Dünün en inanılmaz manşeti Aydınlık gazetesinden geldi:

-Süleymancı ağı 157 ülkede!

Habere göre cemaat, kurs ve yurt adı altında dünyanın büyük bölümünde örgütlenmişti, iyi mi! Şimdi soralım:

-Süleymancılar, Amerika’dan neredeyse tüm Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’nın tamamına, Hicaz’dan Rusya’ya hangi parayla, hangi güçle becermişti?

Yanıtlardan biri Alihan Kuriş’in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş’in deposundan çıktı:

-Neredeyse 1,5 milyarlık 200 kilo altın!

Üst üste gayet düzgün külçe altınları görünce “Merkez Bankası mübarek” demişim! İnsan boyu kasalar dahil, uzmanların açtığı kasalarda ise balya balya, çuval çuval milyarlarca liralık dövizler ise yukarıdaki soruyu tereddütsüz yanıtlıyordu!

Bitmedi; bu öylesine bir “Örümcek ağı” modeli ki, dünyanın büyük bölümünde şirketler, holdingler, altın ve döviz kuleleri bu cemaatin bu yapıyı nasıl oluşturduğunun kanıtı!

Bunu yapan yalnızca Süleymancılar Cemaati mi derseniz yanıtım “kesinlikle hayır!” Bu kadar büyük olmasa bile bu şekilde çalışan milyarlara hükmeden başka tarikat, cemaat oluşumlarını biliyoruz…

Daha düne kadar Menzil Tarikatının nasıl paylaşılamadığını, ikiye bölündüğünü, milyarların kontrolü için kardeşlerin birbirine düştüğünü anlatan haberleri hayretle izliyor, okuyorduk!

Yakından tanıdığınız, Cübbeli Ahmet Hoca, bir taraftan yapılan operasyonu canı yürekten destekler, “geç bile kalınmıştı” derken diğer taraftan İsmailağa Cemaatinin de aynı akıbeti paylaşacağını şu sözlerle iddia etti:

-Bu işlere birkaç sene önce başlamış olup Mahmud Efendi Hazretleri’nin usul ve erkânından zerre kadar haberi bulunmayan Abdullah Kılıç gibi birinin genel sekreterliğe getirilmesi, İsmailağa Cemaati açısından da aynı şeyin yaşanacağı konusunda büyük sinyal vermektedir!

Yaa, işte böyle, durumdan vazife çıkarıp kendi mensup olduğu cemaati dahi suçlayan, operasyon bekleyen “din alimleri” de var gördüğünüz üzere… O halde ne söylemek gerekir?

-Yiyin birbirinizi!

Elimizde kalan yalnızca deprem çantası!

Dün Büyük Marmara depreminin 27. yılıydı…

Ve maalesef durum berbattı! Asrın felaketinden sonra bugüne dek ülke genelinde araya büyük depremler de girmesine karşın hiçbir şey değişmedi…

Ne bir planlama ne bir ciddi önlem görünüyor ortalıkta… Vatandaşın depremle ilgili olarak aldığı en büyük en ciddi önlemi de paylaşayım:

-Deprem çantası!

Buna karşın depremden sonra “arama kurtarma çalışmalarında” ne büyük adımlar atıldığını AFAD Başkanı Ali Hamza Pehlivan’dan öğrendik! Muhterem başkan yaptığı açıklamada yüreğimize şöyle su serpti:

-Türkiye bugün 175 bin kişiden oluşan arama kurtarma ekiplerine sahip!

Ne güzel de bu durumda halimiz şöyle olmuş olmuyor mu:

-Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir!

Çaresizlik içinde bir ülke!

Karar gazetesi, yaptığı araştırmada en yaşamsal konulardan “Toplanma alanlarının, binaların ve acil çıkış yollarının durumunu şöyle anlattı:

-Toplanma alanlarının büyük bir kısmı imara açıldı ya da AVM oldu! Acil çıkış yollarının çoğu otopark olarak kullanılıyor! 10 milyon bina stokunun en az 6 milyonu maalesef ve de hala riskli yapı!

Bitmedi; Halkın sadece yüzde 18,4’ünün evinin dayanıklılığını kontrol ettiği, bir başka çalışmada da ülke genelindeki konutların yaklaşık yarısının sigortasının olmadığı ortaya çıktı! İstanbul’da ise yapılan deprem araştırmasında ortaya çıkan sonuç çaresizlik!

-Yurttaşların yüzde 69’u yakın gelecekte deprem riski bulunduğunu düşünüyor Yüzde 70’i ise yıkım kaygısı yaşıyor!

İç karartıcı bir tablo değil mi? Ancak elimizdeki bulgular bir başka şey anlatmıyor bizlere. Söz dönüyor dolaşıyor o ünlü deyişimize geliyor:

-Saldım çayıra, Mevla’m kayıra!