Paydaş liberallerin bitmeyen hayali, vazgeçemedikleri rüyası olmuştu hep:
-Ah şu ulus devlet bir yıkılsa!
Bu konuda yazdıkları, yaptıkları konuşmalar ciddi bir külliyat oluşturuyordu… Hatta bunlardan biri, Prof. sıfatlı Mehmet Altan, yıkılacak cumhuriyetin yerine kurulacak yeni düzenin adını dahi 90’lı yılların başında üretmiş, içinde bulunduğu cenah da çok beğenip sahiplenmişti:
-2. Cumhuriyet!
Fransa’dan esinlenmişti besbelli; böyle olunca da bu yeni düzene geleceğini bağlayan muhteremlerin alacağı sıfat kolayca belirlenmiş oluyordu:
-İkinci cumhuriyetçi!
Çok uğraştılar, çok didindiler, bu iktidar kurulduğunda çok sevindiler, her türlü desteği verdiler… Epey yol da kat ettiler ancak şöyle ağız tadıyla hayallerinin hedefindeki düzene bir türlü ulaşamadılar!
Bölünmeye güzelleme!
Yıllar önce Prof. Altan pek sevinç içinde şöyle bir yazı kaleme almıştı: Başlık şöyleydi:
-Ulus-devleti Lahey’de vurdular!
Nasıl vurulmuştu peki ulus-devlet? Uluslararası Adalet Divanı, Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin meşru olduğu konusunda görüş bildirmişti de ondan! Bu kararı tarihsel olarak niteleyen Altan, yazısında aynen şöyle diyordu:
-Ulus devletlerin “dokunulmazlığı” bitiyor. “Bölünebilecekleri” hukuksal bir kabul görüyor… Tabii ki Lahey’den çıkan kararın boyutları, Balkanların sınırlarını çok aşıyor…
Altan, bu boyutları da çiziyordu “İspanya’dan Gürcistan’a kadar ayrılıkçı güçlerle mücadele eden pek çok ülke.” Sonra da her zamanki kurnazlığıyla şu sonuca ulaşıyordu:
-Kosova kararının önemli yanı, “Kosova devletinin” kurulmasından ziyade Sırbistan “devletinin” bölünebilirliğini kabul etmesinde… Ulus devlet, bir yandan “Kosova” örneğinde olduğu gibi “küçülerek”, bir yandan da Avrupa Birliği örneğinde olduğu gibi “ulus üstü” yapılarla “genişleyerek” iki uçtan birden yok oluşa gidiyor…
Siz olsanız bu yazıdan ne anlardınız? Mesela zamanın Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi köşesinde, ne anladığını şu satırlarla anlatmıştı:
-Göründüğü gibi yazıda söylenmeyen şey, “Sıra Türkiye’deki ulus-devletin de bölünmesine geldi” den ibaret!
Ben de aynen öyle düşünmüştüm! Altan biraderlerden Mehmet, ulus devletin nasıl vurulduğunu anlatırken bir zilleri takıp oynamadığı kalmıştı! Ama bir gün sonra kalemi eline alan bu arkadaş, Ekşi’ye ağır hakaretlerle süslediği yazısında hiç utanıp sıkılmadan, “ben Türkiye’den bahsetmedim” diyebilmişti, iyi mi!
“Yok artık” dediğimi anımsıyorum; insan ya söylediğinin ardında durmasını bilmeli ya da hiç konuşmamalıydı. Bu gibi durumlarda güzel Türkçemizde çok net bir tanımlama da bulunuyordu üstelik:
-Omurgasızlık!
“Yeniden sömürge olmak isteyenler!”
Aslına bakarsanız, Altan biraderlerden Mehmet, yıllar önce (26 Ağustos 1997) “Yeniden sömürge olmak isteyenler” başlıklı yazısında, nereye “ait olduğunu” açıkça afişe etmişti…
Bu arkadaşın anlatımına göre, Doğu Afrika’daki Comoros Adaları’ndan üç tanesinde isyan çıkmıştı. İsyancılar “Fransa bizi geri al” sloganlarıyla gösteri yapıyorlardı. 1912 yılında Fransızlar tarafından sömürgeleştirilen Comoros Adaları’ndan üçü 1975 yılında yapılan referandumda bağımsızlığı seçmiş, bir tanesi, Mayotta adası ise sömürge olarak kalmayı tercih etmişti. Bağımsızlığı seçenler “Comoros Federal İslam Cumhuriyetini” kurmuşlar ama bir türlü adam olamamışlar, sefalete düşmüşlerdi. Sonrasını bu muhteremin kaleminden okuyalım:
-Bu arada Fransa’nın vesayetinde yaşayan Mayotta adası ise derlenip toparlanmaya başlamıştı. Burada yaşayanlar Fransız vatandaşı sayıldıklarından parasız eğitim, aile yardımı ve sosyal güvenlikten yararlanmakla kalmamış, yabancı yatırımlar sayesinde rahatça iş de bulur olmuşlardı. Öyle ki, bağımsız Comoros Cumhuriyeti’nin iki adasındaki halk, Mayotta adasına gizlice girip kaçak işçi olarak çalışmaya mecbur kalmışlardı…
Mehmet birader, sömürge olmayı seçen adadaki tatlı hayatla bağımsızlığı seçen diğer adalardaki sefaleti bir güzel anlattıktan sonra lafı “ulusal egemenlik” ve “bağımsızlık” gibi içi boş kavramların yoksul kitleleri kandıramayacağına getiriyordu!
İşte böyle! Değerli Oktay Ekşi’nin canını sıkmasına hiç gerek yoktu aslında; yıllar önce bu satırları döktüren “tür”, bugün de “ulus devlet vuruldu” müjdesini oynaya zıplaya verecekti tabii!
-Asla unutmayın, unutturmayın…