Kimi yazılar günün tartışması içinde kayboluyor.

Kimi yazıların sorusu ise yıllar sonra önünüze yeniden geliyor. Şöyle:

Tarih, 28 Nisan 2022.

“Kim ‘faşist’” başlıklı yazımda şunun altını çizdim:

-Neoliberalizm yalnız ekonomiyi değiştirmedi; siyasetin kavramlarını da değiştirdi.

Sağcı, solcu, liberal, ulusalcı, faşist gibi kavramların anlamları birbirine karıştırıldı. Mesela:

Faşizm, ekonomi-politik bağlamından koparılarak giderek kültürel, hatta psikolojik bir hakarete dönüştürüldü.

Şunu sormuştum:

Küresel sömürüye karşı ulusal pazarını korumak isteyen üreticiye neden “faşist” deniyor?

Emeğinin karşılığını isteyen emekçi nasıl aynı torbaya konuyor?

Nisan 2022 Fransa seçimlerinden hareketle asıl soruyu gündeme getirdim:

“Faşist” diye tanımlanan Le Pen’in neden işçilerden, düşük gelirlilerden, işsizlerden ve küreselleşmenin kaybedenlerinden güçlü destek aldığını da sorgulamak gerekir. Bu toplumsal yönelişi yalnızca “faşizm” etiketiyle açıklamak, nedenleri görünmez kılar. Mesele Le Pen’i aklamak değil; onu mümkün kılan ekonomik ve toplumsal koşulları anlamaktır...

Günümüzde kavramlar, açıklamak için değil, düşünmeyi sona erdirmek için kullanılıyor.

Aradan üç buçuk ay geçti.

Bu kez yine aynı başlığı attım: “Kim faşist?”

Bu kez, Rusya-Ukrayna savaşındaki küresel medyanın propaganda diline dikkat çektim:

“Putin faşist…” “Rusya faşist…”

İkinci yazının meselesi de aynıydı: Kavramı kim kullanıyor değil, hangi çıkar ilişkisini görünmez hale getirmek için kullanıyor?

Dört yıl geçti. Bakın karşıma kim çıktı?

Zizek ile buluştuk: Liberal faşistler

Filozof Slavoj Zizek’in yeni kitabı çıktı: Liberal Fascisms/Liberal Faşizmler

Kitabı okurken 2022’de sorduğum soruların teorik dille geri döndüğünü gördüm.

Kitapta Zizek daha kışkırtıcı soru soruyor:

-Ya günümüzün otoriterliği liberalizmin dışından gelmiyorsa?

-Ya liberal kapitalizmin kendi içinden doğuyorsa?

Zizek’e göre bugünün “liberal faşisti” aynı anda piyasacı, sermaye yanlısı, bireysel özgürlük söylemini kullanan ama siyasal olarak son derece otoriter olabiliyor…

Liberalizm ile faşizmi mutlak karşıt gören eski ezberi bozuyor Zizek:

Bir tarafta özgürlükçü liberalizm, diğer tarafta faşizm…

Zizek diyor ki bunlar belli tarihsel koşullarda birbirine eklemlenebilir…

İşte bu kapsamlı radikal değerlendirme, kitabın temel iddiasını açık biçimde ortaya koyuyor:

Trump gibi otoriter figürler liberal demokrasinin dışından gelen yabancı unsurlar değil aksine liberalizmin kendi içinde bulunan eğilimlerin dışavurumu...

Artık sınırsız piyasa anlayışı, bireysel özgürlük söylemi ve otoriter devlet yönetimi aynı anda var oluyor…

-Ekonomide liberalizm sürerken siyasette otoriterlik güçleniyor…

-Piyasa özgürlüğünü savunan yönetimler, aynı anda devleti daha baskıcı hale getiriyor...

-Güçlü lider ve güvenlik siyaseti öne çıkıyor...

Böylece liberal ekonomi ile otoriter siyaset birbirinin karşıtı olmaktan çıkıyor!

Zizek’e göre asıl yanılgı, bu yeni otoriterliği liberal düzene dışarıdan gelen tehdit gibi görmek! Tam tersine, neoliberalizmin yarattığı eşitsizlik-güvencesizlik bu siyasetin beslendiği koşulları yaratıyor…

Süslü kelimelere kanmak

Elbette Zizek ile benim 2022’de yazdıklarım birebir aynı değil. Ben meseleyi daha çok sınıf ilişkileri, finans kapital, neoliberalizm ve emek üzerinden kurdum...

Zizek ise liberalizmin kendi iç çelişkilerinden hareket ediyor.

Fakat yolumuz aynı yerde kesişiyor:

-Faşizmi ekonomiden koparıp salt kültür savaşına/etnisiteye indirgerseniz, gerçeğin yarısını kaybedersiniz.

Otoriterliğe, siyasal şiddete, hukuk düzeninin aşındırılmasına elbette bakacaksınız. Ama bununla yetinirseniz şu sorular cevapsız kalır:

Üretim ilişkileri ne durumda?

Emek neden yoksullaşıyor?

Servet kimde birikiyor?

Neoliberalizmin kaybedenleri neden sol partiler yerine popülist sağ partilere yöneliyor?

Devlet kime karşı sertleşiyor, kimin ekonomik çıkarlarına dokunmuyor? Vs.

2022’de benim itirazım buydu.

Zizek’in Liberal Faşizmler kitabı da benzerini tekrarlıyor: Faşizmi, liberal kapitalizmin karşı kutbuna koyup meseleyi çözemezsiniz…

Neoliberal düzenin toplumsal yıkımını bugün dünyanın pek çok ülkesinde görüyoruz: Eşitsizlik büyüyor, emek zayıflıyor, güvencesizlik yayılıyor ve siyaset giderek sertleşiyor... Bu yüzden artık birbirimize “kim faşist” diye bağırmak yerine daha temel bir soru sormak gerekiyor:

Neoliberal düzen neden tekrar tekrar otoriter siyaset üretiyor?

Faşizmi gerçekten anlamak istiyorsanız hangi ekonomik düzeni koruduğuna, kimin çıkarını güvenceye aldığına ve toplumda hangi direnci bastırdığına bakmak gerekir...

Bugün asıl görülmesi gereken budur: Faşizm, neoliberalizmin başına gelen bir kaza değil; onun içinde yaşayabilen bir siyaset biçimidir.

Zizek’in “liberal faşizm” dediği tam da bu birlikteliktir: Liberalizm ile faşizm her zaman birbirinin karşıtı değil aynı düzenin iki yüzü haline gelebiliyor...

O halde:

Mesele, faşizmin neoliberalizmin krizinden nasıl çıktığını değil, neoliberalizmin nasıl faşizan siyasal biçim alabildiğini anlamaktır…

Liberallerin süslü kelimelerine kanmayınız.