Bir gazeteci daha tutuklandı.

İsmail Arı’nın, dezenformasyonla mücadele yasası adıyla yapılan düzenlemeye (TCK 217/A) dayanarak tutuklandığı bilgisi paylaşıldı.

Bunları defalarca yazdım.

Sıkıldıysanız kusura bakmayın ama bıkmadan usanmadan tekrar tekrar yazıp hatırlatacağım.

TCK’nın 217/A maddesine göre bu suçun gerçekleşmesi için aranan şartlar şöyle:

1- Eylemin amacı “Halk arasında endişe korku ve panik yaratmak” olmalı.

2- Eylem, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığıyla ilgili olmalı.

3- Birinci maddedeki amaçla, ikinci maddede belirtilen konularla ilgili gerçeğe aykırı bilgiyi yaymak.

Birine TCK 217/A maddesi kapsamında ceza vermek için bu üç maddenin de aynı anda ve eksiksiz gerçekleşmesi gerekiyor.

Üstelik, 218. maddede de gazetecilik faaliyeti kapsamında yapılan yorum ve haberlerin 217/A maddesinin kapsamı dışında olduğu özellikle vurgulanıyor.

***

Gazeteci Alican Uludağ’a da bu madde işletilmişti.

Şimdi İsmail Arı’ya da bu madde işletiliyor.

Daha önce tutuklanan, gözaltına alınan gazetecilere de bu madde işletiliyordu.

Ben denizin de bu madde kapsamında açılmış soruşturmaları var.

Bu madde TBMM’de görüşülürken biz “sansür düzenlemesi” diye karşı çıkıyorduk ve bu maddenin gazetecileri susturmak için kullanılacağı uyarısı yapıyorduk.

Hüseyin Yayman, Efkan Ala, Ömer Çelik, Abdullah Güler, Hayati Yazıcı ve Özlem Zengin gibi AK Parti’nin anlı şanlı demokratları ise bize “Merak etmeyin, maddede sayılan tüm unsurların aynı anda gerçekleşmesi gerekiyor. Üstelik gazetecilik faaliyeti kapsam dışı” diyerek yanıt veriyordu.

Tam tahmin ettiğimiz gibi oldu.

Biz haklı çıktık.

Bu kanunu cansiperane bir şekilde savunan AK Partili demokratlar, sohbetlerinde gizli gizi bu gözaltı ve tutukluluk kararlarının yanlış olduğunu söylüyorlar. Ancak kamuoyu karşısında sus pus oluyorlar.

***

Bir de demokrat görünme kaygısı olmayan AK Partililer var. Onlar da şunu diyecekler:

“Tutuklamalar sadece 217/A maddesinden olmuyor. Kamu görevlilerine ve Cumhurbaşkanı’na hakaret gibi suçlar da işleniyor.”

Kendilerine “Peki nedir o hakaret cümleleri?” diye sorunca da onlar sus pus oluyorlar.

Olay artık şundan ibaret:

Bir gazetecinin tutuklanmasına karar verildi mi Stalin’in sağ kolu Beria’nın yöntemi devreye giriyor:

“Sen getir adamı, ben (tutuklama) maddeleri(ni) bulurum.”

Yani “Siz alın getirin gazeteciyi, biz tutuklama maddelerini de buluruz.”

Alican Uludağ için bula bula 22 X mesajını toplayıp dosyaladılar.

İsmail Arı için son ana kadar X profilinde ve Google’da kazı yaptılar.

Ancak iki soruşturmada da insanları ikna edecek bir gerekçe üretemediler.

***

Bir de şöyle bir sorun var:

Tutuklama istisna bir düzenlemedir.

Kuvvetli suç şüphesi varsa, kaçma şüphesi varsa, delillerin karartılması ihtimali varsa tutuklama tedbirine başvurulur.

Gazeteci soruşturmalarına konu edilen suçlarda şüphe olmaz. Zira eylem ya sözdür ya yazı. Söz ve yazı konusunda şüphe varsa zaten gazetecinin lehine bir durumdur.

Gazeteci soruşturmalarında kullanılan maddelerin zaten yatarı yok denecek kadar az. Yatarı dahi olmayan bir suçlama nedeniyle kaçmak, dünyanın en salakça durumu olsa gerek.

Gazeteci soruşturmalarında deliller zaten gazetecilerin sözleri ya da yazılarıdır. Onlar da dosyaya konulmuş oluyor. O halde delil karartma ihtimali de yoktur.

O halde tutuklama tedbirinin amacı nedir?

***

Anlayacağınız, nereden baksanız tutarsızlık, nereden baksanız hukuka aykırılık.

Bir son not daha:

Eskiden iktidarın savunması “onlar gazeteci değil, terörist” diye özetlenirdi.

Şimdi “gazeteci düşmanlığı” o kadar alenileşti ki onu dahi söyle(ye)miyorlar.

Çünkü bu uygulamalar Türkiye’ye yakışmasa da AK Parti’ye çok yakışıyor.