Öğretmenimi kaybettim...

Türkiye entelektüel aydınını kaybetti...

Tabu yıkan fikir emekçisi, yılmaz mücadele neferi Prof. Yalçın Küçük dün öğle üzeri sonsuzluğa yürüdü gitti...

Tanımam Türk aydınının düşünsel birikimini yazdığı Aydın Üzerine Tezler kitabını okuyarak oldu. Yıl, 1984.

“Aydın mücadele etmezse aydın değildir.”

Her satırı sarsıcıydı...

Aydını, daha çok ideolojik konumlanışı olan, taraf olan ve mücadele eden kişi olarak değerlendirdi. “Tarafsızım diyen aslında mevcut düzeni destekliyordur.”

Tanışmam ise şöyle oldu: Tarih, 6 Kasım 1986.

12 Eylül askeri darbesi karanlığı sürüyor. Ankara’da Hacettepe Üniversitesi öğrencisiyim. İdeallerimiz konusunda inatçıyım. Dört yandan duyulan acı çığlıklara nasıl sessiz kalınır ki...

YÖK’e karşı verdiğimiz Ankara üniversitelerindeki hareketliliğin merkez mekanla­rından biri Yalçın Küçük’ün ODTÜ yakınındaki Karakusunlar’daki eviydi...

Marksizmin kütüphanesiydi evi, entelektüel dünyaya orada adım attım. Korkusuzluğun başkentiydi o ev, liman değil deniz, okyanus...

Hepimizin elinde onun kitapları, sayfaların altını çize çize okuyoruz. Aydın Üzerine Tezler dönemin aydın tükenişine isyan kitaptı...

Aydın olmayı, “kitaptan bomba yapmayı” ilk orada öğreniyorduk…

Tanıdığım Yalçın Küçük

Kimdi Yalçın Küçük?

O yılgın 12 Eylül sürecinde Yalçın Küçük kendini, çok arkadaşı gibi akademik dünyaya kapatan münzevi olmadı, yılgınlığa kılıf aramadı, devrimci mücadelede ısrar etti...

Çoraklaştırılan toprağa tohum serpti sabırla. Ders vermiyor, kendi hayatıyla öğretiyordu...

Karşımızda hakikate daima hevesli bilge, yorulmak nedir bilmez düşün insanı vardı...

Zihni ateşler içinde volkan gibi, daima yaratıcılık için yanıp tutuşan...

Heyecanını hiç gemlemeyen, susmaya tahammül göstermeyen entelektüel...

Sınırı yoktu düşüncesinin, kaleminin ve sözlerinin. Yüce gönüllü ama hep sivri dilli...

İlkesel, insanlıktan sorumlu komünist

Yalçın Küçük’ün ideolojik derinliğine, yaşam pratiğine hepimiz tutkuyla bağlandık. Dışarıdan gelecek her türlü baskıya, inşa edilmek istenen önyargılara karşı direnmeyi ondan öğrendik biz...

Yalçın Küçük’ün evi ezber inançların kapı önünde çıkarıldığı düşünsel şölen mekanıydı...

Toplumsal Kurtuluş dergisini çıkardığı 1987 yılında ben de 2000’e Doğru dergisinde çalışmaya başladım. 1980’ler sonunda Yalçın Küçük ile görüşmez olduk...

Yıllar sonra, Yalçın Küçük ile “Sabetayist” olgusu bizi yine bir araya getirdi. Birlikte çalıştık; hem çay eşliğinde Selanik gevreği hem de birbirimizi yedik! Keza, kitaplarında beni övdüğü de yerdiği de çok oldu...

Son yıllarda yazdığı ezber bozan yakın tarih kitap taslaklarını gönderirdi okumam için. Öğrenci gibi heyecanlanırdım okurken…

Odatv’ye düşünsel çok katkısı oldu...

Evet, bizler Karakusunlar öğrencileriydik; “cevher” avcısı Yalçın Küçük’ün rahle-i tedrisinden geçip dört bir yana yayılan...

Geçmiş ve geleceğin kâhini

Yalçın Küçük, Dostoyevski’ye, Marcel Proust’a ve kuşkusuz Balzac’a hayrandı...

Balzac’ın Mutlak Peşinde romanını severdi; hep arayış içindeki Claes’in hikâyesini...

Gençliğinde Stendhal’in Kırmızı ve Siyah romanındaki Julian Sorel olmak istermiş… Öyle de oldu.

Yalçın Küçük... Mülkiye’yi bitirip, Devlet Planlama Teşkilatı’ndan ayrıldıktan sonra Yale Üniversitesi’ne gitti. Dünya Bankası’nda staj yaptı. Ülkeye dönüşünde çantasında K. Marks’ın Kapital kitabının parçaları vardı...

ODTÜ’de öğretim üyeliği yaptı. Ardından İngiltere Birmingham Üniversitesi’nde bulundu. Burada yaptığı Sovyetoloji araştırmalarını kitaplaştırdı. Mükemmeldi, dünyadaki eşsiz araştırmalardan biri kabul edildi. Ama bu kitaptan dolayı da sekiz yıla mahkum oldu!

12 Mart 1971 askeri darbesinin de hışmına uğradı:

“30 Ağustos tarihinde ODTÜ’deki öğretim üyeliğinden uzaklaştırıldım. Yaş haddinden dolayı değil. Siyasal olarak haddini bilmemekten...”

1973 yılında otuz altı yaşında askere alındı, Kıbrıs Savaşı’nakatıldı, “gazi” oldu. Askerlik bitince Cumhuriyet gazetesi ekonomi servisini yönetti, makaleler yazdı. Gazeteden ayrıldıktan sonra yazılarını Bir Yeni Cumhuriyet İçin başlıklı kitabında topladı.

Kitap toplatıldı. Yalçın Küçük hapse atıldı. Mahkeme hükümde “suçunu” şöyle açıkladı:

Sanık şeytana pabucunu ters giydirecek kadar kıvrak zekaya, üsluba, yeteneğe malik bulunmaktadır.”

Yalçın Küçük, tahliye olur olmaz Aziz Nesin ile birlikte askeri darbeye karşı bildiri ile mücadele bayrağı açtı. Yayınlar çıkardı, hep yargılandı, hep hapis yattı...

Ancak keskin tespitlerinden hiç taviz vermedi.

Söylenmeyenleri dile ve yazıya döken radikal düşünür, inatçı entelektüel olmayı hep sürdürdü...

Geçmiş ve geleceği anlatan kâhin!

Odatv davasında birlikte yargılandık.

En son Kara Kutu kitabımı ona ithaf ettiğim için telefon etti.

Konuştuk ama buna konuşma denmezdi, iki-üç kelimeyi sürekli tekrar ediyordu...

Yalçın Küçük, kendini dünyaya kapattı...

Gerçeği bulma ve yazma konusundaki cesareti yüzünden çektirilmeyen acı kalmamıştı.

Ve dün, Temren Hanım’dan ölüm haberini aldım.

Yalçın Küçük Hocam, ölüm sizi susturamayacak, kitaplarınız ebedi olacak.