Pazar sabahına CHP’nin önünde olup bitenleri izleyerek başladık.

Mahkeme tarafından atanmış Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen bir grup erkek “CHP’yi ele geçirmek” amacıyla CHP Genel Merkezi’nin kapısına dayanmış. Bir süre sonra yanlarında Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen milletvekilleri.

İtiş kakışlar, bağrışmalar...

Peşi sıra Ankara Valiliği’ne verilen Kılıçdaroğlu imzalı “partiyi teslim alın bize verin” dilekçesi...

Bayram tatilinde oldukları halde, bu dilekçeyi bekleyen valinin gönderdiği izinleri iptal edilmiş hazır kıta çevik kuvvet birlikleri.

Sadece Türkiye’yi kuran partiye değil Türkiye demokrasisine yapılan polis baskını.

CHP’nin kırılan kapıları, binaya atılan gaz bombaları, plastik mermiler, CHP koridorlarındaki polis postalları.

13 yıl partinin başında kalmış Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın CHP kapılarını kırmak için kullandığı bir koçbaşına dönüşmüş.

Halkın desteğini kaybetmiş bir iktidar, CHP tabanının desteğini kaybetmiş kontrol edilebilir küçük bir grubu, yargının ve devletin gücünü kullanarak CHP’nin başına geçirmek için 12 Eylül günlerini anımsatan işler yapıyor.

Atatürk’ün kurduğu CHP’nin başına gelenlere, getirenlere bakar mısınız?

***

Kemal Bey bir CHP’li olsa, CHP’yi, hatta Türkiye’yi düşünüyor olsa, dün yaşanan görüntüleri izleyip başını iki elinin arasına alıp “ben ne yaptım” derdi.

Bundan sonra durumu nasıl düzeltir bilmiyorum ama yapması gereken şeyin ne olduğunu herkes biliyor:

Partiyi en hızlı şekilde kurultaya götürmek.

(Uygun zamanda değil, en hızlı şekilde.)

İster sıfırdan üyelerin seçeceği mahalle delegelerinden başlayıp yeni delegeler seçilmesine vesile olarak, ister 38. kurultay öncesinde seçilen CHP delegeleriyle...

Ancak en geç 45 gün içinde.

Kendine güveniyorsa Genel Başkan adayı olur, etrafındakilere güveniyorsa onları parti yönetimine aday yapar ve CHP üyelerini, delegelerini ikna edebilirse seçilir, mahkeme kararıyla atanmış değil, CHP tabanının seçtiği genel başkan olurdu.

***

Gelin görün ki Kemal Bey’in tercihi bütün CHP tabanını hayal kırıklığına uğratmak oldu. İktidarın desteğiyle iktidarı mutlu edecek, iktidar medyasının manşet yapacağı adımlar atmayı sürdürdü.

Bunları yaparken iktidarın kendisine yaptığı kötülükleri de anımsamıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ve iktidar medyasının kendisine taktığı adları anımsamıyor. Ne PKK’lılığı kalmıştı ne yolsuzluğu. Kızına alınan mütevazı evi yolsuzluk delili gibi gösterip zorla sattırdılar kendisine.

Hiç sormuyor, bir zamanlar kendisine “Kasetle gelen”, “PKK ile omuz omuza”, “Kandilin adayı”, “Terör sevicisi”, “Zillet ittifakı”, “Dış güçlerin adayı”, “Çarkçı Kemal”, “SSK’yı batıran adam” diyenler şimdi neden bu kadar göklere çıkarıyor?

“Yaptıklarıma iktidar niye bu kadar seviniyor” demiyor.

Ne yazık ki CHP tabanında yarattığı öfkeyi ve nefreti de göremiyor.

İktidarın bu ülkenin halkına yaşattığı sorunları da umursamıyor.

Üstelik bütün bunları, iktidarın onun yaptıkları sayesinde iktidarda kalma planları yaptığını bile bile yapıyor.

Ez cümle, iktidarın ekmeğine yağla bal sürüyor.

***

Bütün bunları yazarken aklıma ne geldi biliyor musunuz?

Ahmet Kaya’nın söylediği o ünlü şarkı.

Öyle ki aynı şarkıdaki gibi yaşananlar.

Sakin göllerin kuğusuydu Kemal Kılıçdaroğlu. Seçilmiş Genel Başkan olduğu 13 yıl boyunca CHP’lilerin gözünde bir tomurcuktu hayatın kollarında. Yarılan ekmeğin buğusuydu. Dağlarda çoban ateşiydi, çiğ damlasıydı bahar sabahında, gül yaprağında. Ceylanın pınara inişiydi. Aynı çıtırtıyla ürperen bir serçeydi. Bir yolcuydu, yoldaştı aydınlık günleri bekleyen milyonlarla...

Ancak bugüne geldik ve durum değişti. Yeni yoldaşlar buldu kendine. İktidarla ittifak yaptı. Butlan Kayyımı oldu. Butlan fırtınası gelip girdi milyonlarca CHP’liyle arasına.

Atatürk’ün kurduğu, Türkiye’yi kuran partiyi yüzlerce polis postalını sokturarak boşalttırdı.

O postallar ki CHP koridorlarındaki saksıları çiğneyip, masaları devirip, kapıları kırıp gitti.

Nasıl diyordu şarkıda?

“Biri saksımızı çiğneyip gitti/Biri duvarları yıktı, camları kırdı/ Fırtına gelip aramıza serildi

Biri milyon defa çoğaltıp hüzünleri/ Her şeyi kötüledi, bizi yaraladı/

Biri şarabımızı döktü, soğanımızı çaldı/

Biri hiç yoktan vurdu kafeste kuşumuzu/

Dedim ya, hiç yoktan susturuldu şarkımız

Ciğerim yanıyor,

Gözüm yaşarıyor,

Göğsüm daralıyor,

Yüreğim kanıyor

Bitmeseydi, bitmeseydi bizim öykümüz böyle

Olmasaydı sonumuz böyle!”

***

CHP tabanı CHP’nin iktidar operasyonuna kurban edilmesine müsaade etmez. Er ya da geç, ATA yadigarı partiyi alır, gerçek sahibine teslim eder.

O gün geldiğinde de öykünün nasıl biteceğini, neler yaşanacağını sanırım yazmama gerek yok.

Lafı uzatmanın gereği yok.

Bayramı CHP’lilere zehrettiniz Kemal Bey,

(Tam da şarkıda dediği gibi)

Olmasaydı sonunuz böyle!