Türkiye’de ÖTV, kötü yönetimin, bitmek bilmeyen bütçe deliklerinin ve “Üretmiyoruz bari tüketenden alalım” zihniyetinin itirafıdır. Bu vergi değil, resmen vatandaşın cebinden parasını çalmaktır!

Zira mesele vergi almak değil, devlet tabii ki vergi alacak. Ama dünyanın hiçbir yerinde “Sosyal adalet” diyerek bir araba kendine, iki araba devlete aldıran bir sistem göremezsiniz. ÖTV için “Verginin vergisi” diyorlar ama o aslında zulmün karesidir.

***

2025’te ÖTV tahsilatı 2 trilyon TL’yi aştı. Bir önceki yıla göre yüzde 40 arttı. Toplam vergi gelirinin beşte biri sadece buradan geliyor. Neden?

Üretim ekonomisini batıranlar, sıcak para kesilince çareyi vatandaşın gırtlağına çökmekte buluyorlar. Avrupa’daki genç son model arabasıyla kıta turu yaparken, Türkiye’de yaşayanlar 10 yaşındaki araba için ömrünü borca ipotek ediyor.

***

Buzdolabı lüks mü? Çamaşır makinesi, cep telefonu lüks mü? İnsanın eli ayağı olmuş cihazlara “Lüks” diyerek ÖTV kitlemek, sanayide çarkı döndürememenin haracıdır.

Zenginden toplayamadığınız vergiyi, engelleyemediğiniz kayıt dışılığı, şatafatlı hayatınızı neden bu millet ödüyor?

***

2026 başında akaryakıt vergileriyle nasıl oynandığını gördük. Fiyat düşerken vergi artıyor, fiyat artarken vergi yine artıyor. Bu bir “Fiyat yönetimi” değil, devletin vatandaşı “Soğan” yerine koymasıdır!

ÖTV bu haliyle ekonomik bir araç değil, bir cezalandırma yöntemidir. Bu ülkede yaşamanın, nefes almanın, çalışmanın faturasıdır.

***

Siz üretimi teşvik edeceğinize, tüketimi haraca bağlarsanız bir gün o musluk kurur. Yazın bir kenara… Dolaylı vergilerle, yani garibanın ekmeğinden kesilen kuruşlarla dönen bu değirmenin suyu er geç biter…

Bu vergi sistemi artık bir maliye politikası değil, resmen bir fakirleştirme operasyonuna dönüştü. “Lüksü vergilendiriyoruz” yalanının arkasına sığınıp, orta sınıfın mülkiyet sahibi olma hayallerini imha ettiler.

***

2026’nın o karanlık bütçe raporları bile itiraf ediyor; Her beş liralık verginin bir lirası ÖTV’den geliyor. Yani bu devlet, vatandaşın sadece alın terine değil, hayallerine ve temel ihtiyaçlarına da ortak oluyor.

Vergi sistemi aynı zamanda devleti ele verir. Kime dokunduğunu, kimi koruduğunu, kimin sırtına bindiğini gösterir.

***

Bizde sistem, en kolay yakalananın boğazına çöküyor. Maaşlı çalışanın bordrosuna, akaryakıt fişine, telefon faturasına, araba anahtarına yapışıyor. Büyük servetler ise sisin içinde usul usul kayboluyor.

Vergi dediğin devletle vatandaş arasındaki güven sözleşmesidir. Galiba iktidardaki partililer için de başka bir sözleşme daha var. Baksanıza onlara hiç dokunmuyorlar!