Hürriyet Yazarı Abdulkadir Selvi, dünkü yazısında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la ilgili bir kulis aktarmış.
Kulisin detayları hepimizin malumu olan ve sıkça yazıp çizilen konular.
Benzer şeyleri birkaç haftadır ben de yayınlarımda dile getiriyorum.
Selvi’ye göre Mansur Yavaş şu anda muhalefetin en güçlü adayı. (Bu görüşe katılıyorum hatta bir adım ileri gidip “Mansur Yavaş şu anda Türkiye’nin en güçlü Cumhurbaşkanı adayı” diyorum.) Selvi ayrıca Yavaş’ın aday olmayı çok istediğini ve tutuklanma korkusuyla açıklamadığını ima ediyor.
***
Selvi’nin yazısını buraya taşıyıp üzerinde yazma ihtiyacı duyduğum şey, Mansur Yavaş’ın adaylığı konusunda aktardığı bu kulis bilgileri değildi.
Selvi, farkında olarak ya da farkına varmadan Türkiye’deki hukuk düzeninin ve adaletin geldiği olumsuz noktayı teşhir etmiş.
Şöyle yazmış Selvi:
“Mansur Yavaş’la ilgili olarak Ankara kulislerinde çok şey konuşuluyor. ‘Bu yaştan sonra cezaevine girmek istemiyorum’ dediği söyleniyor. ‘Cumhurbaşkanlığı adaylığına resmi olarak başvurunun başlayacağı takvime kadar başımı öne çıkarmayacağım. Adaylık başvurusu başladığında ise beni tutuklayamazlar. O zaman toplum bu cumhurbaşkanı adayı olduğu için tutuklandı der’, dediği anlatılıyor.”
Ne yazık ki bu kulisi üretenler, Yavaş’ın adaylığıyla tutuklanıp hapse girmesi ihtimali arasında doğrudan bir bağ kuruyor. Gazetecilerin “adaylık/hapis” bağını çokça dillendirmesinin de bu bağın kamuoyunda kabullenilmesini kolaylaştıracağına inanıyorlar.
***
Yazılarında genellikle iktidarı destekleyen ve muhalefeti hedef alan bir gazetecinin Mansur Yavaş’ın adaylığını açıkladığı takdirde tutuklanabileceği ihtimalini bu kadar kolay kabullenmiş olması ne tuhaf değil mi?
Oysa, Mansur Yavaş bir suç işlemişse ve tutuklanmasını gerektiren bir durum varsa zaten tutuklanır. Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklasa da açıklamasa da kendisi açısından durum değişmez, değişmemesi gerekir.
Peki, tutuklanmasını gerektiren bir suç işlememişse, sırf aday olduğu için tutuklanabileceği ihtimalini düşünmek, bunu dillendirmek hukuk devleti açısından tam bir trajedi değil midir?
Ne yazık ki iktidar, hepimizin bu trajik tabloyu normalmiş gibi kabullenmesini istiyor.
Daha net bir ifadeyle söylemek gerekirse, Mansur Yavaş’ın tutuklanması için adaylığını açıklaması değil suç işlemesi yeterli.
Onlarca soruşturma geçirmiş, her işi/işlemi didik didik incelenmiş, kimi zaman sütten ağzı yandığından yoğurdu üfleyerek yemiş, kendi personeline 130’a yakın soruşturma açtırmış bir belediye başkanının, sırf Cumhurbaşkanı adayı olduğu için tutuklanacağını düşünmek bile yanlışken, bunu dillendirmek Türkiye’deki hukuk devletinin geldiği olumsuz noktayı itiraf etmekten başka bir şey olmasa gerek.
CHP’nin “Evet”i İYİ Parti’ye yaradı
AK Parti, MHP ve DEM Parti’nin öncülük ettiği Terörsüz Türkiye Çerçeve Yasası TBMM’de görüşülürken tabandan YENİ Parti’ye “Hayır deyin” çağrısı gelmişti. Özgür Özel ise parti grubunu serbest bırakmış, 35 kişilik parti yöneticileriyle birlikte “evet” oyu kullanmıştı. Son gelen anketlerde şunu fark ettim: YENİ Parti’nin oylarında, çerçeve yasa oylamasından önceki kamuoyu yoklamalarına kıyasla bir miktar düşüş gözleniyor. YENİ Parti oylarındaki bu düşüşe paralel olarak da İYİ Parti’nin oylarında bir miktar artış var.
Öyle anlaşılıyor ki Çerçeve Yasa’ya “evet” demek YENİ Parti’ye oy kaybettirmiş. Bu arada Öcalan’a İmralı adasında müstakil ev yapılması haberleri de milliyetçi kanatta tepkiyi artırıyor. Bu durum da Çerçeve Yasa’ya açıktan cephe açan İYİ Parti’nin oylarını biraz daha artırabileceğini gösteriyor.
Fiili durum millete eziyete dönüşüyor
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda her işlemin suç sayılması, her iddianın tutuklama gerekçesi yapılması muhalefet belediyelerini resmen felç etti. Başta başkanları cezaevinde olan belediyeler olmak üzere muhalefet belediyelerinin çoğu iş yapamaz hale gelmiş vaziyette. İktidarın CHP’li belediyeleri bitirme planı çerçevesinde birbirini izleyen onlarca operasyon yapması, en ufak bir iddiada tutuklama kararı verilmesi nedeniyle bürokratlar imza atmaktan, sorumluluk almaktan korkuyor. Belediyelerde iş ve işlemler kılı kırk yararak yapıldığından süreçler uzuyor. Hizmet bekleyen vatandaş ise mağdur hale geliyor.
İktidar CHP’li belediyeleri bitirmek isterken, milleti cezalandırıyor.