Davet, Türkiye-Çin Dostluk Vakfı ile Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu’ndan… “Gelin, kendi gözünüzle görün” dediler… Kırmadık; gittik, gördük.
Bir haftada beş şehir: Pekin, Jinan, Qufu, Hefei, Şanghay… Tapınak, üniversite, fabrika…
Yapay zeka dinledik, otomobil bandı gezdik… Aralarda yemek, yemeklerin arasında yine yemek… Ağırlamaya laf yok, eksik olmasınlar.
***
Ne var ki beni asıl etkileyen ne gökdelen oldu ne robot… İki bin beş yüz yıllık bir cümle oldu. Anlatayım…
Şandong eyaletinde Qufu diye bir kasaba… Konfüçyüs’ün memleketi… Üstat MÖ 479’da ölmüş… Ölümünden bir yıl sonra oturduğu evi tapınağa çevirmişler ve o gün bugündür bakıyorlar…
***
Düşünsenize, 25 asırdır o tapınağın bahçesini süpüren biri var! Hanedan değişmiş, savaş çıkmış, rejim değişmiş… Süpürge değişmemiş!
Soy kütüğünü de tutmuşlar; 83 kuşak, 2 milyon isim… Dünyanın en büyük aile ağacı… Aile mezarlığı hâlâ faal… İçinde 100 binden fazla torunu yatıyor… Doğduğu tepeye de 72 metrelik heykelini dikmişler…
***
Adamlar bir filozofu 25 asır ayakta tutmuş… Biz son on yılda altı Merkez Bankası başkanı gördük… Neyse, konumuz o değil!
Bu arada not düşeyim: Çinliler bin üç yüz yıl boyunca devlet memurunu sınavla seçmiş… Konfüçyüs klasiklerinden, herkese açık sınavla… Bunun adı liyakat…
Bizde de sınav var olmasına da… Asıl eleme mülakatta! Neyse, o da ayrı yazının konusu…
***
Pekin’den Jinan’a hızlı trenle indik… 400 küsur kilometre, 1 saat 45 dakika…
Çin’in hızlı tren ağı 50 bin kilometreyi aşmış… Dünyanın geri kalanının toplamından uzun… Bizim ağ 2 bin küsur kilometre; aradaki fark 22 kat!
Neyse, konumuz o da değil!
***
Konumuz şu… Öğrencisi Zigong sormuş: “Hocam, devlet neyle yönetilir?”
Konfüçyüs saymış: “Üç şey yeter: Yiyecek, ordu, bir de halkın güveni…”
“İlla birinden vazgeçmek gerekse hangisi?”
“Ordudan vazgeç.”
“Peki birinden daha?”
“Yiyecekten… Çünkü ölüm hep vardı, hep olacak… Ama halkın güvenini kaybeden devlet ayakta kalamaz.”
Lafın tarihi 2 bin 500 yıl öncesi… Acaba taa o zamandan bize mi laf geçirdi?
***
Üstadın iki sözü daha var; bakın nereyi anlatıyor… Biri şu; “Hata yapıp düzeltmemek var ya… Asıl hata odur!”
Öbürü daha ağır; “İyi yönetilen ülkede yoksulluk ayıptır… Kötü yönetilen ülkede zenginlik!”
Rakam yok, grafik yok, kur yok… 25 asırlık cümleler… Üzerine alınan varsa ders alır belki geç de olsa… Bildiğin lafı gediğine oturtmuş Konfüçyüs usta…
***
Ev sahiplerimiz kusursuzdu, sağ olsunlar… En kıymetli hediye ne ipekti ne porselen… En kıymetlisi bu cümlelerdi…
Konfüçyüs’ü buraya bırakıp bizden devam ediyorum; “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”!