Emin olun ne diyeceğimi bilemiyorum…

Önce “utanmak” dedim olmadı… Sonra “vicdan” dedim hiç mi hiç yetmedi… Son yaşananlar karşısında aciz kaldım sevgili okuyucular…

Sevgili ağabeyim, değerli sanatçı Müjdat Gezen, “Utanmak ve Vicdan” başlıklı yazımın hemen ardından olanca duyarlılığı ve açıklığıyla Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde durumu özetleyiverdi:

-Vicdan artık pavyondaki hanımın adıdır!

Kısacık zaman dilimi içinde öylesine “ne akla ne vicdana sığan” kepazelikleri gözümüze soktular ki, bir tanımlama yapmak için çok düşündüm; ancak koca Türk dilinde bir tek sözcük dahi bulamadım, ne yazık ki!

-Gelin önce yaşadıklarımıza bakalım…

İnsan yaşamıyla kumar oynamak!

Önce iki insanın yaşamıyla nasıl oynadıklarını gördük…

Tayfun Kahraman Türkiye’de şehircilik, kent planlama ve kamu yönetimi alanlarında yaptığı çalışmalarla tanınan bilinen bir isim.

Gezi Parkı olaylarını organize ettiği, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ettiği” suçlamasıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18 yıl ağır hapse mahkûm edildi…

Anayasa Mahkemesi, Kahraman’ın “adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” yönünde karar verdi. Ancak 13. Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı “hak gaspı” olarak nitelendirerek Anayasa Mahkemesi’nin bu kararını, tahliye ve yeniden yargılama kararını reddetti!

Kahraman, 20 yıldır ağır bir hastalıkla mücadele ediyor. Multipl Skleroz (MS) isimli hastalığı nedeniyle hapishanede defalarca atak geçirdi. Kesin bir tedavisi yok. İlerlemesi durumunda felç olma tehlikesi var.

Son olarak yine ağır bir atak sonrası Cerrahpaşa Hastanesine sevk edilerek ilaç ve kortizon tedavisine başlandı… Sonra ne oldu peki? Tayfun Kahraman, “daha fazla kortizon verilemez” denilerek hastanede yer olmadığı gerekçesiyle yeniden hapishaneye gönderildi.

O halde hücresine gönderilen Kahraman, daha ne oluyor demeye kalmadan yeni bir atak sonucu tekrar hastaneye kaldırıldı…

-Böylesine bir işkenceye ne denir söyler misiniz?

Aynı işkenceyi İBB operasyonuyla tutuklanan yaklaşık 11 aydır iddianamesi bile çıkmadan içeride tutulan Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık da defalarca yaşadı…

Geçmişte iki kez kanser geçiren, hapishanede 25 kilo veren, defalarca hastaneye kaldırılan Çalık, 13 Ocak’ta boynunda oluşan kitle nedeniyle ve kanser şüphesiyle ameliyat edildikten sonra ne oldu bilin bakalım? Riskli olduğu belirtilen ameliyattan iki gün sonra hücresine gönderildi!

-O sözcüğü bulamadığım için yalnızca “pes” diyebildim!

O sözcüğü siz bulacaksınız!

Gelelim diğer kepazeliklere…

Millet yoksulluğun dibinde, emekli daha da beter, resmen aç… Yağmur altında, dondurucu soğukta, sabah şafak sönmeden metrelerce kuyrukta bir tas çorba için bekleşiyor…

Dönüp, iktidara bakıyorsunuz; emekliye ek olarak verdiği bin lira ile övünme yarışında! Söyledikleri ise kan donduruyor.

Mesela, AKP’li Meclis üyesi Yusuf Özgün Türkiye’de açlık olmadığını, Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı Şükrü Akçadağ’ı hedef alarak şu bilimsel ve vicdanlı açıklamayı yaptı:

-Bu ülkede açlık olsaydı insanların kilo fazlalığı olmazdı. ‘Açlık’ diyorsunuz Şükrü Bey! Nerede? Boyu 160 cm sanırım 10 kilo fazlalığı var! Açlık olsaydı boyuna göre fazlalığı olmazdı!

Bir diğer Meclis üyesi muhterem ise bakın hiç utanmadan ne dedi:

-‘Açlık’ diyorlar, şükretmeyi bilmiyorlar!

Bitmedi! Şimdiki örnek inanılmaz. Geçen gün AKP’li yöneticiler ev ziyareti yapıyorlardı. Ev sahibi hanımın, “kiralar çok yüksek” serzenişi üzerine AKP’li Emrullah Tosun, hiç sıkılmadan S 400 ve ABD yaptırımları üzerinden şu yanıtı verdi:

- Biz şimdi S 400’leri aldık. Niye? Çatımız sağlam olsun, gelen füzeleri durduralım, hanelerimize bombalar mermiler düşmesin diye… ABD bize yaptırımlar uyguladı, CAATSA yaptırımları uyguladı. Bu da bizim ekonomimize yansıdı. Sahada yenemeyeceği bir halkı, bir toplumu, bir ümmeti yaptırımlarla yıldırmaya çalıştı…”

Bu zat, büyük tepkiler üzerine videoyu sildi… 2,5 milyar dolara alınan S 400’ler ise kaldırıldığı bodrum katında yatmaya devam ediyor!

Daha birçok kepazelik, yanaşma medyanın hiç utanmadan manşetlere çıkardığı, “Ekrem İmamoğlu’nun özel jeti” yalanları, İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’a yapılan artık cılkı çıkan “casus” suçlamaları da var tabii…

-Ben artık işin içinden çıkamıyorum dostlar… O sözcüğü bulma görevi artık sizde!