Bir fon skandalı nelere kadir. Olay patladı, batan batmakla kalmadı, bir de nasıl ve neden battığını ağır çekimde seyretti.

Fonzi patlamadan önce Emre Tezmen’in Pusula Mami’nin hükümetin yanında yöresinde kim varsa onunla poz vermesinden, yazdıkları postlardan, katıldıkları etkinliklerden sinyalleri alıyorduk. Yüzde bin beş yüz kazandıran bu fonlara giren düz vatandaş da ‘bunların arkasında hükümet var, bir alavere dönüyorsa da bir şey olmaz’ diye girdi, hiç kendimizi kandırmayalım.

Aristokrasi yukarda milyarlarla oynarken, millet de ‘kırıntıları toplarız’ demiş. ‘Kırıntıları toplayalım’ diyenler şimdi ortada kaldılar.

***

Ortada kalmalarının nedeni sistemin tıkanması, fonzinin patlaması ama sistem yine aristokrasi yüzünden patlamış. Fatma Betül Sayan Kaya tek bir hisse senedine Özata Denizcilik Hissesine 160 milyon lirayla girmiş.

Aldığım bir bilgiye göre Fatma Hanım TERA Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel’e ilk 30 milyonla gelmiş. 30 milyon kısa sürede 120 milyon oluvermiş. Düz vatandaş da o hisse al bu hisse sat, faize koy, vay kur krizi gelirse sepet yap diye çırpınadursun…

Fatma Hanım nasıl oluyorsa Özata Denizcilik hissesini tabandan alıyor, tavanda satıyor. Peki şişmiş hisseyi kim alır? Fatma Hanım üzülmesin diye şişmiş hisse Özata Denizcilik hisseleri için TERA ile anlaşıyor, TERA hisseyi fonuna dahil ediyor. Böylece Fatma Hanım parasını alıp tertemiz meseleden sıyrılıyor.

***

Şimdi fon sahipleri gece gündüz SPK açıklaması takip ediyor “Paramızı acaba nasıl alırız, alır mıyız” diye kuş gibi bakıyor ya. İşte o paralar bu paralar aslında.

AKP’li bakanların ismi ilk kez yolsuzluk meselelerine karışmıyor. 17-25 Aralık sürecinde de bakanların dağıtılan ihaleler karşılığından yüksek meblağlı hediyeler kabul ettiklerine dair iddialar faş oldu. İddia diyorum çünkü bu iddiaların Yüce Divan’da yargılanmasının önü kesildi. Erdoğan o dönem adı bu işlere karışan bakanları siyaseten bitirdi ama mahkemelere çıkartmadı. Bir nevi raconu kendisi kesti. Ancak o dönem, bu dönemden farklı.

Birincisi o dönemde bu ses kayıtları iktidarın FETÖ ile savaşı sonucu ortaya saçılmıştı. Bakanlar da bu savaşta cephede savaşıyordu. İkincisi FETÖ yargının içine öyle bir sızmıştı ki, iktidar mahkemelere güvenmiyordu. Bakanlarını kendine göre şaibeli hakimlere yediremezdi.

FETÖ ile savaş bitti, Rahip Brunson üzerinden ABD ile dolar savaşı başladı. Erdoğan bu dönemde de kendi için cephede savaşan bakanları tutmayı tercih etti.

***

Şimdi durum farklı. Ortada savaş falan yok. Erdoğan hem uluslararası kabul görüyor hem de içeri muhalefet dahi kalmadı. Bakanlar bir savaşın neferi falan değiller. İktidarın en konforlu döneminde Lale devrinin keyfini sürüyorlar.

Üstüne üstlük bu sefer ortada konuşulan para, bir müteahhidin ya da ultra zenginin verdiği “teşekkür” parası değil. Düpedüz ağa düşürülmüş orta sınıfın, küçük esnafın parası.

Velhasıl, bu sefer iktidarın kol kırılır yen içinde kalır demek için yeri dar. Bakalım kol ya da kollar kesilecek mi?