Bugün aslında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın TBMM’deki Grup Toplantısında yaptığı açıklamaları yazacaktım.

Kendisi CHP’yi eleştirirken “çamur güreşi” yapıldığını söylemişti.

O çamurun CHP’nin zeminine bizzat iktidar tarafından serildiğini, güreşi başlatan/başlatmak isteyen kişinin (Kemal Kılıçdaroğlu’nun) bizzat iktidarın yönlendirdiği bir süreçle o sahaya çıkarıldığını anlatacaktım.

Hatta Özgür Özel’in salı günü yaptığı grup konuşmasında artık Kemal Kılıçdaroğlu’nu değil temsil ettiği iktidarı muhatap almasının doğru bir karar olduğuna dair görüşümü ifade edecektim.

Ancak aldığım bir mesaj canımı sıktı ve o mesaja olan tepkimi ifade etmeye karar verdim.

Mesajın Türkçe tercümesi şöyle:

“Sayın Yetkili,

Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ni takip etmek üzere yaptığınız başvuru için teşekkür ederiz.

Üzülerek belirtmek isterim ki, medya akreditasyonu talebiniz bu kez kabul edilememiştir. Bu kararın gerekçelerini paylaşamam. Karar kesindir.

Toplantının kamuya açık bölümlerini NATO’nun internet sitesi üzerinden takip edebilirsiniz. NATO’nun çalışmalarıyla ilgili sorularınız için de internet sitemizdeki iletişim formu aracılığıyla bizimle her zaman irtibata geçebilirsiniz.

Saygılarımızla,

NATO Akreditasyon Birimi”

Yani diyor ki “NATO zirvesini izleyemeyeceksiniz, çünkü size akreditasyon yasağı uygulayacağız.”

32 yıllık gazetecilik hayatının önemli bir bölümünü diplomasi muhabiri olarak geçirmiş biri olarak daha önce değişik başkentlerde defalarca NATO zirvesi izledim. Washington’daki zirveye dahi gittim. Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargahında yapılan bütün toplantılara akredite olma konusunda hiçbir sorun yaşamadım.

Sarı Basın Kartı (Şimdi turkuaz) sahibi olmadan dahi sadece çalıştığım gazetenin görevlendirme yazısıyla akreditasyon yaptırdığım dahi oldu.

Onlarca başkentte onlarca NATO toplantısı takip ettim.

Haliyle NATO toplantısına akreditasyon yaptırma konusunda hiçbir sıkıntı yaşamadım.

Şimdi ise yaşadığım (yıllardır Radikal, Hürriyet, NEFES gibi önemli gazetelerin temsilciliğini/büro yöneticiliğini yaptığım) Ankara’da NATO toplantısına akreditasyonum yapılmadı.

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı İletişim Başkanlığı’nın onayını taşıyan basın kartım olduğu halde NATO’nun basın bürosu bize akreditasyon yasağı uyguladı.

(Bu arada Diplomasi Muhabirleri Derneği’nin iletişim grubunda gördüm ki geçmişte birlikte onlarca NATO toplantısı izlediğimiz gerçek gazetecilerin birçoğu da benimle aynı mesajı almış.)

Bu skandal yasağı, NATO Sözcüsü Allison Hart’ın kafasına göre uyguladığını sanmıyorum.

Bayan Hart, büyük ihtimalle zirveye hazırlanırken akreditasyon listesini Ankara’daki İletişim Başkanı Burhanettin Duran’la hazırladı.

“Nereden çıkardın bunu” demiş olabilirsiniz. Arz edeyim:

Gelen mesajdaki şu dikkat çekici ifadeden:

“Bu kararın gerekçelerini paylaşamam. Karar kesindir.”

Bayan Hart uluslararası ilişkiler eğitimi almış hem Ortadoğu dilleri uzmanı hem eski bir Brooking Enstitüsü çalışanı. Sorsanız siyasi yelpazenin solunda ve demokrat biri. Haliyle Türkiye’deki deneyimli ve gerçek gazetecilere akreditasyon yasağı uygulayacak nitelikte biri değil. Zaten kararın gerekçesini paylaşamaması da karardan utandığının bir göstergesi.

Üstelik bana gelen bilgi, NATO başvuru sisteminde toplanan başvuruların listesini Ankara’ya göndermişler ve onayları Ankara’nın geri gönderdiği “akreditasyon” listesine göre vermişler.

Burhanettin Duran bizi görmezden geldiği ve hiçbir etkinliğe davet etmediğinden, Ankara’daki NATO zirvesini de izlememizi istememiştir.

Akreditasyon yasağı bizimkilere çok yakışıyor.

Ancak aynı yasak Bayan Hart açısından utanç verici bir durum. Bundan sonra basın özgürlüğü konusunda ahkam keserse kendisine 36. NATO zirvesindeki akreditasyon yasağı skandalını hatırlatırız.

***

Yazımı Ankara’daki NATO Zirvesi yasakları konusunda Güven Sak’ın paylaştığı ve çok beğendiğim bir espri ile bitireceğim:

“Ankara’daki NATO toplantısı bana rahmetli anneannemin kabul günü gibi gelmeye başladı iyice.

‘Misafir odasına girme’, ‘Mutfakta ayak atında dolaşma’, ‘İkram tabaklarına dalma’, ‘Oyuncaklarını sağa sola saçma’, ‘uslu dur...’

Aynı aynı...”

Gerçekten de aynı.

Ankara’daki akıl almaz yasaklar yetmiyormuş gibi bir de NATO bürokrasisinin basın özgürlüğünü ihlal eden akreditasyon yasağı çıktı başımıza!

NATO’yu kendimize, Bayan Hart’ı da Burhanettin Duran’a benzettik!