Bu yalnızca enflasyon altında ezilen tüketicinin çığlığı, sofradan elenen gıdanın muhasebesi, bir market sepeti hesabı değil.
Bu aslında iç dökme yazısı.
Ve çok da gerçek, yaşıyorsunuz, biliyorsunuz…
Malum en büyük paramız 200 TL.
Bu rakama bir poşeti doldurmak imkânsız.
Elbette alınacak gıda ürünleri var, hatta otobüse, minibüse bile binebiliriz.
Fakat o gidişin dönüşü olmaz…
Cüzdanımızdaki en büyük banknotla yarı yolda kalmak garanti.
Bu cümleyi yazarken biraz gülümseyin istedim.
Ağlanacak halimize…
Çünkü acı gerçekler ilerleyen satırlarda canınızı daha da çok sıkacak.
Aslında her birimizin ortak hikâyesi bu.
Dikkat çekmek istedim.
Ne yaparsak yapalım; ne yersek yiyelim, ne alırsak alalım, her şey artık en az 1.000 TL.
En az…
Yeni Nesil Psikolojik Sınır: 1.000 TL
Biraz hava alalım diye sahile indik.
“Şurada dondurma yiyelim, su ve birer kahve alırız,” dedik.
Hani öyle restorana oturmalı cinsten bir şey değil; ayaküstü sahil turu.
Cebimden çıkan parayı hesapladım: Tam 1.000 TL.
Bir plaja gitmeye yelteniyorsun (giriş ücreti hariç). İçeride, “Serinleten bir şeyler içeyim, yanına da ufak bir atıştırmalık tabağı olsun,” diyorsun; gelen adisyon en az 1.000 TL.
Tabii bu, tek kişi için.
Aile hesabında iş değişiyor.
Arkadaş grubuyla akşam bir yere oturuyorsun, “Aman bütçeyi sarsmayalım, hafif bir şeyler söyleyelim,” diyorsun; masadan kalkış bileti yine en az 1.000 TL.
Eskiden bizim bir “200 TL bozdurdum, eridi bitti” sitemimiz vardı, hatırlar mısınız?
O devir çoktan kapandı.
Bugün cüzdanın yeni ve en acımasız psikolojik sınırı, yan yana gelen beş menekşe rengi banknot.
Peki, sokaktaki bu görünmez 1.000 TL’lik alt sınırı alıp ev ekonomisine, mutfak tezgâhına getirirsek tablo değişiyor mu?
Kısacası bu rakama masaya ne gelebiliyor?
İstanbul Zekeriyaköy’de herkesin alışveriş yaptığı zincir bir marketin reyonlarında buldum cevabı.
Bazen kampanya yapılan sanal market fiyatları da pahalı, ama reyondaki gerçek enflasyon resmen çarpıyor.
Gelin, lüksün yanından bile geçmeyen, sadece birkaç günlük temel gıdanın olduğu sepetimi size anlatayım.
Gerçek Enflasyon Reyonda Çarpıyor
Kırmızı et gerçekten pahalı.
Pirzola, bonfile, kuşbaşı, antrikotta etiketler uçuk.
O nedenle hesaba dahil etmeyeyim, daha uygun fiyatlı olan kıymayla başlayayım dedim.
Köfte yapabilecek kadar çok değil, yemeklere atıp lezzet katabilecek kadar kıyma almaya karar verdim.
Marketin İstanbul’daki çok sayıda şubesinde, yemeklik dana döş rulodan çekilen kıymanın kilosu 850 TL.
250 gram aldım. 212,50 TL daha ilk adımda gitti.
1.000 TL’lik bütçenin beşte birinden fazlası, daha alışverişin başında eridi.
İkinci adresim sebze ve yeşillik reyonu.
Diyette olduğum için kabak aldım: 50 TL.
Canım kahvaltılık salkım domates çekti; kilosu 79,90 TL.
Şöyle yanına iki yeşillik atayım dedim; hani daha evvel Balıkesir’de, İzmir’de köy pazarında bedavadan biraz pahalıya satılan cinsten.
Pazardakilerin çeyreği kadar ufacık bir demet maydanoz 40 TL.
Salataya ve bazı zeytinyağlılara tat versin diye yanına eklediğimiz o taze soğanın minicik bağı ise tam 70 TL.
2 limon: 40 TL.
Meyve alayım dedim, en uygun fiyatı nektarinde gördüm: 1 kilosu 79 TL.
Yemek gerçekten yağsız, salçasız, soğansız olmuyor; ağız tadıyla yenmiyor.
O nedenle soğan da aldım. “Yeni mahsul” diye satılıyor; kilosu 70 TL.
Patatese de 60 TL ödedim.
Ben yemekleri zeytinyağıyla yapıyorum.
Ayvalık’tan da stokluyorum.
Bu nedenle zeytinyağı almadım.
Ama alsaydım, yarım kiloluk, pek bilinmeyen ve gerçekliğinden de emin olmadığım bir yağa en az 200 TL ödeyecektim.
Fakat kızartmalar için 1 kiloluk ayçiçek yağı aldım.
Ona da 130 TL ödedim.
Tabii bir de kahvaltılık var.
Zeytin ve beyaz peynir almadım.
Şarküteri ürünlerine elimi bile uzatmadım.
En hesaplısı 15’li bir paket yumurta: 95 TL.
Yanına, “Tost da yaparız,” diye ufacık bir paket taze kaşar ekledim. Marketin kendi markası; 400 gramlık en ucuz olanını aldım: 225 TL.
Yoğurt da attım sepete. Resmen kendi enflasyonunu ilan etmiş, fırlamış gitmiş: 110 TL.
Son olarak iki paket makarna aldım. O da 100 TL ediyor.
Barkodlar okundu.
Toplam: 1.231,40 TL.
Ben başaramadım.
1.000 TL’yi aştım.
Üstelik aldıklarım ve belirlediğim rakamı aşmayayım diye almadıklarım ortada.
Sepette Neler Yok?
Şimdi arkanıza yaslanın ve bu sepete bir bakın.
İçinde deterjan var mı? Yok.
Şampuan, diş macunu? Yok.
Çay, kahve, salça, meyve suyu, şeker, hatta su var mı? Hiçbiri yok.
Kıymayı kiloyla değil, sadece 250 gram alabildiğimiz, bir sebze, bir çeşit meyve, daha çok yeşillik ağırlıklı kuşa dönen sepet 1.000 TL’yi aşıp geçiyor.
Demek ki neymiş?
Para gerçekten de pula dönmüş.
Esnaf kurnazlığına ek olarak, paranın geldiği yeni satın alma gücünün ve cüzdanımızdaki o en büyük banknotun market reyonlarındaki çaresizliğinin fotoğrafını çekmiş olduk.
Evet, dönelim başa: Elimizi neye atsak 1.000 TL, dostlar.
Korkum o ki bugünleri de mumla arayacağız…