandığını kime anlatacaksınız?
Kartal “geri dönmemek üzere” istifa etmişti. Onu kendi hesaplarınız uğruna yolundan döndürüp koltuğuna oturttunuz. Şimdi Villa’yla bile boy ölçüşemeyen bir Fenerbahçe’nin karşısında pirincin taşını ayıklayamıyorsunuz. Çünkü taşı çuvala siz koydunuz.
♦♦♦♦♦
Sıradaki fikstüre bakalım. Önce içerde Alanyaspor, ardından yine Kadıköy'de Slavia Prag. İkisini de kazanmak zor görünmüyor. Peki sonra gelen Galatasaray derbisi?
Kartal’ı kulübeye ayak bileğinde prangayla bıraktınız. Futbolcuların gözünde sözünün ağırlığı kalmamış, büyük isimlerle arasındaki hava Boğaz’dan esen poyraz kadar soğuk.
Radyonun ayarını bozan ne Villa’nın kalitesi ne İngiliz futbolunun temposu. Düğme başından beri yönetim katında, sizin elinizde. Bu fotoğraftan başarı çıkmaz.
Olsa olsa bir sonraki cızırtının provası çıkar.