Medya araştırmacısı Caitlin Petre, gazeteciliğin dijitalleşmeyle birlikte nasıl değiştiğini uzun süre haber merkezlerinin içinde izledi...

Amerikan günlük gazetesi New York Times ile dijital yayıncılığın önde gelen örneklerinden Gawker’ı ve haber sitelerine anlık okur verisi sağlayan Chartbeat’i inceleyen Petre’nin tespiti şu oldu:

-Tıklanma sayısı, okunma süresi, paylaşım oranı ve sayfada kalma süresi haber seçimini etkiliyor.

-Editörün hangi haberi öne çıkaracağına, hangi başlığı kullanacağına ve hangi konuyu geri planda bırakacağına bu veriler yön veriyor.

-Haberin değeri artık içeriğiyle tartılmıyor. Kaç kişinin okuduğu, ne kadar süre kaldığı, ne ölçüde paylaşıldığı editoryal tercihi etkiliyor...

-Artık okur ve izleyici verileri, yalnız haber yayımlandıktan sonra bakılan sonucu değil, hangi haberin yapılacağını belirliyor…

İşte… Bugünlerde Kaşif Kozinoğlu dosyasında bile bunu açıkça görüyoruz:

Bir MİT mensubunun Orta Asya’da neler yaptığı, neden Odatv davasına dahil edildiği, cezaevindeki ölüm sürecinde hangi kurumların ne yaptığı gibi sorular belge, arşiv ve yakın tarih bilgisi gerektiriyor… Buna karşılık “Kurtlar Vadisi Pusu ne biliyor” gibi bir başlıkla daha kolay magazine yöneliniyor. Öyle ya, dizinin görüntüsü vardı, gizemi vardı, tanıdık karakterleri vardı. Üstelik tek başına yeni haber üretimine elverişliydi….

Medyanın sorunu burada başlıyor:

Haber neden magazinleşiyor

Medya artık eğlence ve özel hayat haberleriyle yetinmiyor siyaset, ekonomi, yargı ve istihbarat dosyalarını aynı anlatım kalıbına sokuyor!

Zira tıklanma, reyting, tiraj, paylaşım ve izlenme süresi ortak dile dönüşüyor: Sayıya…

Bu sayılar hangi haberin daha çok ilgi gördüğünü, hangisinin daha fazla ekonomik gelir getirdiğini gösteriyor!

Haber merkezleri buna bakarak hangi konulara daha fazla yer vereceğine karar veriyor...

Böylece haber başarısı giderek sadece bu göstergeler üzerinden tarif ediliyor.

Haber merkezinde artık dosyanın, ağırlığından önce ne kadar izleneceği hesaplanıyor…

Araştırmanın derinliğini, kurulan neden-sonuç ilişkisini, ortaya çıkarılan gerçeğin önemini tek sayıyla ölçmeyi mümkün hale getiriyor. Oysa: Gazeteciliğin değeri her zaman kalabalıkta değil, açığa çıkardığı gerçekte yatar…

Bu hale dair soru sormak lazım: Ölçülebilen, neden giderek ölçülemeyenin önüne geçiyor?

Burada işin ekonomik düzenine bakmak gerekiyor. Yayıncı haberi üretiyor ama görünürlüğünü tek başına belirleyemiyor. Reklam geliri için trafik, trafik için de sürekli yeni içerik gerekiyor…

Haber merkezi daha az maliyetle daha çok içerik çıkarmaya zorlandıkça, karmaşık olanı çözmek yerine kolay-yüzeysel anlatılanı büyütüyor

Böylece magazin, ayrı bir sayfa olmaktan çıkıp bütün haber türlerinin anlatım biçimine dönüşüyor...

Rekabet/haber atlatma haber kuruluşları arasında değil, insanın ekranda ayıracağı süre üzerinde yaşanıyor! Yüzlerce sayfalık bir dosyayı incelemek günler sürerken, içinden çıkan çarpıcı söz, görüntü ya da tanınmış isim birkaç saatte “habere” dönüştürülüyor.

Haberin değeri, araştırmanın derinliğinden çok ne kadar hızlı tüketildiği ve ne kadar ilgi çektiğiyle ölçülüyor…

Ya gazetecinin niteliği

Haberin magazinleşmesinin nedeni salt kurumun gelir hesabı ya da dijital platformların baskısı değil...

Haberi yapan gazetecinin niteliğindeki aşınma da bu dönüşümün parçası...

Amsterdam Üniversitesi’nde medya profesörü Mark Deuze ile Amsterdam Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde medya üzerine çalışan Tamara Witschge, gazeteciliğin çalışma düzenindeki değişimi uzun yıllardır araştırıyor.

İkilinin çalışmalarında öne çıkan başlıca sorunlardan biri şu:

-Haber merkezleri küçülürken gazeteciden, daha fazla işi daha kısa sürede ve farklı alanlarda yapması bekleniyor.

-Uzmanlık geriliyor, deneyimli kadrolar azalıyor, kurumların mesleki hafızası zayıflıyor.

-Bunun bedeli doğrudan habere yansıyor. Zira uzmanlık sadece bilgi biriktirmek değil, bir dosyada neyin önemli, neyin ayrıntı olduğunu ayırt edebilme yeteneğidir…

Polis adliye muhabirliği, siyasi muhabirlik, ekonomi muhabirliği, diplomasi muhabirliği yıllarca biriken bilgiye dayanıyor. Geçmiş birikim yoksa muhabir dosyanın içindeki ana soruyu ayıklamakta zorlanıyor…

Kozinoğlu örneğinde Odatv davasını, dönemin FETÖ yargı yapısını, MİT’e dönük kumpasları ve dijital delil tartışmasını bilmeyen gazeteci için televizyon dizisi çok daha güvenli alan oluyor!

Halbuki orada arşiv değil sahne, belge değil görüntü, gerçek değil kurgu var…

Medyanın asıl kaybı burada:

-Haber çoğalırken bilgi derinliği azalıyor.

Deneyimli editörün süzgeci zayıfladığında, yanlış soru ya da yorum daha kolay manşete çıkıyor. Yüzeysel haber ertesi gün yeniden üretiliyor. Ve bu tekrar sıradanlaşıyor. Kafalar büsbütün karıştırılıyor…