Soru: Son zamanlarda ülkemizde ekonominin iyi mi yoksa kötü mü yönetildiğini düşünüyorsunuz?
Cevap: Ekonomi yönetimi hâlâ negatif görünüyor: Seçmenin yüzde 69’u ekonominin kötü yönetildiğini, 27.3’ü iyi yönetildiğini düşünüyor. AK Parti seçmeninin yüzde 39’una göre de ekonomi kötü yönetiliyor. Bu oran, iktidarın kendi seçmeni nezdinde de ekonomik performans konusunda koşulsuz krediye sahip olmadığını gösteriyor.
Prof. Özer Sencar’ın yönettiği Metropoll Araştırma’nın, 26 bölgeyi esas alan 28 ilde toplam 1186 kişi ile yaptığı çalışmanın (11-16 Mart 2026 tarihleri arasında) bugünkü bölümünde, “Türkiye’nin Gidişatı ve Ekonomik Durum”u masaya yatıracağım. Yazımın girişindeki soru-cevap bölümü ekonomiyi yöneten Mehmet Şimşek’e ve iktidara önemli bir uyarı. Çünkü; yurttaşların yüzde 69’unun güvenmediği bir yönetim var. Yüzde 39’u da AKP’li.
Peki diğer tespitler neler?
Seçmenin yüzde 60’ı ülkenin ‘kötüye’ gittiğini düşünüyor, ‘iyiye’ gittiği kanısını taşıyanlar ise yüzde 29. Karamsarlık oldukça yaygın ama ‘iyiye gidiyor’ oranı küçümsenmeyecek bir çekirdek. İktidar blokunda, AK Parti ve MHP seçmeninde iyimserlik yüzde 50’nin üzerine çıkarak olumlu yönde bir eğilim gösteriyor. Ancak, hâlâ iktidar blokunun yaklaşık dörtte birinin ‘kötüye gidiş’ algısı AK Parti için riskler taşıyor. Sonuçta, iktidar blokunda seçmenin sadakati önemli ölçüde sürüyor ama memnuniyeti tam da kazanılmış değil. Gidişata ilişkin ağır memnuniyetsizliğin biraz yumuşadığını ama karamsarlığın hâlâ yaygın ve derin olduğunu söylemek mümkün.

Halk, ekonomik istikrar ve toplumsal huzur istiyor
Birçok araştırmada olduğu gibi Metropoll araştırmasından da ekonomi hâlâ açık ara birinci sorun; seçmenin gündemi geçim sıkıntısı, fiyatlar ve alım gücünün kaybı.
Peki Metropoll ne diyor:
“Ancak, iki yıl önceyle kıyasladığımızda ekonomiyi en önemli sorun olarak niteleyenlerin 20 puandan fazla düşmesi toplumun ekonomik sorunları kanıksadığının da bir işareti. Öte yandan, ‘adaletsizlik’ duygusunun yüzde12’ye çıkarak ikinci sıraya yerleşmesi de ekonomik sıkıntının artık yalnızca gelir kaybı olarak değil, yönetim, hukuk ve dağıtım adaleti bağlamında da okunduğunu gösteriyor.”
Ekonomik istikrara vurgu yapılıyor ama yurttaşın bir başka “istikrar” isteği daha var:
“Kamuoyu, Türkiye’nin en büyük önceliğini ekonomik istikrar olarak görürken (yüzde 37), bunu toplumsal huzur ve kutuplaşmanın azaltılması (Yüzde 23.8) izlemektedir. Bu tablo, toplumun hem geçim koşullarının iyileştirilmesini hem de siyasal ve toplumsal gerilimin düşürülmesini birlikte talep ettiğini göstermektedir.”
Ana muhalefetin çıkarması gereken ders
Peki ya İran savaşı? İran savaşı bütün dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de etkiliyor. Peki, toplum en çok hangi alanda savaşın etkisini görmeyi bekliyor? Araştırmanın yanıtına bakalım:
“Halkın yarıya yakını (yüzde 46) fiyat artışları ve ekonomi diyor. Güvenlik tehdidi, yeni göç dalgası ve enerji krizi daha geriden geliyor. Seçmen bölgesel savaşı jeopolitik açıdan değil, daha çok kendi geçim koşullarına yansıması bağlamında okuyor. Bu, Türkiye’nin en önemli sorunu olarak ekonominin görülmesi ve ekonominin kötü yönetildiği algısıyla da uyumlu. Sonuçta, seçmenin yüzde 77’si İran savaşının geçim koşullarını kötüleştireceğini düşünüyor. Her partinin tabanında ve her gelir grubunda beklenti bu yönde.”
Araştırmaya göre; dünyanın en güçlü iki ülkesi olarak ABD ve Çin görünüyor. Rusya bunları izlerken AB ise oldukça geride kalıyor. Seçmen dünyayı ekonomik ve askeri güç merkezleri üzerinden tanımlıyor.
Ortadoğu’da savaş, savaşın olası etkileri ve Türkiye’nin kendi ekonomik ve politik koşulları bağlamında Türkiye’nin önceliği ne olmalı?
Bu soruya halkın yüzde 37’si ‘ekonomik istikrar’ diyor. Onu, yüzde 24 ile toplumsal huzur ve kutuplaşmanın azaltılması izliyor. Bu iki veri önemli bir birleşik mesaj veriyor: toplum bir yandan geçim sıkıntısına çözüm istiyor, öte yandan da siyasal ve toplumsal gerilimin düşmesini arzuluyor. İç güvenlik, sınır güvenliği ve dış politikada etkinlik daha alt sıralarda. Seçmenin önceliği ülkede düzen, refah ve huzur.
Sonuçta, Metropoll araştırmasından çıkardığım şu: Dış politikada iktidara güvenen yurttaş, ekonomi konusunda “ümitsiz” hatta durumu kanıksamış durumda. Buradan muhalefetin özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin çıkarması gereken ders; dış politikada ne yapacağını daha iyi anlatması ve “Ben iktidara gelirsem ekonomi bir yıl-üç yıl-beş yıl içinde düzelecek” güvenini verebilmesi.