Yine bir gazeteci…

Yine bir siyasetçi…

Yine bir sanatçı, sporcu…

Yine bir sosyal medya yayıncısı, stand-up komedyeni…

Hakkında soruşturma açıldı, gözaltına alındı veya

hapse atıldı…

Her olayın hukuki ayrıntısı, delili ve dosyası elbette birbirinden farklı...

Ancak kamuoyunda neredeyse değişmeyen tek tartışma yaşanıyor: “Eleştiri suç mu?”

Türkiye’de son yılların en korkulan kavramlarından biri eleştiri oldu... Bir siyasetçiyi, yöneticiyi, kurumu ya da devlet politikasını sorgulayan yazılar- sözler giderek daha sık biçimde soruşturma, gözaltı ve tutuklama haberleriyle yan yana geliyor…

Böylece eleştirinin içeriğinden önce, onu dile getiren muhalif kişinin hangi cezayla karşılaşacağı konuşuluyor!

Demokratik toplumlarda eleştiri, iktidara tanınmış lütuf değil, halkın temel denetim hakkı. Sert olabilir, rahatsız edebilir, ağır bulunabilir… Ama eleştirinin işlevi, makam sahiplerini rahat ettirmek değil, yanlışları görünür kılmaktır

Türkiye’de hakaret, tehdit ve şiddet çağrısı elbette ceza hukukunun konusudur. Ancak son yıllarda eleştiri giderek aynı hukuki tartışmanın içine çekiliyor. Sorun burada başlıyor:

Ceza yasası, gerçek bir suçu cezalandırmak için mi uygulanır, yoksa eleştirinin doğurduğu rahatsızlığı ortadan kaldırmak için mi?

Bu yüzden asıl sorulması gereken; eleştirinin ülkemizde neden bu kadar büyük tehdit görüldüğü…

Eleştirinin soyağacı

Bugün “eleştiri” denildiğinde çoğu insanın aklına olumsuz bir anlam geliyor: Birini kötülemek, yıpratmak ya da itibarsızlaştırmak…

Oysa kelimenin gerçek anlamı bunun tam tersi:

Eleştiri” eski Yunancadaki “krinein” fiilinden geliyor: Ayırmak, seçmek, karşılaştırmak ve hüküm vermek...

Aynı kökten türeyen kritik, kriter ve kriz kelimeleri de bunu anlatıyor. Çünkü doğru karar verebilmek için önce olayları birbirinden ayırmak, ölçmek ve değerlendirmek gerekiyor. Eleştiri, yıkmanın değil, doğruyu yanlıştan ayırmanın yöntemi…

Eleştiri, düşünce tarihinde bilgi üretmenin ve gerçeğe ulaşmanın en önemli yollarından biri kabul edildi...

Sokrates, insanları sorularla düşünmeye zorladı, yerleşik kabulleri sorguladı…

Immanuel Kant en önemli eserlerinden birine “Saf Aklın Eleştirisi” adını verdi. Ona göre aklın gücünü gösterebilmenin yolu, önce sınırlarını ortaya koymaktan geçiyordu...

Karl Marks ise “ekonomi politiğin eleştirisi” diyerek kişileri değil, mevcut ekonomik düzeni incelemeyi ve sorgulamayı amaçladı…

Farklı dönemlerde yaşamış düşünürlerin ortak noktası; eleştiriyi, gerçeği aramanın vazgeçilmez aracı olarak görmeleri...

Bu yüzden eleştirinin karşıtı övgü değildir…

Eleştirinin karşıtı, sorgulamamaktır

İncelemenin olmadığı yerde düşünce durağanlaşır, yanlışlar doğrularla yer değiştirir…

Uygarlık tarihi, eleştirinin açtığı kapılar sayesinde ilerledi.

Peki aynı kavram, neden bugün bazı ülkelerde ceza hukukunun konusu haline geldi?

Düşünceden korkmak

Düşünce tarihinin en temel araçlarından biri olan eleştiri, neden bazı yönetimler/iktidarlar için tehdit haline geliyor?

Bu soruya siyaset bilimi ve psikoloji önemli yanıtlar verdi: Siyaset bilimci Karen Stenner, eleştiriye tahammülsüzlüğün otoriter eğilimlerin güçlenmesiyle birlikte arttığını yazdı. Ona göre eleştiri bir görüş açıklamak değil, mevcut kararların, kuralların ve otoritenin sorgulanması...

Bu nedenle eleştiri, düzeni bozduğu için değil, iktidarın sorgulanabileceğini hatırlattığı için rahatsızlık yaratıyor!

Filozof Theodor Adorno ise, eleştiriye sert tepkinin güçlü bir otoritenin değil, kırılgan bir otorite anlayışının göstergesi olduğunu ileri sürdü...

Kendine güvenen iktidarlar eleştiriye cevap veriyor, kendine güvenmeyenler ise onu susturmaya çalışıyor… Oysa: Eleştiriyi bastırmak, yanlışları ortadan kaldırmıyor yalnızca onların görünmesini geciktiriyor...

Bu sebeple eleştiri, salt ifade özgürlüğü meselesi değil, toplumun özgüvenini, hukuk anlayışını ve demokratik olgunluğunu gösteren önemli bir ölçüt...

İnsanlar eleştirmekten çekinmeye başladığında, konuşma özgürlüğü daralmıyor, yanlışları düzeltme imkânı zayıflıyor. Fikirlerin yerini korku, tartışmanın yerini sessizlik aldığındaysa kaybeden, yalnızca eleştirenler değil ülkenin tamamı oluyor...

Bu yüzden Türkiye’nin bugün asıl tartışılması gereken; eleştirinin suç olup olmadığı değil, eleştirinin neden giderek ceza hukukunun konusu haline geldiği…

Aslında… Eleştiriden korkan iktidarlar eleştiriyi değil, kendilerini düzeltme fırsatını kaybediyor…