1
ABD’li iktisatçı ve siyaset bilimci Mancur Olson’ın yanıtını aradığı şuydu:
-Bazı ülkeler uzun süre istikrarlı kaldıkları hâlde neden bir noktadan sonra dinamizmlerini kaybediyor?
Siyasete uzak biri değildi, iki yıl bakanlık da yapan Olson, 1982’de yayımladığı “The Rise and Decline of Nations”/Ulusların Yükselişi ve Çöküşü kitabında dedi ki:
-Uzun süre değişmeden kalan iktidarlarda zamanla çıkar grupları oluşur. Bunlar mevcut düzende kendine bir yer açar ve sonra o yeri korumaya başlar...
Sonuçta dün değişim isteyenler, gün gelir değişimden zarar göreceğini düşünür…
Ve sorun burada tehlikeli hâl alır: Değişim isteyenlerin karşısına mevcut düzenin devamından çıkarı olan çevreler çıkar.
Mancur Olson buna “kurumsal katılaşma”, yani “iktidarın zamanla sertleşip değişemez hâle gelmesi” dedi. Yani:
Sistem çalışıyor görünüyor ama esnekliğini kaybediyor. Yeni fikre kapı açmak zorlaşıyor, eski düzeni korumak giderek daha kolay hâle geliyor…
Demek ki, siyasi hayatta tehlike salt istikrarsızlık değil, çok uzun süren istikrar da kendi yükünü yaratabiliyor...
Aynada kimi görüyorsunuz…
2- Sadakat tek ölçü olursa
Okudunuz: Mancur Olson, uzun süren istikrarın zamanla nasıl çürümeye ve katılaşmaya yol açabileceğini yazdı.
İktidardan çok partiyi ele alan hayli çarpıcı birini tanıtacağım:
Robert Michels…
Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin aktif üyelerindendi. Sonra partiden ayrıldı...
İtalya’ya gitti, Mussolini faşizmini destekledi.
Michels’i bu yazıya, siyasi fikirlerini örnek göstermek için koymadım... Onu önemli yapan, içinde yer aldığı partinin nasıl işlediğini bizzat görüp yazmış olması…
Yıl, 1911. Yayımladığı “Political Parties”/Siyasi Partiler kitabını, yıllarca içinde bulunduğu örgüt hayatından edindiği gözlemlerle yazdı:
-Parti büyüdükçe demokrasi kendiliğinden büyümüyor. Tam tersine, örgütü yöneten profesyonel kadronun ağırlığı artıyor.
Zira büyük partiyi ayakta tutmak sadece siyasi fikir üretmekle-ideallerle olmuyor. Seçim kampanyasını hazırlamak, teşkilatları yönetmek, para toplamak, basınla ilişki kurmak, adayları belirlemek, üyelerden gelen bilgileri merkeze taşımak, halkla diyalog kurmak gerekiyor.
Bu işleri sürekli yapan lider ve dar kadro, zamanla partinin nasıl işlediğini herkesten daha iyi bildiklerini düşünüyor. Böylece oturdukları koltuk, büyük güce dönüşüyor. Ve:
-Lider ve kadrosunun oluşturduğu merkez güçlendikçe tabanın karar üzerindeki etkisi azalıyor.
Michels buna “oligarşinin tunç yasası” adını verdi.
-Parti büyüdükçe lider ve yöneticiler sadece partiyi yönetmezler, zamanla partinin kendisi üzerinde güç sahibi olurlar…
-Parti tabanından gelen itiraz, fikir olmaktan çıkar rahatsızlık sayılmaya başlar…
İşte… Parti içi tükenme burada başlar: İtiraz azalır, sadakat tek ölçü hâline gelir…
3- Konuyu AKP'ye getireceğim
Burada üçüncü isim devreye giriyor:
ABD’li iktisatçı ve sosyal bilimci Albert O. Hirschman. Ekonomi, siyaset ve kurumların/partilerin kriz anlarında nasıl tepki verdiği üzerine çalıştı...
1970’te yayımladığı “Exit, Voice, and Loyalty”/Çıkış, Ses ve Sadakat kitabında bir kurum/parti bozulmaya başladığında insanların üç farklı tepki verdiğini anlattı:
Çekip gitmek… İtiraz edip sesini yükseltmek… Sadakat gösterip içeride kalmak…
Çıkış, artık düzelmeyeceğine inanıp uzaklaşmaktı...
Ses, içeride kalıp yanlış gidişi düzeltmeye çalışmaktı...
Sadakat ise çıkışı geciktirip sese zaman kazandırmaktı.
Şunu demek istedi Hirschman:
İktidarın ömrünü sadece seçim takvimi göstermez.
-Kendi içinden gelen itirazı duyabiliyor mu?
-Yanlış kararın bedeli ortaya çıktığında geri dönebiliyor mu?
-Yeni insanı salt vitrine değil, karar masasına oturtabiliyor mu?
Nereye varmak istediğimi anladınız: AKP çeyrek asırdır iktidarda...
Mesele sadece “yoruldu mu” sorusu olmamalı. Asıl mesele, uzun iktidarın partide nasıl alışkanlıklar, körlükler ve dirençler yarattığı sorusudur…
Son fon krizi bunun çarpıcı örneği: Tehlikenin 2025 sonunda görülmesine rağmen kapsamlı düzenlemenin aylar sonra gelmesi, bürokratik gecikme diye geçiştirilebilir mi?
Tehlikeyi gören siyasi mekanizma, neden zamanında harekete geçemedi?
Olson, iktidarda uzun yıllar kalmanın katılaşmayı…
Michels, karar gücünün giderek dar kadroda toplanmasını…
Hirschman, içeriden yükselen itirazın zamanla değerinin azalmasını yazdı…
Üçünü yan yana koyunca Türkiye için başka soru doğuyor:
-İktidarın en büyük problemi muhalefetin güçlenmesi mi, yoksa kendi yanlışını zamanında görememesi mi?
Uzun iktidarı asıl yaşlandıran takvim değil, kendi kurduğu düzene müdahale edememesidir:
İktidar yanlış yaptığı için değil, yanlışlarını göremediği zaman tükenir…