Başkan Aziz Yıldırım, mayısta mikrofonun karşısına geçti ve kendini tarif etti: "Ben başkan değil, liderim. Başkan olmaya gelmiyorum. Fenerbahçe'yi bir lider olarak yeniden toparlamaya geliyorum." Ardından da niyetlerini sıraladı; camiada birlik olacak, kulübe dönük operasyon varsa duracaktı.
Sözler güzel. Baharın gelişini müjdeleyen mayısın havası da güzeldir zaten. Marifet, eylül geldiğinde mayısın güneşini özletmemekte.
♦♦♦♦♦
Operasyondan başlayalım. Ligde beş hafta geride kaldı, bunların üçünde hakem kararları Fenerbahçe'nin puan hanesine negatif olarak doğrudan dokundu. Durduruldu mu? Hayır.
Birliğe gelelim. Doğrusu, yanlışı, faydası, zararı tartışılır; ama Fenerbahçe için emek vermiş Acun Ilıcalı gibi bir isimle loca kavgasına tutuşuldu. Tribünün göbeğindeki o cam bölme, sahayı en iyi gören yer. Kavganın oradan başlaması, birliğin nereden çatladığını da gösteriyor.
Toparlanmaya gelince, son İsmail Kartal krizinden sonra bu konuya değinmeye gerek bile yok. Fenerbahçe, yerden yere vurulan Ali Koç döneminde bile bu kadar dağılmadı. Ali Koç'la hocasız geçen 336 günde bile böyle bir manzara çıkmamıştı ortaya.
Verilen öteki sözlere hiç girmiyorum. Aynı cümleleri döne döne konuşuyoruz.
♦♦♦♦♦
İki üç yılda derlenip toplanan bir kadro elden çıkarıldı. Yerine, kariyerinin son yıllarını ekran karşısında Fenerbahçe'yi eleştirerek geçirmiş Oğuz Çetin'e "buyur, kadroyu sen kur" denildi ve tam yetki verildi. Bugün gelinen noktanın özeti budur.
"Biz daha önce şampiyon yaptık, yine yaparız" diyerek göreve gelenlerin kadro planlamasını bile beceremediğini, camia acı biçimde öğrendi. Geçmişi bilen için sürpriz değil. Ama rekor oyla sandıktan çıkaranların da payı var. Takvim daha eylülü gösteriyor ve gerçek, yüze tokat gibi indi.
♦♦♦♦♦
Peki İsmail Kartal krizinin asıl sebebi neydi? Atılan su şişesi mi? Geçelim.
Kadrodaki bazı yabancı yıldızlar, İsmail Kartal'ın oyun fikrinden mutsuz ve umutsuz. Şikayetler yukarıya, Oğuz Çetin'e taşınıyor. Oğuz Çetin ise Samandıra'da sözünün geçmesini istiyor. İsmail Hoca'yla bu yolun yürünmeyeceğini anlayınca, perde arkasında hoca arayışı başlıyor. Roma maçından sonra gelen "Alın takımınızı başınıza çalın" resti, aylardır kısık ateşte kaynayan tencerenin kapağını havaya kaldırdı.
Sezon başını hatırlayın. Oğuz Çetin her maç sonu teknik adam ağzıyla konuşuyordu. Mesela, Kadıköy'deki Lyon maçından sonra ne demişti? "Üçüncü bölgede etkin olmalıyız." "Fizik kondisyonumuz yetersiz." "Böyle maçlarda skoru almalıyız."
Bunlar taraftara analiz değildi. Yan odaya mesajdı.
♦♦♦♦♦
Lyon rövanşının ardından İsmail Kartal ne dedi peki?
"Bu maçların iki ayaklı olduğunu söyledim. Anlamak isteyenler anladı, anlamak istemeyenler bizi linçledi."
Yetinmedi. Oğuz Çetin'in can dostu Rıdvan Dilmen'in kendisine yönelik eleştirilerine de şunu ekledi: "Siz nasıl Fenerbahçelisiniz? Bizimle misiniz? Değil misiniz? Ben bunlarla ilgili yakında açıklayacağım. Taraftarlara isim isim vereceğim."
İsim verecekti. Vermedi. Çünkü ucu Oğuz Çetin'e uzanan mesele, ses çıkarmadan örtüldü.
♦♦♦♦♦
Fenerbahçe'de "camianın evladı" lafı bir madalya gibi göğse takılır. Buyurun, evlatlar iş başında. Fenerbahçe böyle krizlerle boğuşurken, 'Sıra bize de gelir mi?' diye kenarda avuçlarını kaşıyan 'evlatlar' da cabası...
Aziz Yıldırım ekibine fazla güvendi. Samandıra'yı da futbol şubesini de yanındaki isimlere emanet etti. Manzara ortada, kılavuza da gerek bırakmıyor.
Seçimden önce yazmıştım. Bu kulübün 2001'deki Aziz Yıldırım heyecanına ihtiyacı var demiştim. O heyecan ne Aziz Bey'de kaldı ne de etrafındakilerde o vizyon. Eskiyen, yalnızca takvim değil.
Mayısta "Ben liderim" dediniz sayın başkan.
Fenerbahçe eylülde başkan arıyor.