Maça daha saatler vardı. Sarı lacivert formayı iş gömleği gibi sırtına geçirmiş bir kurye, kaldırım kenarında ağacın gölgesine sığınmıştı. Sıcak asfaltı yumuşatmış. Adam dalgın. Bakışı ne telefonunda, ne trafikte.

"Bu akşam ne olur?" diye daldım lafa.

Önce yüzünde küçük bir kıpırtı oldu, sonra hafif bir tebessümle geldi cevabı: "90+'da gol yiyip elenmeyelim, başka bir isteğim yok."

Dikkat edin, bu bir temenni değil. Bu bir hasar raporu.

Hayali bir zafer değildi, sadece yıkılmamak istiyordu. Son dakikada yenen goller insanın içinde bir yerlere biriktikçe, umut da eriyor. Bir zaman sonra kimse şampiyonluk, zafer dilemiyor. Sadece sağ salim eve dönmeyi diliyor.

90. dakikada Boudache o topu dışarı atınca aklıma stadın uğultusu gelmedi. O kaldırım kenarındaki kurye geldi.

Sonrası malum. 18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi. Dün gece bu şehirde yastığa aynı gülümsemeyle uzanan çok insan vardı. Kuryesi de, patronu da, torunu da, dedesi de.

Yalan yok. En çok o adam için sevindim. Hayali kırılmadı diye.

♦♦♦♦♦

Gelelim İsmail Kartal'a. Sezon başından beri kalemimi ondan yana yumuşatmadım. Kadıköy'deki Lyon akşamından ve Konya maçından sonra çanı çalan da bendim. Dün sahaya sürdüğü 11, hepimizin elindeki kağıdı buruşturdu.

Oğuz Aydın tercihi, kaybedilseydi bir hocanın koltuğunu değil, geleceğini alıp götürecek bir bahisti. İsmail Hoca oyuncusuna güvendi. Oğuz o güveni sahada, faizsiz, gününde ödedi.

Fenerbahçe Fransa'da öyle bir futbol oynadı ki, Kadıköy için yazdıklarımızı bize bir kez daha imzalattı. Çünkü aynı takım, orada oynadığının onda birini burada oynamamıştı.

Eleştirirken imzamız neyse, alkışlarken de odur. Eyvallah.

♦♦♦♦♦

Ama iş burada bitmiyor. Asıl şimdi başlıyor.

Kadro hala eksik. Bu dar kadro, lig temposuyla Avrupa temposunu kaldıramaz. Futbolcular üzerine düşeni yaptı, hoca üzerine düşeni yaptı. Sıra yönetimde.

Onlara da hak ettikleri eleştiriyi zamanında yazdık. Doğrusunu yaparlarsa, övgüyü de aynı kalemle, aynı iştahla yazarız.

♦♦♦♦♦

Bir not da maç sonuna. Guendouzi sevincin ölçüsünü kaçırmış olabilir. Marsilya'dan taşıdığı husumet de biliniyor. Fakat bir kaleci antrenörünün mesleğini bir anda unutup oyuncuya saldırması, en yumuşak tabirle çirkeflik.

Bu sahne Kadıköy'de yaşansaydı ne olurdu, hepimiz biliyoruz. Fransa Cumhurbaşkanı bile ağzını açardı. Avrupa basını barbarlığımızı da, geri kalmışlığımızı da ütüleyip ütüleyip önümüze koyardı.

Şimdi açın o sayfaları. Yazan tek şey var: Guendouzi'nin provokasyonu.

Terazinin bir kefesine bizi, öbürüne kendilerini koyanlar, terazinin kendisini de kendileri satın almışlar.

♦♦♦♦♦

Bugün o kurye yine aynı sıcakta, aynı iki kuruş için yollarda olacak. Dışarıdan bakınca hiçbir şey değişmedi.

Bir şey değişti.

Dün gece yatağa korkusuyla değil, ihtimaliyle girdi. Kura çekilirken de büyük olasılıkla trafikte olacak, kaskı elinde, teri sırtında.

Ama bu sefer dalgın değil.