8 Ağustos 1915…
Conkbayırı İngilizlerin eline geçmişti! Halbuki Albay Mustafa Kemal, bu işgalin çok öncesinde hem Tümgeneral Esat Paşayı hem de başında Liman Von Sanders’in bulunduğu merkez komutanlığını uyarmış hatta Esat Paşa’nın bizzat geldiği, sonradan “Kemal yeri” adını alacak mevkide “düşman nereden gelecek?” sorusuna eliyle Arıburnu’ndan başlayıp Kocaçimentepe’ye kadar olan alanı gösterip tek sözcükle yanıt vermişti:
-Buradan!
Kolordu Komutanı gülümseyerek ve Mustafa Kemal’in omzunu okşayarak şöyle diyecekti:
-Merak etme beyefendi, gelemez!
İngilizler tam da Mustafa Kemal’in gösterdiği yerden 20 bin kişilik kuvvetle gelmiş ve Conkbayırı’nı işgal etmişti! Durumun giderek kötüleştiği ortaya çıkınca 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders adına Kurmay Başkanı Albay Kazım, Mustafa Kemal’i telefon başına çağırarak sordu:
-Durumu nasıl görüyorsunuz?
-Bütün mevcut kuvvetlerin emrime verilmesinden başka çare kalmamıştır!
Bu yanıt karşısında şaşıran Kurmay Başkanı sordu:
-Çok gelmez mi?
Yanıt yalnızca iki sözcükten ibaretti:
-Az gelir!
Mustafa Kemal, 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders’in emriyle o gece Anafartalar Grubu Komutanlığına getirildi!
Bakın, “Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu” kitabının yazarı Lord Kinross ne diyordu:
-Seferin başından beri ikinci kez, Mustafa Kemal’in görüşü doğru, üstlerininki ise yanlış çıktı. 6 Ağustos’ta düşman, tam da Esat Paşa’ya söylemiş olduğu çizgi üzerinden saldırıya geçti!
48 saatlik cehennem!
Mustafa Kemal kaç gecedir uyumamıştı…
Üstelik hem yorgunluk hem de sıtma nöbetinden dolayı avurtları çökmüş, mavi gözleri kızarmıştı. Yeni görevinin birkaç saat sonrasında, sabah 04.30’da savaşı yöneteceği tepeye gitti…
9 Ağustos günü 7. ve 12. tümenlerin sabaha karşı başlayan taarruzunda, göğüs göğse yapılan muharebe sonunda sayıca çok daha kalabalık olan düşman bozguna uğratıldı ve kaçtı:
-Birinci Anafartalar Zaferi kazanılmıştı!
Ama daha bitmemişti; sırada Conkbayırı’nın tamamen temizlenmesi gerekiyordu… 10 Ağustos sabaha karşı Mustafa Kemal’e bağlı 23, 24 ve 28. alaylar düşmana saldırdı. 4 saatlik süngü muharebeleri sonunda Conkbayırı’nın tamamı ele geçirildi!
Düşman çok ağır kayıplar vermişti. Türk birlikleri de öyle; bu kanlı savaş sırasında İngiliz Generali Boldwin ve Kurmay Başkanı ölmüş, Mustafa Kemal ise göğsündeki saate çarpan şarapnel parçasıyla yaralanmıştı! Kayıtlardaki kayıplar muharebenin ne kadar kanlı geçtiğinin göstergesiydi:
-Conkbayırı taarruzunda Türk tarafı 20 bin, düşman tarafı ise 25 bin kayıp vermişti!
Bu taarruzla ilgili olarak Fahrettin Altay Paşa şu yorumu yapacaktı:
-Mustafa Kemal, 10 Ağustos 1915’te yalnız İstanbul’un değil, bütün bir memleketin işgalini önlemişti. Artık ümitleri kalmayan İngilizler, iki ay sonra Gelibolu Yarımadası’nı boşaltıp, çekilip gitmeye mecbur kalıyorlardı!
Peşin ödenmiş vergi!
Ancak hâlâ bitmemişti!
Daha sırada Albay Mustafa Kemal’in komutasında İkinci Anafartalar Zaferi vardı! Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal’in emrinde 3 kolordu vardı…
Her zaman özlemle andığım sevgili Turgut Özakman bakın ne diyordu:
-Çanakkale Savaşı boyunca, Liman Paşa dışında hiçbir komutan, bu kadar uzun zaman, bu kadar çok birliği ve bu kadar geniş bir alanı komuta etmemiştir. Demem o ki, Atatürksüz bir Çanakkale Savaşı tarihi yazılamaz! Buna teşebbüs etmek için ya kör cahil ya nankör ya da azılı bir Atatürk düşmanı olmak gerekir!
Düşmanları, İngiliz ileri gelenleri de ayrı sözcüklerle aynı şeyleri söyleyecekti! Mustafa Kemal bu savaşla parladı, dünya çapında bir şöhret oldu. Ancak asıl olarak Kurtuluş Savaşı ile tüm dünyanın hayranlığını kazandı. Şunu da unutmamak gerek:
-Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü, izdüşümüdür!
Bu yazıyı, değerli tarihçi Dr. Çiğdem Bayraktar Örs’ün yorumuyla bitirmek isterim:
-Anafartalar’da atılan her adım, gelecekteki nesillerin özgür nefes alabilmesi için peşinen ödenmiş bir vergidir. Unutulmasın ki o gün Anafartalar’da canla, kanla çizilen ulusal çerçeveye atılacak her çentik, onu aşındırmaya yönelik atılacak her adım; o gün Anadolu’ya giremeyen işgalcileri, sömürgecileri oluşacak hasardan, boşluklardan içeriye almaktır. Bu da geleceğimizi üzerinde taşıyan vatan toprağına, ulusun birlik ve beraberliğine doğrudan kasıttır. Anafartalar ruhu, Türk ulusunun tarihini ve talihini, geçmişini ve geleceğini yansıtan direnişin ta kendisidir!