Erdoğan’ın Özel Hayatı/Kırmızı Kedi Yayınevi” başlığını görünce “Yazar, bu dönemde bu başlığı atmış. Yapacağı çağrışımla da hedef olmayı göze almış. İlginç ve bir o kadar tehlikeli sularda yüzmüş” dedim içimden. Kitapçıda rafları gezinirken gözüme ilişti “Hürrem Elmasçı” isimli yazarın kitabı. Ha bu arada kitap D-R’de yok; biraz araştırınca onlar da isminden dolayı korkmuşlar diye düşündüm. Hafta sonu 288 sayfayı okuyunca D-R yöneticilerine telefon açıp “Korkmayın” demeyi de düşündüm sonra vazgeçtim.

Sonuçta Elmasçı’nın dediği gibi:
“Tarih yalnızca büyük kararlarla değil, küçük alışkanlıklarla da şekillenir. Padişahın hangi gün ava çıktığı, hangi hattatı koruduğu, hangi müziği dinlediği, kime portresini yaptırdığı ya da halkın karşısında nasıl yürüdüğü, hepsi iktidarın görünür yüzünü oluşturur. Elinizdeki kitap da tarihe benzer yerden bakıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ı yalnızca seçim sandıklarıyla, diplomatik krizlerle ya da siyasal tartışmalarla okumayı yeterli görmüyor. Bir liderin saçını düzeltme alışkanlığı, sofradaki tercihleri, yürüyüşündeki değişim ya da kürsüdeki el hareketi ilk bakışta önemsiz ayrıntılar gibi görünebilir. Oysa modern politik analiz, bu mikro davranışların sembolik anlam taşıdığını gösterir. Bazen bir tarak, bazen bir bıyık formu, bazen bir cezaevi dönemi, bazen bir sofradaki menü siyasal anlatının görünmeyen satır aralarını açar. İktidar yalnızca yasa üretmez; bir duruş, bir ritim, bir siluet üretir. Lider, kararlarıyla olduğu kadar görünümüyle de konuşur.”
Kitap ne yerme ne yüceltme kitabı! Ama kütüphanelerde bu tarz kitapların sayısının artması önemli. Ha bu arada Özgür Özel başta olmak üzere siyasetçilerin de özellikle okumasını öneriyorum.
Neden mi?
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Zamanın Dili” başlıklı bölüm, “Kimin saati esas alınacak?” sorusuna yanıt arıyor.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı örneğin. Roman şunu anlatır: Zaman sadece akıp gitmez; aynı zamanda düzenlenen, tanımlanan ve bir merkeze bağlanandır. Romanda kurulan enstitü görünürde saatleri ayarlamak için vardır ama aslında toplumun ritmini tek ölçüye göre hizalama çabasını simgeler. Kimin saati esas alınacak, hangi zaman “doğru zaman” sayılacak? Asıl mesele budur.
Devam edelim Hürrem Elmasçı’yı okumaya:
“Zaman, sadece saatlerin ilerlemesi değil. Siyasette zaman, yön duygusu. Topluma ‘Nereden geliyoruz, neredeyiz, nereye gidiyoruz?’ sorularının yanıtını verir. Hatta daha önemlisi ‘Acelemiz var mı, yok mu?’ hissini belirler! Bu yüzden zamanı nasıl anlattığınız, nasıl bir siyaset kurduğunuzu da gösterir. Demek istiyorum ki siyaseti sadece programlar, projeler ve vaatler üzerinden okumak eksik kalır.
“Siyaset aynı zamanda zaman kurma işi: Kim geçmişi sahipleniyor, kim geleceği vaat ediyor, kim ‘hemen şimdi’ diyor? Liderlerin dili, aslında onların zaman anlayışını ele verir. Her siyasal hareket kendi zaman duygusunu üretir. Kimi ‘geçmişin ihtişamını’ diriltir, kimi ‘geleceğin modernliğini’ vaat eder... Kimi sürekli bir ‘aciliyet’ hali yaratır... Erdoğan’ın siyasal dili bu üçünü aynı anda taşıyan nadir örneklerden biri. Hem geçmişe referans verir hem büyük gelecek vizyonu çizer hem de bugünü sürekli bir mücadele ve yetişme hali olarak tarif eder...”
Zamanı kurgulayan yönü belirler
Dikkat edin… Erdoğan’ı takip ettiğinizde zaman vurgusuna özel önem var: “Yetişeceğiz”, “kaçırmayacağız”, “durmak yok”, “şimdi”, “hemen”, “tarihi fırsat”, “beka meselesi”... Sadece heyecan yaratmak için değil “tempo” da var! Kitap tam da bu noktada şöyle diyor:
“Böyle tempoda dilin yumuşak olması zor. Sertlik biraz da hızın sonucu. Çünkü hız, tahammülsüzlük üretiyor. Gecikmeye, tereddüde, itiraza karşı sabır azalır... Erdoğan’ın saat hediyesi gibi sembolik anlam var: Delegelere, parti yöneticilerine, milletvekillerine dağıtılan imzalı saat ya da bir yol arkadaşına kolundan çıkarılıp verilen saat... Bunlar sadece jest değil. Zamanı birlikte tutma, hatta zamanı birlikte ayarlama iddiası. Ama ince bir fark var: Zamanı paylaşmak başka şey, zamanı belirlemek başka...
“Erdoğan’ın üslubu hızlandırılmış bir siyasi zamanın dili: Sürekli seçim, sürekli kriz, sürekli mücadele atmosferinde şekillenmiş bir ton. Belki de bugün asıl sormamız gereken soru şu: Erdoğan zamanı mı takip ediyor, yoksa zamanı mı kuruyor? Siyaset biraz da saatin kaç olduğu değil, saati kimin kurduğu meselesi... Siyasette de benzer durum var: Ortak hedef, ortak kader, birlikte yürüyüş... Bunlar siyasetin doğal söylemleri. Fakat bu yürüyüşün temposunu kim belirliyor?”
İşte yeni parti için yola çıkmaya hazırlanan Özgür Özel’in de şu sorulara yanıt vermesi gerekiyor:
“Hangi an tarihi an ilan ediliyor? Hangi hız normal kabul ediliyor?”
Bugün gelinen noktada zaman artık metafor değil güç meselesine dönüşmedi mi? O zaman slogan belli: Zamanı kurgulayan yönü belirler...