AKP eski İstanbul Milletvekili Emin Şirin’e kurulan kumpası anlattığım KARDAN ADAM (Kırmızı Kedi Yayınevi/ 2017) kitabımda yazmıştım:

“… 2007’ler… Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 6. katındaki İstihbarat Şube Müdürlüğü, kirli komploların kurulduğu, yasa dışı telefon dinlemelerinin yapıldığı karanlık bir dönemin sessiz şahidi gibiydi... Birçok kumpasa ev sahipliği yapan İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün bir bölümü var ki, o şubede çalışanların bile görmediği, giremediği bir yer… Şube içinden açılan bir merdivenle çıkılan, kapılarının parmak izi ile açıldığı, kozmik odaların ve telefon dinleme birimlerinin bulunduğu labirentlerden geçilerek girilen 30 metrekare genişliğinde mütevazı bir oda bulunuyordu. Anlattığımız mekan İstanbul Emniyet Müdürlüğü yerleşkesinde C Blok 8. Kat olarak bilinen yer. 2007’den 2013’e kadar Emniyet üzerinden savcılığa gönderilen mektuplar işte burada oluşturuldu. Eldivenler takıldı, iz bırakılmadı…”

Buradan Kaşif Kozinoğlu’na ve diğer “ölümle sonuçlanmayan” ancak hayatları söndüren mektuplara geliyorum.

2011’de Odatv davasına eklenen MİT Orta Asya Sorumlusu Kozinoğlu’yla ilgili davanın 34’üncü delil klasörüne giren bir “ihbar mektubu” var. Bu ihbar mektubu, Silivri Cezaevi’nde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden MİT’çinin tutuklanmasına giden yolun kilometre taşlarından.

Tarih 3 Ocak 2011.
Kod adı/Rumuz: Sergünhan Topal.

İstanbul Emniyeti’ne o tarihte bir “ihbar” gelir. İhbar maili, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne ve İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne gönderilir.

Sekiz sayfadır.

KOD ADI: SERGÜNHAN TOPAL

İhbar” mailinde özetle şunlar yazılıdır:

KOZİNOĞLU SABANCI HOLDİNG’İN BAŞINA GEÇMEK İSTİYOR: “… Bana Güler Sabancı’ya suikast teklifi yapıldı. (Çünkü Güler Sabancı Tekirdağ/Şarköy’de bizim yazlığın bitişiğinde şarap fabrikası kurmuş, her gün helikopterle gelip gidiyordu.) Ben bu durumu hemen MİT’e bildirdim. İnternet üzerinden MİT İstanbul Başkanı Kaşif Kozinoğlu ile JİTEM’ci mafya Selami Yılmaz ekibi danışıklı dövüş yaptılar. Kaşif Kozinoğlu, JİTEM Sorumlusu Binbaşı Mehmet (Hasan) Çallı’yı öldürdü; 31 Mart 2004’te. Jİ- TEM’i hedef gösterdi. JİTEM’ciler de 9 Nisan 2004’te Sakıp Sabancı’yı öldürdü. Kaşif Kozinoğlu’nun amacı Güler Sabancı üzerinden Sabancı Holding’i ele geçirmekti. Cinayetler deşifre olunca amacına ulaşamadı…”

CERRAH VE GÜLER’DEN SABANCI’YA: “... 1 Nisan 2004’de Show televizyonunda Popstar Müzik Yarışması başlar. Yarışmaya Selçuk Demirelli adında bir gün önce öldürülen JİTEM Sorumlusu Jandarma Binbaşı Hasan Çallı’nın benzeri katılır ve yarışmayı kazanır. Ve Hasan Çallı onore edilir. Ayrıca şarkılarda mesajlar aracılığıyla mesajlaşılır…”

"… Bu cinayetlerin işlendiği 2003 ve 2004 yıllarında İstanbul Valiliğine yeni Vali Muammer Güler, Emniyet Müdürlüğüne ise Celalettin Cerrah seçilmiştir. Bu iki kişinin isimleri dikkatlice incelendiğinde onların isimleri de bu konu ile ilişkilidir…

"… Çünkü MİT, Valiler Kararnamesi ve Emniyet Müdürleri Kararnamesi’ni hazırlarken ‘Yapacağımız bu operasyon devlet operasyonudur’ intibası yaratmaya çalışmıştır. Çünkü Cerrah, ameliyat yapan, operasyon yapan anlamına gelir. Muammer Güler’in Güler’i ise Güler Sabancı’nın isminden gelmektedir.

