Turnusol kağıdı yalan söylemez. Asidi asit, bazı baz gösterir. Kağıdı suçlamak da kimsenin aklına gelmez. Galatasaray derbisi Fenerbahçe için tam olarak buydu. Sezonun dörtte biri geride kalmışken lig hakkında hüküm vermek erken, doğru. Ama bu takımın içine düştüğü alaboradan çıkıp çıkamayacağını görmek için tam zamanıydı. Aston Villa'da 6-0'lık hezimete uğrayan, Slavia Prag karşısında 2-0 öne geçtiği maçta 90. dakikada gol yiyen bir takımın önüne yeni bir hedef konmuştu: derbi.

İstifası beklenen İsmail Kartal da, eleştirilerin tekini kabul etmeyip hatasız olduğunu savunan Başkan Aziz Yıldırım da aynı cümleye sığındı: "Galatasaray maçını kazanır, taraftarla barışırız."

Öyle olmadı. Fenerbahçe sahadan 2-1 yenik ayrıldı, ama skorbordun yazmaya yetmediği şeyleri de orada bıraktı.

♦♦♦♦♦

Puan farkının altı olması asıl dert değil. Kartal'ın "Üç puanlı sistemde 6 puan bir şey değil" tespiti hesap olarak doğru.

Fakat taraftarı umutsuzluğa sürükleyen o altı puan değil, o cümleyi kuranın bizzat kendisi. Kartal bunun farkında değil. Fenerbahçe'nin geleceğini tehlikeye atan da tam olarak bu farkındalıksızlık.

Aziz Yıldırım'ın "Aklımda İsmail Kartal yoktu, siz istediniz getirdim" cümlesi, aylardır tek suçlunun Kartal olamayacağını söyleyenleri doğruladı. Hatırlayalım. Seçim kazanılırken vitrine Aykut Kocaman'ın adı kondu. Jorge Jesus pahalı gelince "Bari bizim İsmail gelsin" dendi. Neden o? Çünkü kulağını çekmek de, işler karışınca feda etmek de kolay.

Eski apartman dairelerinin sigorta kutusunu bilirsiniz. Oraya en ucuz sigortayı takın, yük biraz arttı mı atar, yenisi takılır ve kimse duvarın içindeki çürük tesisatı sormaz. Üç kez başarısız olmuş bir teknik direktörün dördüncü kez aynı göreve getirilmesi, Fenerbahçe'yi bırakın, dünya futbol tarihinde hiçbir kulüpte görülmemiş bir şey.

♦♦♦♦♦

Maç öncesi röportajda "Beraberliğe de razıyız" diyen Kartal, aslında önceliğinin derbi değil koltuk olduğunu anlatmış oldu. Başkan ise maçtan günler önce Divan Kurulu'nda hiçbir eleştiriyi üzerine almamış, yanlışları sorulunca "Hepsi sizin yüzünüzden" diyerek topu camiaya ve tribüne atmıştı.

Şaşıran olduysa son 20 yılı unutmuş demektir. Aziz Yıldırım'ın başkanlığı, Kadıköy iskelesine pürüzsüz yanaşınca alkışı köprüüstünde toplayan, iskeleye bindirince de faturayı çarkçıya, dümenciye, yolcuya, olmadı denizin kendisine kesen bir kaptanın seyir defteri gibi. Başarı kaptanındır. Başarısızlık ise ya bir yöneticinin, ya hocanın, ya taraftarın ya da camianın. O defterin tek sayfası değişmedi. Değiştiğine inanıp Yıldırım'ı rekor oyla yeniden dümene getiren kongre ise daha kasım gelmeden pişmanlık şarkıları mırıldanır oldu.

Kulağımda Müslüm Gürses'in o yanık sesi, "Son pişmanlık neye yarar, her şeyin bedeli var..."

