Kaç gündür önceki CHP Genel Başkanının CHP binasını polis baskınıyla boşalttırmasına dair gelişmeleri konuşuyoruz.

Öfkenizin arttığını ve sıkıldığınızı da düşünerek bugün size başka bir konudan söz edeceğim.

Geçen hafta mutluluk anketlerinin lider ülkesi Finlandiya’daydım. Cumhurbaşkanı da dahil yaptığım görüşmelerin detaylarını gelecek günlerde yazacağım.

Bugün size bir Fin okulunda yürütülen, sadece çocuklara değil bize bu gerilimli günleri yaşatan siyasetçilerin de işine yarayacak bir projeyi ve proje kapsamında oynanan oyunu aktaracağım.

***

Projenin adı KIISTA. Türkçesi “anlaşmazlık”.

CMI- Martti Ahtisaari Barış Vakfı tarafından geliştirilmiş. Vakfın eğitim ayağı olan Ahtisaari Günü Projesi’nin bir parçası.

Amacı ortaokul çağındaki öğrencilere çatışma çözme ve diyalog eğitimi vermek.

Temel mantığı şu:Öğrenciler doğrudan gerçek hayata benzeyen kurgu çatışma senaryoları içine giriyor. Hikâye ilerledikçe seçim yapıyor, tartışıyor, çözüm öneriyor.

“Kim haklı?” sorusuna yanıt aramak yerine çatışmayı şiddetsiz çözme becerisini geliştirmeye odaklanıyor.

Çocuklara, aktif dinleme, empati, müzakere, uzlaşma, grup içinde karar alma, kutuplaşmayı azaltma, fikir ayrılığıyla yaşayabilme gibi yetenekleri öğretmeye çalışıyor.

Bir çeşit “dijital akran arabuluculuğu” diyebiliriz.

Çocukların sadece okul içi anlaşmazlıkları çözmesi değil, kimlik, dışlanma, grup baskısı, yanlış bilgi, toplumsal gerilim gibi konularda da bilgi sahibi olması bekleniyor.

***

Oyunun pratikte nasıl oynandığını görmek için pilot proje olarak uygulandığı Puistopolku isimli okulu ziyaret ettik.

450 öğrencisi olan okulda 8 yaş ile 16 yaş arasında çocuklar okuyor. Bizim ilköğretim okulları gibi düşünün.

Oyunu oynayan sınıfta öğrenciler iki grup halinde oturdular. Kendilerini dijital ekrandaki soruları yöneltip cevapları yine ekranda işaretleyen bir öğretmen yönlendirdi.

Çatışma konusu “partiye gitmek isteyen bir kız öğrenciyle babası arasındaki anlaşmazlık” idi.

KIISTA bizim siyasilere de lazım! - Resim : 1

Bir grup babayı, diğer grup kız öğrenciyi temsil etti.

Başta hem babanın hem kızın duyguları, ihtiyaçları ve çatışmanın ana nedenini ortaya çıkaracak sorular yöneltildi.

Babanın güvenlik endişeleri ön plana çıktı. Kızın arkadaşlarından geri kalma ve eğlenmek istemesi babasına karşı en büyük kozuydu.

İkinci seviyede güven, saygı, sahiplik gibi duygular öne çıkarıldı.

Üçüncü seviyede diyalog başladı. Baba ve kızın müzakere cümleleri gruplar tarafından seçildi. Sonunda taraflar uzlaşma sağladı. Kız babasını en çok güvendiği arkadaşıyla gideceği, sık sık mesaj atıp, saatte bir arayacağını vadederek ikna etti. Babası da kızını gitmeden önce ödevlerini tamamlamaya ve yemek yapmasına yardımcı olmaya ikna etti.

***

Ders boyunca bir ölçme değerlendirmeden, doğru cevap arayışından çok diyaloğa, müzakereye ve sorunu çözmeye odaklanıldı.

Başka bir sınıfta iki öğrenci arasındaki sosyal dışlama sorunu ele alınıyordu. “Kim suçlu” sorusunun yerine “Bu durum neden bu hale geldi? Neden büyüdü” sorularını soruyorlardı. Süreç, dışlanma, grup baskısı, güven kırılması, öfke ve yanlış anlaşılmayla ilgili görüşler öne çıkıyordu. Çözüm yöntemi, “tarafları dinle”, “ihtiyaçları ayır”, “pozisyonları değil, çıkarları anlamaya çalış”, “ortak zemin kur” gibi başlıklardan oluşan bir zemine oturtuluyordu.

Program koordinatörü üç unsura dayandıklarını anlattı:

- Probleme dayalı öğrenme (Teoriden önce sorun veriliyor.)

- Drama ve hikâye (Sadece bilgi almayıp karakterlerle özdeşleşme çabasına giriliyor.)

- Arabuluculuk mantığı (Yetişkin diplomasisinin küçültülmüş hali.)

***

Oyunun ardından çocuklarla okulun yemekhanesine gittik. Bir devlet okulundaydık ve ücretsiz öğlen yemeği vardı.

Menü armut, salata, somon çorbası, ekmek ve meyveden oluşuyordu. Tepsimizi kaşıklarımızı, peçetelerimizi alıp bütün öğrencilerle birlikte sıraya girdik. Yemekleri aldıktan sonra boş masalara oturduk. Yemek yerken çocuklarla sohbet şansımız da oldu. Yanımda iki son sınıf öğrencisi oturuyordu. İkisi de buz hokeyi oyuncusuydu ve liseyi sporla ilgili bir okulda okumak istiyordu.

KIISTA bizim siyasilere de lazım! - Resim : 2

Karşımda okulun müdürü vardı. Çocukları ötekine saygı duyan, insan hak ve özgürlüklerinin önemini kavrayan özgüvenli insanlar olarak yetiştirmek istediklerine dikkat çekti.

Konuşmasını şöyle bitirdi: “Her şeyden önemlisi eğitim. Eğitim iyi olunca her şey zincirleme iyi gidiyor. Belki de mutluluğun kaynağı budur.”

Kahve molasında öğrencilerin okulda yaptığı çörek ve kekleri yerken “Ev yapımı” diye gülüştüler. Aklıma, 1980’lerde kendi ekmeğimizi yaptığımız, patatesimizi yetiştirdiğimiz, hayvan beslediğimiz (Cilavuz Köy Enstitüsü’nün devamı olan) yatılı okulumuz geldi.

***

Okuldan ayrılırken artık “Finlandiya eğitim modeli” diye bir modelin neden bu kadar popüler olduğu konusunda bir fikrim vardı.

Belki de Köy Enstitüleri yaşatılsa bugün Türkiye Eğitim Modeli diye bir şey olurdu hayatımızda.

Ha bir de...

Keşke bizim siyasetçilere de KIISTA oynatsak.

Onların Fin öğrencilerden daha çok ihtiyacı var sanki!