Son günlerde en çok konuşulan konuların başında Ergenekon davası sırasında tutuklanan ve mahkemeye çıkmasına çok az zaman kala kaldığı koğuşta ölen Kâşif Kozinoğlu geliyor.
Öldüğü sırada ve sonrasında da bu ölümün normal olmadığı, bir tür infaza kurban edildiği çok söylendi ama bir sonuç alınamadı.
Şimdi ise Akın Gürlek’in “Geçmiş davalara yeniden bakıyoruz, üstü kapatılan hiçbir şey kalmayacak” açıklamasında sonra Kozinoğlu’nun ölümü de mercek altına alındı.
Soruşturmanın yeniden açılması ile de Kozinoğlu’nun ölümünden hemen önce ve sonrasında iki bölümü yayınlanan Kurtlar Vadisi dizisi gündeme geldi.
Çünkü neredeyse tamamı gerçek olaylardan yararlanılarak senaryosu yazılan Kurtlar Vadisi’nin bu iki bölümünde sahnelenenler Kâşif Kozinoğlu olayı ile neredeyse birebir uyuşuyor.
Olay dallanıp budaklanınca savcılar harekete geçerek dizinin senaristlerini bilgi amaçlı ifadeye çağırdı.
Senaristler ifadelerinde senaryo yazılımında kesinlikle bir telkin olmadığını, olay ve isimlerin tamamen tesadüf eseri olduğunu söylediler.
İyi de aklımızda oynanıyor gibi hissediyorum.
Dizideki karakolda şırınga ile zehirlenerek öldürülen kişinin adı Kazım Kaşifoğlu.
Hapiste öldürüldüğü ileri sürülen eski MİT elemanının adı ise Kâşif Kozinoğlu.
Tamamen tesadüf öyle mi?
Allah Allah.
Savcılar acaba senaristlere “Kazım Kaşifoğlu adı nereden aklınıza geldi?” diye sormuşlar mıdır?
Kâşif Kozinoğlu yapılacak araştırmalardan sonra gerçekten eceliyle değil de bir başka etki ile öldüğü yani bir cinayete kurban gittiği saptanırsa “Her şey tamamen bir tesadüf” diyen senaristler de bir anda “tanık” olmaktan “şüpheli” durumuna düşecektir.
Kozinoğlu eceliyle mi öldü yoksa öldürüldü mü, bu konuda net bir şey yazmam mümkün değil.
Ama kesin bildiğim bir noktayı yazayım;
Kurtlar Vadisi dizisinin izlenme rekoru kırdığı dönemde konuştuğum devletin en önemli isimlerinden biri “Diziyi biz de merakla izliyoruz, hatta atladığımız bir şey var mı diye de bakıyoruz” demişti.
Yani o dizideki hiçbir şey tesadüf falan değildi, olaylar ve kişiler tamamen gerçekti.
MERAK ETTİĞİM ŞEYLER
Apo’ya ev nasıl yapılabiliyor?
Yandaş gazeteci Nagehan Alçı’nın MHP Genel Başkanı Bahçeli ile yaptığı konuşma sayesinde terör örgütü lideri Abdullah Öcalan için İmralı’da bir villa yapıldığını öğrenmiş olduk daha doğrusu aldığımız duyumun gerçek olduğu ortaya çıktı.
Ama neymiş, Apo kendisine bir statü tanınmadan bu eve geçmeyi reddediyormuş, sürece dahil olduğunda bu evde yaşayacakmış.
Ama pek konuşulmayan bir şey var.
Abdullah Öcalan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum.
Cezaevinde hangi koşullarda kalacağı, görüşmelerini nasıl yapacağı kanunla belirleniyor.
Ama böyle bir hükümlü için bir ev inşa edilmesi ve bunun kullanımının da kişinin kararına bırakılması hiçbir kanuna uymuyor.
Bahçeli aslında kanunsuzca yapılan bir işi ifşa etmiş olmadı mı şimdi?
Belli ki Bahçeli ‘kurucu önder’ dediği Apo’nun bir an evvel rahatlamasını öyle çok istiyor ki henüz kanun falan çıkarılmadan durumu anlamayı bir görev sayıyor.
GÜNÜN SÖZÜ
Bahanesi çok bir ülkede yaşıyoruz...
Kara paracısın...
Bahisçisin...
Teşhircisin...
Yalan habercisin...
FETÖ’cüsün...
Bunlardan biri değilsen bile muhalifsen, o da yeter...
Ahmet ÜSTÜN
BAŞIMDAN GEÇEN ŞEYLER
Vay canına; kırmızı ışıkta geçmişim
Geçen hafta mail kutuma bir ceza tebligatı geldi.
Buna göre anılan tarihte saat 20.01’de Barbaros Bulvarı üzerinde kırmızı ışıkta geçmişim.
Ceza olarak da 5 bin lira uygun bulunmuş.
Tebligatta fotoğraf yok.
Gerçekten çok şaşırdım.
Çünkü bugüne kadar tuzak sonucu hız ve şerit cezası yedim bir ya da iki kez, bunun dışında tek cezam bile yok.
Ayrıca ışık olmasa bile her yaya geçidinde yavaşlayan ve biri yola çıkmak için bekliyorsa durup yol veren biriyim.
Barbaros Bulvarı üzerinde üç trafik ışığı var.
Biri Shell benzincinin önünde, biri Darphane, biri de Ortaköy kavşağında.
İki ışık da Beşiktaş meydanına çok yakın yerde var ama aylardır Barbaros’tan Beşiktaş’a hiç inmedim hep Boğaz Köprüsü kavşağından saptım.
Söz konusu üç ışıkta kırmızı yandığında durmadan geçmek neredeyse olanaksız, çünkü yandan katılımı göremiyorsunuz, yolun boş olup olmadığını anlamıyorsunuz.
Merakım şu; Bu ceza neye göre yazıldı?
Sordum, itiraz etmek için mahkemeye başvurmak gerekiyormuş, onu da benim kanıtlamam gerek, aksi halde mahkeme aleyhinize karar veriyor cezaya bir de devletin avukatlarının ücreti ekleniyor ki o da 20 bin liradan aşağı değil.