♦♦♦♦♦

Gelelim sahaya. Okan Buruk'un Galatasaray'ını en basit haliyle nasıl özetlersiniz? Bu takımı kalene yaklaştırmayacaksın arkadaş. Fenerbahçe ne yaptı? İlk dakikadan geri çekildi, kendi ceza sahasına yaslandı, misafirini kapının önünde ağırladı. Skor 2-0 olunca ikinci yarıda daha önde oynayan bir Fenerbahçe izledik. E demek ki olabiliyormuş. Peki bu cesaret neden ancak yenik duruma düşülünce hatırlandı? İrfan Can'ın müthiş golü bile kötü kurulmuş bir maç planını kurtarmaya yetmedi.

Ederson son derbideki kırmızı kartını unutturmak için can havliyle oynamasa, Fenerbahçeliler sabaha bir başka rezillikle uyanabilirdi. Ne fiziksel ne taktik bir karşılık vardı sahada. Kartal'ın Fenerbahçe'sinin sezon başından beri hiçbir takıma nefesi yetmiyor.

♦♦♦♦♦

Maç bitince hiçbir açıklamaya bakmadım. Beklediğim tek cümle vardı. Kartal'ın görevden affını istemesi. Malum, "Geri dönmemek üzere istifa ediyorum" dedikten sonra kararından dönmüş biri. Artık istifa etmez, olsa olsa affını ister diye düşündüm.

Memlekette yeni usul böyle. İstifa yok, af dilemek var. Ama o da olmadı. "Derbi kazanmadan da şampiyon olunur", "Önümüzdeki maçlara bakacağız"... Taslak klasöründen çıkıp gelmiş bu cümleler insana ister istemez "Bu kadar aymazlık da fazla" dedirtiyor.

İsmail Kartal’ın vasatlığını ve Aziz Yıldırım’ın futbolu emanet ettiği isimlerin vizyonsuzluğunu, artık bu omuzların taşımayacağı aşikardı.

Dün giden İsmail Kartal’ı geri getirip, “Ben gidene kadar burada” dedikten sonra yeniden kovdunuz. Peki, bu kadar beceriksizliğin sorumluları hesap verecek mi? Sıradaki facia kararı sabırsızlıkla bekler olduk.

♦♦♦♦♦

Bir de stat meselesi var. Fenerbahçe'yi 119 yıldır evi olan Kadıköy'den çıkarıp Maltepe'ye taşıma projesi.

Bu cümle daha kurulurken içindeki tutarsızlıkları ele veriyor. "Fenerbahçe'nin menfaati" ambalajıyla sunulan şey, bana göre birilerinin rantı ve kişisel çıkarı uğruna bir tarihi silme planından başka bir şey değil.

Kadıköy'deki o stat, kökü yerin metrelerce altına inmiş yaşlı bir çınardır. Gölgesinde dedeler oturmuş, torunlar büyümüştür. Çınarı söküp başka bir yere dikebilirsiniz. Tutup tutmayacağı meçhul. Ama arkasında bıraktığınız çukurun bir daha dolmayacağı kesin.

Tarihten, sosyolojiden, iktisattan sayfalarca örnek sıralanabilir. Korkarım hepsi suya yazı yazmak olur. "Birileri" kararını vermiş, önümüzdeki dönemde dört bir koldan yürütülecek algı çalışmalarıyla bu planı hayata geçirmek için her yolu deneyecek. Fenerbahçe camiası, 3 Temmuz 2011'de verdiği mücadelenin çok daha sertini vermek zorunda. Ne acı ki bugün o günkü birliğin kıyısından bile geçecek halde değil.

Fenerbahçe'nin stat sorunu var mı? Var. Ama kulübün bugünkü dertleri arasında ilk 10'a bile giremez. Üstelik statla ilgili sorunların hepsi yerinde çözülebilecek türden.

Maltepe'ye taşınmak bunların hiçbirine kalıcı çözüm getirmez; olsa olsa bugünü geçiştirir, yarını daha büyük bir çıkmaza sokar. Bu kadar önemli, bu kadar katmanlı bir meselede son sözü kongre değil, halk söylemeli.

Derbide kaybedilen puanların hesabı sezon sonunda görülür. Bir kulübün adresi ise tapuda yazar, yeri hatırada. Tapuyu değiştirmek bir imzaya bakar. Hatırayı taşımanın bilinen bir yolu yok.