Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ’ın yargılandığı casusluk davasının duruşması devam ediyor. Silivri’de dün duruşmanın ikinci günüydü.
Konuyla ilgili Türk Ceza Kanunu (TCK) maddelerini daha önce yazmış, TCK’daki suç tanımının somut unsurları bakımından bu davadaki suçlamaların absürt olduğunu ifade etmiştim.
Bugün de aynı davayı casuslukla ilgili evrensel kabul görmüş tanımlardan yola çıkarak ele alacağım ve Gazeteci Merdan Yanardağ’ın savunması ışığında davanın omurgasının nasıl yanlış oluşturulduğunu anlatmaya çalışacağım.
***
“Casusluk” denince dünyanın her yerinde insanın aklına “bir devletin, kurumun veya şirketin gizli, stratejik ya da askeri bilgilerini, sahibinin izni olmaksızın yasadışı yollarla, teknolojiyi de kullanarak elde etme ve araştırma, aktarma faaliyeti” gelir.
“Casus” ise kesin olarak bir istihbarat örgütü için sırları çalmak üzere kullanılan kişi olarak tanımlanır. Bir casus ya gönüllü olur ya da ideoloji, vatanseverlik, para veya şantajdan aşka kadar birçok başka nedenden dolayı bilgi çalmaya yardım etmek üzere işe alınır.
Bir casusun istihbarat açısından en önemli niteliği değerli bilgilere erişebilme kapasitesidir. Bir bakan, üst düzey bir bürokrat çok nitelikli bir casus olabilir ama bir hükümet binasında görev yapan çaycı dahi erişebilme kapasitesine göre iyi bir casusa dönüşebilir. Türkiye’ye karşı en önemli casusluk faaliyetlerinden birini ABD Büyükelçiliği’ndeki bir bahçıvan yapmıştır. Çankaya Köşkü’nün bahçıvanıyla iyi ilişkiler kurarak Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın odasına saksılarda dinleme cihazları koymayı başarmıştır. (Bkz. Gizli Kulaklar Ülkesi/Faruk Bildirici)
Bir de gelişen teknolojiyle karşımıza çıkan siber casusluk meselesi var. O da genellikle “devlet sırlarına, gizli bilgilere bilgisayar sistemleri kullanarak/bilgisayarlık korsanlığı yöntemleriyle ulaşmak ve çalmak” olarak tanımlanabilir.
İstanbul’da görülen Casusluk Davası aslında bir “çift dikiş” durumu. Zira dava dosyasındaki her şey, İBB davasındaki eylem 13’ün karbon kopyası gibi.
Neden ayrı bir dosya açıp ayrı bir dava yürütüyorlar anlamak zor.
Merdan Yanardağ dün savunma yaparken şimdi Adalet Bakan Yardımcısı olan soruşturma savcısının iddianamesinden şu bölüme dikkat çekti:
“Niteliği gereği gizli olan bilginin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zararına, yabancı bir devlet yararına temin edilmesi ya da açıklanması gerekmekte ise de casus ile casusluğu talep eden arasında bu bilgi ve belgenin karşı tarafa aktarılmasına yönelik bir anlaşmanın bulunması şart değildir.”
Siz bu cümleden ne anladınız?
Savcı, resmen TCK’daki casusluk suçu unsurlarının bu davada oluşmadığına dikkat çekiyor ve “bu şart değil” diyerek, davanın zeminini bizzat kendi eliyle yok ediyor.
Biraz açmak gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zararına bir eylem gerekiyor. Ortada böyle bir eylem yok. Zorlasanız Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerini kazanmasının Türkiye Cumhuriyeti’nin zararına olduğu sonucu çıkar ki o da siyasetin varlık nedenini reddetmek anlamına gelir.
Diğer taraftan, savcının dikkat çektiği üzere ortada casusluğu talep eden bir istihbarat örgütü de yok. Casuslukla suçlanan sanıkların olmayan bir istihbarat örgütüyle teması da doğal olarak olmaz. Yani bilgiyi talep eden yok. Bilgiyi sağlamayı taahhüt eden yok. Ancak savcıya göre bu şart değil.
***
Merdan Yanardağ da savunmasında iki doktora tezi ve bir makalede yer alan tezlerden yola çıkılarak suç yaratılmaya çalışıldığına dikkat çekiyor ve şu soruları soruyor:
“Burada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı suç sayıyor bu iddianame. Seçimlerde bir adayı desteklemek ne zamandan beri suç? Ekrem İmamoğlu’na destek vermiş olmak ya da Ahmet ya da Leyla neyse bu aday, kim ise eğer, hangi siyasal partideyse, hangi felsefi görüşe sahipse bunlardan birini desteklemek nasıl bir casusluk faaliyeti olabiliyor? Bir de Türkiye geneline yayılmış. E Türkiye’de de iktidar oluyorsun bu siyasetin mantığı. İddianame siyaset yapmayı yasaklamaya çalışıyor. Peki kime karşı siyaset yapmayı yasaklamaya çalışıyor? İktidara karşı.”
Bu sorular son derece net ve meşru sorulardır. Cevapları da bellidir.
32 yıldır gazeteciyim. Önemli bölümünü diplomasi muhabiri olarak geçirdim. Hala diplomasi ve dış haberlerle haşır neşirim. Haliyle casusluk faaliyetleri de işimizi yaparken karşımıza çıkan haber konularından biridir. Gelin görün ki ben onlarca yıldır böyle bir casusluk faaliyeti görmedim. Eminim bu davaya en çok gerçek casuslar gülüyordur.
Bu arada son bir not düşeyim:
İddianamedeki eylem casusluk suçuysa, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kimlik bilgilerini X, META, Youtube, Tiktok gibi sosyal mecra şirketlerine vermek zorunda bırakacak olması da casusluk suçu sayılabilir.
Benden söylemesi!