İran-ABD/İsrail savaşı geçen cumartesi günü tehlikeli bir aşamaya geçti.
ABD ile İsrail, İran’daki Natanz Nükleer Tesisini hedef alıyor.
İran ise İsrail’in ünlü nükleer araştırma tesisi Negev Nükleer Araştırma Merkezi’nin bulunduğu Dimona şehrini hedef alarak misilleme yaptı.
İran balistik füzelerinin bir başka hedefi de Hint Okyanusu’nda İran’a 4 bin km uzaklıkta bulunan Chagos Adaları’ndaki İngiliz üssü Diego Garcia Üssü oldu.
Bu gelişmelerden yola çıkarak bazı tespitler yapmakta yarar var:
1- Nükleer tehlike
- İsrail, nükleer askeri güç konusunda “asla kabul etme ya da reddetme” anlamına gelen Nuclear Opacity (Nükleer belirsizlik) politikası izlediğinden, Negev’in bilimsel bir araştırma merkezi olduğu izlenimi veriyor. Ancak veriler Negev’in İsrail’in askeri nükleer programının kalbi olduğunu, tesiste 100’e yakın nükleer silah başlığı bulunduğunu gösteriyor.
Ağır su reaktörünün olduğu tesiste nükleer silah yapımında kullanılan Plütonyum (Pu-239) ile hidrojen bombası gibi termonükleer silahların üretiminde güç artırıcı olarak kullanılan trityum üretiliyor.
Savaş başlıkları, tetikleme sistemleri gibi mühendislik ürünlerinin üretimi de Negev’in temel işlevleri arasında.
Tesisin büyük bölümünün yer altında olduğu ve olağanüstü güvenlik önlemleriyle korunduğu biliniyor. Ancak İran’ın kendi nükleer tesisi Natanz’a yönelik ABD/İsrail saldırısından sonra Dimona’yı hedef alması, “Negev’i vururuz” mesajı içeriyordu.
- İran ise Natanz’da gaz santrifüjleri kullanıyor ve doğal uranyumda binde 7 oranında olan uranyum-235 miktarını artırmaya çalışıyor. ABD ve İsrail’in iddiasına göre İranlı bilim insanları bu oranı Yüzde 60’a çıkarmayı başardı ve nükleer silah için uygun hale getirmeye çok yaklaştılar.
İran da İsrail gibi Natanz’ın büyük bölümünü yer altında kalın betonlar ve kayaların altında inşa etmiş vaziyette.
ABD ve İsrail yıllardır kimi zaman siber saldırılarla, kimi zaman güç kaynaklarını imha ederek, kimi zaman sığınak delici bombalarla saldırarak Natanz’ı hedef alıyor.
Ancak, adeta bir dağın altına gömülü olan tesisler tam olarak yok edilemiyor.
- Natanz ya da Negev’de ortaya çıkacak bir nükleer sızıntı bölgeyi de Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiriyor.
Bir başka tehlike daha var: İran’ın balistik füze saldırıları karşısında etkisiz kalmaya başlayan İsrail, gözünü karartıp İran’da taktik nükleer silah kullanabilir.
O nedenle dünya liderlerinin, özellikle de hem İran hem İsrail’de ortaya çıkabilecek nükleer serpintiden doğrudan etkilenecek Türkiye’nin taraflara “nükleer tesislerden uzak durun” çağrısı yapması şart oldu.
***
2- Balistik füze tehlikesi
28 Şubat 2026 gününden bu yana ABD ve İsrail’in İran’da kullandığı silahların gücüne şahitlik ediyoruz.
İzlediğimiz bir başka silah gücü de İran’ın balistik füze ve drone gücü.
İsrail’i ve bölge ülkelerindeki hava üslerini hedef alan ve hava savunma sistemlerini aşma oranını yükselten İran’ın Hint Okyanusu’nda bulunan Chagos Adaları’ndaki İngiliz üssü Diego Garcia Üssü’nü hedef alması da bu işte geldikleri seviyeyi gösteriyor.
Düşünsenize, İran’dan havalanan bir balistik füze 4 bin kilometre uzaktaki Diego Garcia Üssü’ne erişebiliyor.
Üsteki hava savunma sistemi bu seferlik üç füzeyi durdurmayı başardı. Ancak biz de bu vesileyle İran’ın elindeki füzelerin nerelere ulaşabildiğini gördük.
***
ABD’nin, İsrail’in, İran’ın, Rusya’nın, Çin’in, Hindistan ve Pakistan’ın ve hatta Kuzey Kore’nin elindeki balistik füze gücünün büyüklüğünün farkında mıyız?
Farkındaysak bu güce karşı nasıl önlemler alıyoruz?
Hangardaki S 400 ya da NATO müttefiklerinin naz yaparak gönderdiği birkaç Patriot bataryası bizi bu tehlikeden korumaya yeter mi?
Son dönemlerde savunma sanayi yatırımlarıyla övünen Türkiye’nin artık bu soruları sorması ve somut yanıtlar vermesi gerekmez mi?
Aynı şekilde, İsrail’de ya da İran’da ortaya çıkabilecek bir nükleer sızıntı konusunda önlemimiz var mı?
Yoksa Çernobil patladıktan sonra yaşadıklarımızı tekrar mı yaşayacağız?
***
Türkiye ne yazık ki ateş çemberinin ortasında ve emperyalistler ile ülkelerini savaş lordları gibi yönetmeye başlayan, uluslararası hukuku tanımayan devlet ve hükümet başkanlarının neler yapabileceğini artık kestiremiyoruz.
Başlıktaki soruyu tekrarlayarak, ülkemizi yönetenlere sormak istiyorum:
Tehlikenin farkında mıyız?