Bilal Erdoğan, Fatih Belediyesi’nde yaptığı konuşmada sosyal medyada sürekli polemik yapan “din adamlarına” ilişkin dikkat çekici sözler söyledi:

-“Hocaefendiler internette tartışa dursunlar… Fenomenler; artık hocaefendi dememek lazım. Sosyal medya fenomenlerimiz internette tartışa dursunlar…”

Madem “hocaefendi” denilip denilmeyeceği tartışılıyor, ben de meseleyi biraz daha geriye götürmek istedim:

-Biz kime, ne zamandan beri “hocaefendi” diyoruz?

Soru bununla bitmiyor. “Hoca” kimdir? “Şeyh” kimdir?

Bu sıfatları taşıyan insanlar hangi tarihsel dönemde, hangi toplumsal ihtiyaçtan doğdu?

Bugün bu kelimeleri duyduğumuzda ne ifade ettiklerini bildiğimizi sanıyoruz, yanılıyoruz…

Dil hafızayı yanıltıyor: Yüzyıllar içinde anlam değiştiren kelimeleri, sanki başından beri aynı anlama geliyormuş gibi kabul ediyoruz. Bu unvanları taşıyan kişilerin toplumdaki yerinin ve saygınlığının hiç değişmediğini düşünüyoruz.

Halbuki hitap biçimlerinin tarihi var. Bazen bir kelimenin soy kütüğünü çıkarmak, bize sadece dilin serüvenini değil, insanların kimlere niçin saygı gösterdiğini, kimlerin sözünü neden dinlediğini ve otoritenin yüzyıllar boyunca nasıl el değiştirdiğini anlatıyor…

Bilal Erdoğan “artık hocaefendi dememek lazım” dedi. Haklı.

Peki… Ne zaman demeye başladık?

Hocaefendinin soy ağacı

Kur’an’da “Hoca” yok. “Hocaefendi” de yok.

Zaten olması mümkün değil; bugün son derece dini çağrışım yapan bu hitabın iki kelimesi de Arapça değil!

“Hoca”nın karşılığı Farsçada hace. Kelimenin kesin kökeni tartışmalı. Ancak İran dünyasında Samaniler döneminden, yani 9’uncu-10’uncu yüzyıllardan itibaren kullanıldı...

Türkçedeki en eski izleri İslamlaşma sonrasındaki Türk-İran kültür çevresinde görüldü. 12’nci yüzyıla gelindiğinde “hace”; yalnız din adamını değil, efendiyi, tahsil görmüş kişiyi, tüccarı, şehir ileri gelenini, kadıyı hatta devlet görevlisini ifade etti. Selçuklu bürokrasisinde vezirlere “hace” dendi…

Demek ki “hoca”, başlangıçta bugünkü anlamıyla bir din adamı unvanı değildi…

“Efendi” hitabının yolculuğu daha ilginç: Kelime Bizans Rumcasındaki afendis kökünden Anadolu Türkçesine geçti; “sahip, malik” anlamında kullanıldı.

Mevlana’nın eserlerinde bulunması, 13’üncü yüzyıldan önce Anadolu’da kullanıldığını gösteriyor.

Osmanlı döneminde giderek tahsilli, itibarlı ve makam sahibi kişilere verilen saygınlık unvanına dönüştü.

Ve sonra bu iki kelime birleşti: Hoca ile Efendi...

Osmanlı’da özellikle padişah hocaları için güçlü hitap haline geldi. Fakat Cumhuriyet bu unvan düzenine müdahale etti: 1934 tarihli 2590 sayılı kanun, “Hoca” ve “Efendi” unvanını resmi kullanımdan kaldırdı…

Fakat “hocaefendi” unvanı yıllar sonra yeniden yaygınlaşmaya başladı. Burada Fethullah Gülen önemli kırılma noktası oldu. Çevresi 1970’lerden itibaren Gülen’i “Hocaefendi” diye adlandırmaya başladı...

Böylece eski Osmanlı hitabı, yakın Türkiye tarihinde neredeyse tek kişiyi çağrıştıran özel isme dönüştü.

Evet… “Hocaefendi” İslam’dan çıkmadı; yüzyıllar içinde üretildi, unutuldu, yeniden dolaşıma sokuldu…

Başka hitaplar da var:

İslam’da “şeyh” yok

Hitaplardan şaşırtıcı olanı, “şeyh”…

Kur’an’da “şeyh” üç kez tekil, bir kez çoğul kullanılıyor. Dört kullanımda da tarikat lideri, mürşit veya din adamı kastedilmiyor. Kelime basitçe “yaşlı, ihtiyar kişi” anlamına geliyor…

Zaten kelimenin tarihi İslam’dan daha eski… Arap kabile düzeninde yaş, tecrübe ve topluluk içindeki saygınlık önemliydi. Kabile başkanına “seyyid”, “reis” veya “şeyh” deniliyordu.

Yani, şeyh bugünkü anlamda kutsal dini makam sahibi değildi; kabileyi savaşta ve barışta temsil eden, anlaşmazlıklarda hakemlik yapan önderdi.

Seyyid” de İslam öncesinde kabile başkanı için kullanılan unvanlardan biriydi...

Sonra “şeyh” dinileşti: 8-9’uncu yüzyıllarda “hadis öğrenilen hoca” anlamında kullanılmaya başladı. Müride yol gösteren rehber anlamının yaygınlaşması ise 10’uncu yüzyılın ortalarından itibaren oldu...

Üstelik “şeyh” yalnız değil. Anadolu’nun kimi bölgelerinde aynı kelime “şıh” diye söylendi...

Başka kelimelere bakalım:

Mesela “imam”… Kur’an’da “cami görevlisi” diye geçmiyor. Anlamı “önder, kendisine uyulan kişi” idi.

Mesela “hatip”. İslam öncesi Arap toplumunda topluluğa etkileyici biçimde seslenen kişilere deniyordu.

Bir diğeri “molla”. Arapça “efendi, sahip, yönetici” anlamındaki mevla kelimesinden türedi...

Yani… İslam bu kelimeleri doğurmadı; yüzyıllar içinde insanlar kutsal anlamlar yükledi…

Şimdi ise Bilal Erdoğan’ın sözleri gösteriyor ki, yeni kuşaklar sonradan dini anlam yüklenen bu unvanları İslam’ın ilk kaynakları açısından yeniden sorguluyor…