İşe bakın, iktidara geldiğinde ‘dindar nesil yetiştireceğiz’ diyen AKP iktidarı şimdi ‘dindar nesil’ yetiştirememiş olmaktan yakınıyor.

Erdoğan sadece ‘dindar’ da demiyordu.

‘Dindar ve kindar’ bir nesilden söz ediyordu.

Şu an AKP iktidarı 24’üncü yılında.

Bir nesli lise çağına gelmiş çocuklardan hesap edersek, AKP iktidarı boyunca 4 nesil genç yetişmiş durumda.

Ama bunlar ‘dindar ve kindar’ değiller.

AKP’nin milletvekilliği de yapmış olan yazarlarından Resul Tosun bu durumu şöyle yazmış:

“Devletimizin, çocukların fiziki güvenliğini ve sağlığını düşünen tedbirler alırken ruh dünyasını istismarcılara karşı korumasız bıraktığı acı bir gerçektir. Onun için diyorum ki hem çocuklarımızın istismarlara karşı korunması, hem ülkemizin güvenliğini pekiştirme gerekçesiyle ilkokuldan üniversite son sınıfa kadar sahih İslam’ı kademe kademe çocuklarımıza zorunlu ders olarak düşünelim.”

Daha ana okulunda başlayan din eğitimi yetmiyor ki üniversite son sınıfa kadar hangi branşta olursa olsun din eğitimi istiyorlar.

Çünkü bütün zorlamalara hatta ortada başka okul bırakmadan açılan İmam Hatiplere rağmen bu okullara gidenler yüzde 10-14 oranında.

Yine “mahalle baskısı” nedeniyle İmam Hatiplere gitmeyen her öğrencinin seçmeli Siyer ve Kuran derslerine katılacağı hesaplanmıştı ama o seçmeli dersler de ortaokullarda yüzde 15, liselerde ise yüzde 3.5’te kalmış durumda.

Yani dini baskılar ve zorlamalar gençleri dine yöneltmiyor, tam tersine kaçırıyor. Böylelikle dindar nesil yaratmak isterken teknoloji ve özellikle yapay zekadan yararlanan ve kendilerine anlatılan dini sorgulayan gençler, dindar olmak yerine deist oluyor.

O halde iktidar sahipleri bir daha düşünmeli ve baskıyla, zorlamayla din eğitimi vermeye kalkmanın aslında dine de zarar verdiğini görmeliler.

Ama belli ki bu konuda sağduyulu davranmaları pek mümkün değil, tam tersine din eğitimini üniversitelerde de mecburi hale getirerek mesafe alacaklarına inanıyorlar.

Oysa bunun da çok ters tepeceği çok ortada değil mi?

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Dedetaş’ı çıkarmayacaklar galiba

Üsküdar’da halkın yarısına yakınından oy alarak seçilen ama tuhaf bir yolsuzluk soruşturması sonucu tutuklanarak görevinden alınan Sinem Dedetaş’ın yerine yeni bir başkan vekili seçildi.

Bu başkanvekili AKP’den biri oldu.

Ama ne numaralarla…

Bazı CHP’li üyeler ‘her nasılsa’ partilerinden istifa ettiler, bazıları ise soruşturma kapsamı adı altında tutuklandı, böylelikle AKP Üsküdar belediye meclisinde sayısal üstünlüğü sağladı ve Dündar Ziya Gültekin isimli kişiyi seçti.

Şimdi bu başkan vekili sanki Üsküdar’ın ‘seçilmiş’ belediye başkanı gibi sokak sokak geziyor, esnafla konuşuyor, vaatlerde bulunuyor.

Oysa Gültekin asıl belediye başkanı değil, sadece vekil, eğer Sinem Dedetaş tahliye edilirse belediye başkanlığına dönecek.

Ama vekil başkanın ‘bir bildiği’ var ki sanki Dedetaş hapisten çıkmayacak ve kendisi dönem sonuna kadar belediye başkanı kalacakmış gibi davranıyor.

BUNU YAZMAK GEREK

Valiyi hedef almak doğru değil

Cumartesi günü Üsküdar mitinginde konuşan Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul valisi Davut Gül’ü hedef alarak “Bu vali AKP bayrağı ile sokakta geziyor gibi” dedi.

Valiye öfke şundan;

Belediye başkan vekili seçimi sırasında vali salona oy kullanacak meclis üyeleri dışında kimsenin girmesine izin vermemişti.

Ancak vali, hakkındaki suçlamalara karşı yaptığı açıklamada ‘kararı kendisinin değil savcının verdiğini’ belirterek ‘kamu görevlilerinin bu tür suçlamalarla karalanmasının yanlış olduğunu’ söyledi.

Özgür Özel bazen çok kaptırıyor. An itibarıyla devletin valisiyle uğraşmanın pratikte bir yararı yok çünkü iktidar bu konularda her türlü önlemi alıyor, kitabına uyduruyor.

O halde şikâyet etmek ve hedef göstermek yerine halka güven verecek, derhal bir erken seçim yapılmasını sağlayacak hamleler hazırlamalı.

GÜNÜN SÖZÜ

Yavvv kaç defa yazdık?

Geçin AKP’ye diye...

Ne kalın kafalısınız...

Dışardan muhalefet olmaz...

Geçin AKP’ye orada yapın muhalefetinizi...

Biz ne yapıyoruz, ana muhalefeti bölüyoruz, iktidar olmak için...

Kale içten kuşatılır...

Ahmet ÜSTÜN

ÖNERİ

‘Ey özgürlük’ daha uygun olur

Önce CHP’nin Saraçhane ve sonrası mitinglerinde şimdi de Yeni Parti mitinglerinde çalınan ‘Yiğidim aslanım’ ağıtı sorun oldu.

Çünkü eserin bestecisi Zülfü Livaneli “Yeni Parti mitinglerinde artık bu parça çalınmamalı” dedi.

Gerekçesi şu: “Bu bir ağıt, mitinglerde halkı coşkulandıracak başka müzikler çalınmalı.”

Bana göre Zülfü Livaneli çok haklı.

Çünkü çok güzel bir eser olan ‘Yiğidim aslanım’ ağır temposuyla coşkudan çok hüzün ve umutsuzluk veriyor mitinglerde.

Bunun yerine yine herkesin birlikte söyleyeceği ‘Ey özgürlük’ parçası çok daha etkili bir coşku yaratabilir.