Yanlış hatırlamıyorsam 1984’tü.

Yılın son günlerini yaşıyorduk. Her yer beyaza bürünmüştü.

Bu aralar nadir yağdığı için şehirlerde sevince neden olan kar, bizim için tam bir eziyetti. Hele bir de tipi varsa, sıcaklıklar (-) 20’lerde ise yatakhaneden dersliklerin olduğu binaya geçmek dahi zulümdü.

1985’in ilk günü, 1 Ocak 1985 Salı gününe denk geliyordu.

Böyle olunca yakın illerden ilçelerden gelen bütün öğrenciler için hafta sonu ile 31 Aralık ve 1 Ocak’ı birleştirip dört gün tatil yapma şansı doğabilirdi.

Bu vesileyle herkes yeni yıla aileleriyle girebilirdi.

***

Gelin görün ki tipi ve kar göz açtırmadı.

Yollar kapandı, ulaşım aksadı. Birçok kentte okullar tatil edildi.

Okul yönetiminin o havada öğrencileri salması, hayati riskleri de içeren ciddi sorunlar yaratabilirdi.

Neticede devlet parasız yatılı okulu...

Öyle durumu arabasıyla gelip çocuğunu alacak kadar iyi olan velilerimiz de yoktu.

Nihayetinde okul yönetimi hepimiz için üzücü kararı açıkladı.

Hafta sonu kimseye izin verilmeyecekti. Haliyle yılbaşı için de bir izin düzenlemesi olmayacaktı.

Bırakın evlere gitmeyi, çarşı izni dahi yoktu.

***

Dersler etütler sayesinde normal günler hızlı geçerdi.

Ancak (sınıflarda, kütüphanede, kantinde, yatakhanede, yemekhanede oyalanıp dursak da) o tatil günlerinde zaman geçmez oldu.

Derslik binasının eksi birinci katında kantinimiz vardı.

Her ayın başında bütün yatılı öğrencilere devlet harçlık verirdi. O kadar tatmin ediciydi ki bize göre “maaş”tı. 1 Ocak’ta da yeni maaşlar verilecekti. O nedenle ayın ve yılın son günlerinde herkes elindeki paraları gönül rahatlığıyla harcayabiliyordu.

Kantinci Celal’e Otomatik Celal ismini takmıştık. O da kendisine Otomatik Celal denmesinden çok hoşlanıyordu. Parası bitenlere de ay başında maaş alınca verirsin diye veresiye veriyordu.

Okulda geçirmek zorunda kaldığımız tatil günlerinin en çok çalışanı Otomatik Celal olmuştu.

Sürekli çay ve oralet satıyordu. Benim favorim portakallı oralet ve halka tatlısıydı.

***

31 Aralık Pazartesi günü kahvaltı için yemekhaneye gittik. Altıncı sınıflardan bir haftalığına başkan olan öğrenci, kahvaltı öncesi yemek duası yaptırdı:

“Tanrımıza hamdolsun, Milletimiz var olsun, Afiyet olsun.”

Duadan sonra karavanalara saldırırdık genelde ama o sabah başkanın duyurusunun bitmesini bekledik.

Akşam yemeğinden sonra herkes kantinde toplanacaktı.

Akşam yemeğinde evde olsak muhtemelen kaz yiyecektik. O akşam okul yönetiminin özellikle tercih ettiği tavuk menüsünü yedik ve hem devletimize hem yöneticilere ve öğretmenlere şükran duyduk.

Yemekten sonra kantine gittiğimizde eğlenceli bir ortamla karşılaştık.

Kantinin bir köşesinde okul müdürü, yardımcıları, eğitim şefi ve öğretmenlerin oturduğu bir masa vardı.

Liseden arkadaşlar kantini gramofon kağıtlarıyla, bayraklarla süslemişti.

Masalara meyve suyu ve gazlı içeceklerle kuruyemişler, kurabiyeler ve meyve konmuştu.

Evimize gidememiştik ama aile ortamı hissi yaşatan bir gecede bulmuştuk kendimizi.

İlerleyen zamanlarda şarkılar türküler söylendi, halaylar çekildi.

Okul yöneticileriyle, öğretmenlerle birlikte eğlenmek hepimize ayrı bir mutluluk ve özgüven kattı.

***

Elbette kantin eğlencemiz gece yarısına kadar sürmedi. Çok geç olmadan yatakhanelerimize geçtik. Ancak hemen uyumadık. Ertesi gün tatildi nasıl olsa.

Normalde nöbet usulü olurdu, o gece el birliğiyle 54 kişilik koğuşun ortasında yer alan sobayı yaktık.

Herkes dolabından memleketten gelen yöresel ürünlerini ortaya getirdi, paylaştı.

Bazı arkadaşlarımız ortamı renklendirmek için lambalara renkli balonlar geçirdi. Ancak bir süre sonra ampullerin ısındığını ve balonlardan yanma kokusu geldiğini fark edip hepsini çıkardık. Sobanın başında uzun uzun sohbet ettik.

O gece o ağır kış koşullarına, devlet parasız yatılı okulun kıt imkanlarına rağmen yeni yıla artık aile gibi olduğumuz öğretmenlerimizle, arkadaşlarımızla birlikte ve neşeyle girdik.

O geceyi yaşatan, yılın son akşamında ailelerinden önce öğrencileriyle bir arada olmayı seçen, bizimle eğlenen yöneticilere öğretmenlere olan minnetimiz ve saygımız iyice arttı.

***

Aradan tam 41 yıl geçti. Ne kadar şanslı bir çocukluk/gençlik geçirdiğimizi şimdi daha iyi görmeye başladım.

Zira bugün, M.S. 2026 yılında eğitim ordumuzun yönetici koltuklarında oturan yöneticiler “yılbaşı kutlamayın” tarzı tuhaf genelgeler yayınlayacak kadar geri kafalılar.

Alın size bir örnek:

Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü okullara göndermiş.

“...Bu kapsamda yılbaşı gibi etkinlikler adı altında, kültürümüze, geleneklerimize ve inançlarımıza uygun olmayan etkinliklere yer verilmemesi, okul ve sınıf süslemelerinde gerekli hassasiyetlerin gösterilmesi hususunda dikkat edilmesi gerekmektedir...”

Bu tür yazıları yazan yöneticiler farkında mıydı acaba?

Yalova’da polislerimizi şehit eden IŞİD’ciler de ülkemizde yılbaşı kutlanmasın istiyordu.

Bu tür yazıları yazan yöneticiler farkında mıydı acaba?

Onlar bu yazıları yazsa da yazmasa da yeni bir yıl geliyordu ve insanlar yeni yıla eski yılın bütün lanetini geride bırakarak, eğlenerek, neşe ve huzur içinde mutlu girmeyi seçiyordu.

Hepinize mutlu bir yıl diliyorum

“Yılbaşı kutlamayan” diyenlerin de...