"… Ancak gerçekte ise bu iki kişinin isimleri dışında olayla ilgisi yoktur. Sadece isimleri kullanılmıştır. Muammer Güler’in Güvenlik Müsteşarlığı gibi yüksek bir makama seçilmesinin sebebi Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Ben Güler Sabancı’yı destekliyorum’ mesajı içermektedir ve bu mesaj Ergenekon’un bir numarası eski Genelkurmay Başkanı’na verilen mesajdır...”

ERGENEKONCU TEKNİSYENİN VERDİĞİ ÇAY: “… 20 gün önce Şişli Etfal Hastanesi’nde yürürken dalgınlıktan kafamı tabelaya çarptım, altı dikiş atıldı kafama. Bu olay istemediğim halde Ergenekoncu bir teknisyenin bana ikram ettiği çaydan sonra oldu…”

Sergünhan Topal kod adlı “kişi” nin deli saçması olduğu okuyunca anlaşılan mailinden “suç” yaratan başsavcılık ve emniyet bu “bilgileri” Odatv dosyasına koyar.

O ODAYA KİMLER GİRDİ, KİMLER DOMİNO OYNADI

Yazımın girişinde, İstanbul Emniyeti’ndeki C Blok 8. Kat’tan bahsetmiştim. O katta… Zaman zaman domino oynanır, zaman zaman çaylar içilir ve Ergenekon, Balyoz gibi operasyonların ana hatları burada konuşulur. İlin en kudretli kişileri dahi bu kata çıkamaz. Derler ki… 2007’den 2013’e kadar Emniyet üzerinden savcılığa gönderilen mektuplar işte burada oluşturuldu. Eldivenler takıldı, iz bırakılmadı… Buranın müdavimleri aslında emniyet ve adliyeyi yöneten kişilerdi. Hiyerarşik yapı çatı katında bozulmuştu… Ve derler ki… Odaya girdiğinizde sizi karşılayan ilk şey büyüleyici görüntüsü ile adeta odanın içine doğan Fatih Camii silüeti oluyordu. Balyoz kumpasında ‘Fatih Camii’ni bombalayacaklardı’ iddiası bu görüntüden mi doğdu bilinmez ama Fatih Camii’nin İstanbul’daki en güzel göründüğü yerlerden biri Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün İstihbarat Şubesi’ndeki o çok az kişinin girebildiği odaydı. Odada, duvara asılmış bir televizyon, ortada 6 kişinin oturabileceği bir masa ve sandalyeler, kenarda ise küçük bir çalışma masası vardı. Odanın ayrılan bölmesinde ise dinlenmek için çekyatın bulunduğu bir bölme vardı. Kimler girdi acaba o odaya?

2007’den 2013’e kadar geçen sürede FETÖ’yle ya da o zamanki adı ‘cemaat’ olan örgütle hareket eden, onların polisi, savcısı, hakimi, askeriyle yakın olanlar bugün sanki o günler yaşanmamış gibi davranıyor.

O çatı katına gidenler daha konuşmadı, anlatmadı.

2007 yılından itibaren Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy ve Askeri Casusluk gibi TSK’ya yönelik soruşturmalarda birçok isimsiz ihbar mektupları savcılık ve emniyete gönderilmişti. Bu soruşturmalar isimsiz ve imzasız ihbar mektuplarının ardından başlamış ve davalar kapsamında yargılanan sanıklar ihbar mektuplarının kaynağının araştırılmasını istemişti. Ancak ihbar mektuplarının kaynağı hiçbir zaman bulunamamıştı.

MEKTUPLAR HAZIRLANIRKEN ELDİVEN KULLANILIYOR

Ancak…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu konuda netti.

Kasım 2016’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu savcılarından Can Tuncay (Bugün Adalet Bakan Yardımcısı) tarafından yürütülen “Darbe” soruşturması kapsamında hazırlanan iddianamede, itirafçı olan bir öğretmen FETÖ’nün ihbar mektuplarını nasıl yazdığını şöyle anlattı:

“Sahte ihbar mektupları tanzim ederek bunları evlerinde veya ofislerinde bulunan yazıcılarda hazırlayıp göndermektedirler. Bunları hazırlarken genelde eldiven kullanmaktadırlar. Hazırlanan mektupları göndermek için evlerinde, ofislerinde bol miktarda posta pulu bulunmaktadır. ‘Menfi’ olarak tabir edilen bir jandarma personeli hakkında yani cemaatten olmayan birisi hakkında sahte ihbar mektubu gönderme işi bu kişiler tarafından organize edilir ve gönderilir. Gönderici ismi olmaz. Bu mektuplar aynı zamanda BİMER üzerinden de gönderilmektedir.”

İşte size Kozinoğlu üzerinden “isimsiz ihbar mektuplarının” kısa hikayesi. 2007-2013 arasındaki o “mektuplara” bakılırsa arkasından kimler çıkacak, bilinmez!