ACAYİP YAZILAR

Okuldaki bir öğretmen, öğrencilerden gelecekte ne olmak istediklerini yazmalarını istedi…

Çocukların hepsi “doktor, mühendis, bilim insanı, polis, asker” olmak istediğini yazarken bir çocuğun cevabı çok farklıydı.

Çocuk şöyle yazdı: “En büyük dileğim yaşlı bir vatandaş olmak, çünkü bu en eğlenceli olanı gibi görünüyor!”

Ve şöyle devam etti:

Çünkü dedem;

Sabahları geç uyanabiliyor.

İstediği zaman öğleden sonra uyuyabiliyor.

Huzur içinde televizyon izliyor ve akşamları erken uyuyor.

Ödevi, sınavı ve özel dersi yok.

İşi yoksa, bir ağacın altında oturup serin esintinin tadını çıkarabilir veya parka gidip arkadaşlarıyla satranç oynayabilir.

İstediği kadar video oyunu oynayabilir ve kimse şikayet etmez.

Sabah kahvesi, öğleden sonra çayı, akşam sütü … Hayat harika!

Otobüslerde ücretsiz seyahat, hatta iyi insanlar ona yer bile teklif ediyor.

Trenlerde ve sinemalarda yarı fiyatlı biletler.

İstediği her şeyi yiyebilir çünkü kimse onu durdurmaz.

İstediği her şeyi yapabilir, şarkı söyleyebilir, dans edebilir, resim yapabilir, piyano veya trompet çalabilir, dağlara tırmanabilir veya yürüyüşe çıkabilir.

Ve cebinde parası varsa, istediği yere seyahat edebilir!

Yani, Yaşlı vatandaş olmak gerçekten harika!”

BU MESAJI OKUYAN BİRİNİN ALTINA YAZDIĞI YORUM: Bu tarifteki yaşlı vatandaş Türk değil- Türkiye’de de değil. Kesin bilgi.

ÇOK GÜLDÜM

Bu hafta bir pazar fıkramız var

Pazar günlerinin tiryakisi olduğunuz Yıldırım Tuna bu hafta için bir fıkra göndermiş.

Birlikte okuyalım:

Yeni mezun matematik öğretmeni kız, ilk atandığı sınıfa heyecanla girdiğinde, öğrencilerin kavga edip birbirlerine sandalye fırlattıklarını, bazılarının sınıfta sigara içip dumanıyla halkalar çıkardığını görünce ister istemez dehşete düşüp “Merhaba çocuklar” demiş ve bin bir küfrün yanı sıra “Yürrüüü, enseni görelim” cevabını alıp, ağlayarak müdürün odasına koşmuş ve olayı anlatmış...

“Evet, çocuklarımız bu şehrin en tehlikeli bölgesinden ve maalesef aile içinde ve o çevrede böyle yetişiyorlar” diye cevap vermiş müdür üzülerek, “Ama ilgilerini çekebilirsen mesleğini kolaylıkla yapabilirsin. Gel sana göstereyim.”

Yeni öğretmen ve müdür birlikte sınıfın kapısına gelmişler, müdür kapıyı tekmeleyerek açmış, yumruğunu kürsüye patlatıp “HEYYT.. BİZİM MANYAKLAR!” diye bağırmış.

Koro halinde “SELAM PATRON!” diye gelmiş cevap,

“Yan mahalledeki kıllar toplanmış. Bizi bekliyorlar, fakat sayıları bizim sayımızın karesi kadar!”

“KARESİ DEDİĞİN ŞEY DE NE?”

“Tamam çocuklar. O zaman yeni öğretmeniniz bugün size bu konuyu anlatacak!”

FIKRA GİBİ

Yavaş yavaş düşecekmiş

Kabinede en bayıldığım kişi Maliye Bakanı Mehmet Şimşek.

Çünkü Şimşek pembe tablo çizmeye çalışıyor ama palavra sıkmıyor.

Bazen açıkça bazen üstü kapalı gerçeği dile getiriyor.

En son Londra’da para piyasası devlerine konuşmuş ve demiş ki “Programa yönelik siyasi sahiplenme güçlü biçimde sürüyor, enflasyonun daha yavaş bir hızda da olsa düşüşünü sürdürmesi muhtemel.”

Kelimeye dikkat, “muhtemel” diyor yani “belki” ama “kesin” değil.

Şimşek “erken seçim ihtimalinin de düşük olduğunu” söylemiş.

Bakın o da “kesin” değil “belki” de olabilir.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Ölü Deniz değil Kızıl Deniz olsaydı

Gazeteci Erdem Beliğ Zaman’ın hafta sonu için gönderdiği iğnelemeleri haydi birlikte okuyalım;

Esprileri oldukça makul eleştiriler barındırmasına rağmen genç komedyen Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz adlı gösterisi iktidar cenahı tarafından hedef tahtasına oturtuldu hatta gösterisinden paylaşılan bazı kesitler “millî güvenlik sorunu” teşkil ettiği gerekçesiyle sansürlendi… Gösteri, bir de sert eleştiriler içerseydi ve adı Kızıl Deniz olsaydı yapılacakları siz düşünün! Köylerini maden talancılarına karşı savunan köylülere, “Sovyetler Birliği dağıldı siz de dağılın!” diyecek memurlara sahip bir ülkede bunu düşünmek bile istemiyorum!

***

Seçimden sonra onlarca belediye başkanı partisinden istifa edip AKP’ye katılmış… Ben, AKP’nin yerinde olsam bundan sonra seçim kazanmak için boşuna çaba sarfetmezdim… Etraf o kadar dönek doluyken; tehditle, şantajla kazanan adayı partime katardım!

H H H

Ankara’da yapılacak NATO zirvesine, aralarında Nefes’in de bulunduğu belli başlı muhalif gazetelerin katılım talebi kabul edilmemiş… Anlaşılan, “biz bize takılalım” istemişler!