Günlerdir yine bir cemaatin “kirli yüzünü” konuşuyoruz!
Gazeteler, TV’ler hep bir ağızdan liderliğini Alihan Kuriş’in yaptığı Süleymancılar cemaatine 17 ilde 123 baskının yapıldığını, Kuriş’in kendi evindeki gizli bölmede nasıl ele geçirildiğini, 33 cemaat şirketine nasıl el konulduğunu, Almanya’da 70 milyon dolara nasıl merkez yaptırıldığını, ele geçirilen silahları, yurtdışına nasıl 100 milyar kaçırıldığını yazıyor, anlatıyor!
Enteresan durum şu; dikkat ederseniz yukarıda tüm medya kuruluşlarından söz ettim! Yani, yalnızca muhalif medya değildi durumu manşetlerine taşıyan, yandaş medya da manşetlerinden görmüştü bu kepazeliği… Ancak çok önemli bir farkla:
-Gericiliğe karşı medya Süleymancılardan “cemaat”, “tarikat” olarak söz ederken, hükümet ve yandaş medya bu sözcükleri hiç ağzına almıyor, “FETÖvari örgüt”, “Kuriş Grubu”, “suç örgütü” ya da yalnızca “Süleymancılar” olarak söz ediyordu!
Kısacası hiçbirinin ağzından “tarikat”, “cemaat” sözcüğü çıkmıyordu… Komik mi, trajik mi siz karar verin! Haa, bu arada Akşam gazetesi yapılan operasyon için özel başlık bile atmıştı:
-Dini değil, mali operasyon!
Halbuki, birazcık aklı olan bile düşünse, bir dini cemaatin 100 milyarlarla oynamasını, Almanya’da 70 milyon dolar değerinde merkez (külliye) yaptırmasını, en lüks arabalara binmesini, kısacası cemaatini limon gibi sıkıp sömürmesini nasıl kabul edebilirdi?
İşte Büyük Devrimci Atatürk, Kur’an’da hiçbir yeri olmayan, din ile uzaktan, yakından alakası bulunmayan bu tür tarikatları, tekkeleri, medrese adı altındaki karanlık fesat yuvalarını bu nedenle kapattı ve şöyle seslendi Türk milletine:
-Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki; Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.
Kuran’da ve Hz. Muhammed’in sözlerinde tarikat yoktur!
O halde, bir de bu iktidarın pek meraklısı olduğu tarikatlara dini açıdan bakalım ve soralım:
-Efendiler, Kur’an’ın hangi sayfasında, hangi suresinde, ayetinde “Ruhban sınıfı vardır” şeklinde bir cümle geçer?
Geçmez, geçemez! Çünkü İslamiyet’te ruhban sınıfı yoktur! Çünkü Kur’an, Tanrı ile insan arasına hiçbir yabancının girmesini kabul etmez. Öyleyse tarikat da yoktur! Çünkü sözcük anlamı “yol” olan tarikatlar da yüzyıllardır tıpkı Hıristiyanlıktaki ruhban sınıfı gibi İslamiyet’i ve tabii Müslümanları sömürmekte, insanların kapkaranlık bir taassup içinde kalmalarını, insanın insana tapmasını sağlamak, zenginliklere konmak, güç sahibi olmak için “kendi sahte dinlerini” inşa etmektedirler!
Müslüman dünya yüzyıllar boyu işte bu tarikat adı verilen “şirk mekanları” sayesinde geriliğe mahkûm kalmıştır!
Dut yemiş bülbül misali susanlar!
Bu karanlık yüzünden bugün İslamiyet dünyası, dünya ülkeleri sıralamasında en dipte yer almaktadır!
Diyanet’in bile yakındığı, gençlerin “deizme”, “ateizme” kaydığı söylemlerinin ana sebebi de budur!
Bu tarikat gerçeğini anlatması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı ise yakınmanın dışında adeta “dut yemiş bülbül” misali suskunluk içindedir. Millî Eğitim Bakanlığı bu tarikatlarla el ele, anaokullarına varıncaya dek minicik çocukları, gençleri bu şirk yuvalarının ellerine terk etmiştir!
Tarikatlar, devletin en önemli kurumları içinde bile rahatça at koşturmaktadır! Hiç eveleyip gevelemeden gerçeği haykırma zamanıdır:
-Yalnızca ülkemiz değil, tüm İslam dünyası tarikatların, cemaatlerin, kerameti kendinden menkul şeyhlerin, şıhların işgali altındadır!
Bu beladan kurtulmanın en önemli yolu ise devletin harekete geçmesi dışında, yapılan sahtecilikleri görmek, din diye pazarlanan hurafeleri anlayabilmek için okumak ve öğrenmekten geçmektedir...
-Yoksa bu güzelim ülke için güneşli bir gelecek, hayal olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır!..