Gündem belli:
Fon soruşturmasında siyasetçiler-bürokratlar konuşuluyor...
Muhafazakâr çevrelerin serveti, cemaatlerin finans şirketleriyle ilişkileri, dini kimlik ile kazanç arasındaki çelişki tartışılıyor…
Sorular genellikle aynı:
-Dindar insan bu kadar parayı neden ister?
-İnançlı olduğunu söyleyen biri kazanç uğruna nereye kadar açgözlülük yapar? Bireyin sorumluluğunu elbette tartışalım. Ancak sadece onun vicdanına bakarsak daha büyük meseleyi gözden kaçırırız:
-Bu kazanç hırsını hangi ekonomik düzen besledi?
Hep tekrarladım: Neoliberalizm insana bir hayat tarifi sundu: Daha çok kazan, servetini durmadan büyüt…
Amerikalı siyaset kuramcısı Wendy Brown, neoliberalizmin insan üzerindeki etkisini incelediği “Halkın Çözülüşü: Neoliberalizmin Sinsi Devrimi” kitabında bu yıkıcı dönüşümü yazdı.
Prof. Brown’a göre neoliberal düzen, insanı bir sermaye gibi gördü. Eğitiminden yeteneklerine, ilişkilerinden geleceğine kadar her yönünü ekonomik kazanç hesabına bağladı.
Bu vahşi düzende insanın değeri ne ürettiğiyle değil, ne kadar kazandığıyla, biriktirdiği servetle ölçüldü…
Böylece çalışarak geçinen de birikimini enflasyondan korumak isteyen de aynı yarışın içine çekildi…
Yani:
Ahlakını sorguladığınız insanı, para kazanmayı hayatın başlıca ölçüsü haline getiren düzenden ayrı düşünemeyiz. Evet: Asıl mesele, insanın ahlakını biçimlendiren bu ekonomik düzen...
2-) Rahmetli Erbakan’ı hatırlamak
Fransız sosyal tarihçi Maxime Rodinson, “İslam ve Kapitalizm” kitabında önemli bir ayrım yaptı:
İslam’ın özel mülkiyeti ve ticareti kabul etmesi, kapitalizmi zorunlu kıldığı anlamına gelmez. Ekonomik düzenin niteliğini anlamak için dini hükümler kadar toplumsal ilişkilere ve sermaye birikimine de bakmak gerekir…
Bu görüşü Türkiye’ye taşıyayım:
Rahmetli Erbakan’ın 1991’de ortaya koyduğu “Adil Ekonomik Düzen” neyi savundu?
Mevcut ekonomik düzeni faiz, sömürü, haksız kazanç ve gelir dağılımındaki adaletsizlik üzerinden eleştirdi. Üretimi artırmayı, faizsiz finansmanı ve ekonomik kazancın adil paylaşılmasını önerdi…
“Türkiye ve Ekonomi” kitabında anlattığı finans rant düzeni yazısının başlığı anlamlıydı:
“Hortumlar ve pompalar.” Rahmetli, bu faizci düzeni eleştirirken asıl meselenin halkın kaynaklarının rantiyeci kesime aktarılması olduğunu ısrarla vurguladı.
Onun bu eleştirisi, yazımız için önemli soruyu gündeme getiriyor:
-Sermaye, üretimi finanse ederek mi büyüyor, yoksa mali kâğıt işlemleri üzerinden elde edilen kazanç mı ekonomik düzenin merkezine yerleşiyor?
Erbakan’ın hayatını kitaplaştıran biri olarak hatırlatmalıyım:
Erbakan’ın yaklaşımında mesele sadece kişinin faiz alması değildi. Faiz üzerinden işleyen ekonomik düzendi…
Evet, İslamcı siyasetin tarihinde kapitalist ekonomik ilişkileri sorgulayan gelenek yok değil… Peki, bu eleştirel çizgi zaman içinde nasıl değişti?
AKP iktidarı, bu bütünleşmenin önemli bir aşaması oldu. Burada dini kimliğin değişmesinden daha kapsamlı dönüşüm söz konusu:
-Bir zamanlar neoliberal düzene karşı çıkan siyasi hareket, zamanla eleştirdiği düzenin uygulayıcısına dönüştü!
Kişisel ahlakı değil bu dönüşümün etkisini tartışmalıyız. Zira düzendir ahlakını dayatan…
3-) Başörtülü AKP’liye taş atanlar
Kuşkusuz... Türkiye'de neoliberal ekonomi AKP ile başlamadı. 24 Ocak kararlarıyla başlayan ve AKP döneminde hızla sürdürülen neoliberal anlayış, insanın parayla ilişkisini kökten değiştirdi...
Para, ihtiyaçları karşılamanın aracı olmaktan çıkıp hayatın amacı haline geldi. Böylece... İnsan, geleceğini güvenceye almak için emeğinden çok finans piyasalarına bel bağlamaya başladı: Köşe dönücülük... Bugün tartışılması gereken, bu anlayışın muhafazakâr siyasette ve sermaye çevrelerinde nasıl karşılık bulduğudur.
Tabii ki tüm inançlıları aynı kefeye koyamayız, kapitalizmi dini gerekçelerle eleştirenler de var. Ve fakat:
Fon krizi sürecinde iktidara yakın muhafazakâr çevrelerde neoliberalizm eleştirisi geri planda kalırken, bireylerin ahlakı tartışmanın önüne çıkarılıyor. Soruşturma sadece kim ne kadar kazandı hesabına sıkıştırılıyor...
Ahlakı tartışmak kolay. Düzenin ürettiği sorunları bireyin kusuruna indirgemek daha da kolay...
Zor olan, kazancı başarı sayan anlayışın siyasette, cemaatte, şirkette ve sıradan insanın hayatında neleri değiştirdiğine bakmak...
İsviçreli siyaset bilimci Patrick Haenni, "Piyasa İslamı: İslam Suretinde Neoliberalizm" kitabında bu dönüşümü inceledi:
Dini söylemin piyasa ekonomisine nasıl uyum sağladığını, bireysel başarı ve zenginlik anlayışının dindar çevrelerde nasıl karşılık bulduğunu ortaya çıkardı...
Haenni, Mısır'daki bu değişimi anlatırken dikkat çekici bir tespitte bulundu:
-"Vaazlar bile, küreselleşmenin ritmiyle yaşayan bu yeni varlıklı kitlenin sınıf kültürüne uyarlandı..."
Başörtülü AKP'liye taş atanlara sormak lazım:
-Bu düzenin taşlarını kim döşedi? Esas mesele bu...