İktisat ve sermaye dünyasında tuhaf bir ahlâk sistemi var:
Aynı şey iki farklı elden yapılınca: biri günah sayılıyor, diğeri erdem...
Meselâ, Merkez Bankası kâğıt para (Banknot) bastığında ya bilançosunun pasifine (Borç hanesine) para kaydı yaptığında, klâsik iktisat ve sermaye dünyası kıyameti koparıyor:
“Enflasyon gelir, ahlâk bozulur, ekonomi çöker…”.
Ama bankalar topladıkları mevduatlara yüksek faiz ödeyip…
Bir de onları piyasalara kredi olarak pompalarsa (Para yaratırsa):
Kimse ahlâk nutku atmıyor...
Oysa teknik olarak yapılan şey aynı onucu doğuruyor: piyasadaki para arzı artıyor…
Fark yöntem değil, faildir canlarım... Devlet eğer yatırımı, üretimi ve istihdamı arttırıcı para yaratıp bunu doğrudan “son kredi verici” olarak sanayiciye ve “sıfır faizle” kullandırırsa: “popülizm…”
Banka yapınca: “piyasa mekanizması…”
Devlet para yaratınca: “tembele teşvik…”
Banka faizle para yaratınca: “girişimciliğe destek…”
***
30 yıldır anlatıyorum…
Bankaların yarattığı para (Ödedikleri faiz, kullandırdıkları kredi ve krediden aldıkları faiz), masum değildir… Faizle yaratılan para, yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarı akar…
Borçlanan daha borçlu olur, zengin daha zengin...
Yani gelir dağılımını bozan, sadece enflasyon değil, faizli para yaratma düzenidir...
Klâsik iktisatçı, devletin yarattığı parayı “ahlâkî tehlike” sayar… Bankanın yarattığını ise “doğal düzen” ilân eder…
Oysa soru şudur: Para arzı arttı mı?.. Arttı... Fiyatlar etkilendi mi?.. Etkilendi… Toplumun dengesi değişti mi?.. Değişti… O halde mesele para basmak değil…
Paranın kimin cebine gittiği, nerede ve nasıl kullanıldığıdır…
Devlet, parayı toplumun geneline nefes aldırmak için kullanırsa, buna “tehlike” diyenler, bankalar aynı işi; serveti yukarı yığmak için yaptığında alkış tutuyorsa…
Orada iktisat değil, “sınıf tercihi” konuşuyor demektir…
***
Sözümün özü canlarım:
Bazı iktisatçılar ve sermaye sahipleri için sorun enflasyon değil, servetin aşağıya akmasıdır… Yukarıya akınca adı “piyasa”, aşağıya inince adı “felâket” olur…
Demek ki aslında; paranın nereden geldiğini değil, kime hizmet ettiğini tartışmamız gerekir…
Ama bu tartışılırsa…
Bazılarının “bilim” dediği şeyin aslında, “kibarca giydirilmiş bir menfaat savunusu” olduğu ortaya çıkar…
Bu nedir bu?..
Geçen hafta Hazine, 10 yıl önce çıkardığı enflasyona endeksli 20,3 milyar liralık tahvili, yaklaşık 280 milyar lira olarak geri ödedi... Yani ana borcun 13 katı olarak… Bu; para yaratıp, üretime ve istihdama hiç katkısı olmayanlara dağıtılan ulufe değilse, nedir?.. Peki, bu asıl felâketi NEFES’ten başka (CHP dahil) gören oldu mu?..
Günün sözü
Winston Churchill dedi ki, “Uçurtmalar, rüzgâr gücü ile değil o güce karşı koydukları için yükselirler…”.