Başlıktan da anlaşıldığı gibi, hareketli ve zor bir haftayı daha geride bıraktık.

Zordu çünkü canımızın derdine düştük.

Zordu çünkü çocuklarımızın güvenliği için yüreğimiz ağzımızda gezdik.

Hem ülke hem de ev ekonomisindeki durumu anlatmaya gerek bile yok; görüyorsunuz, yaşıyorsunuz.

Maddi manevi ayakta; hem gerçek hem de mecazi anlamda hayatta kalmaya çalıştık.

Neler yaşadık?

Başımıza neler geldi?

Özetle hatırlayalım…

Önce siyasetin gündemine bakalım; süreç diyelim…

DEM Partililer, Öcalan için “koordinatörlük”, İmralı’da yapılan konut için de ayrıca statü istedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise PKK’nın feshinin sahada eksiksiz uygulanması gerektiğini söyledi.

Bu hafta siyasetin gündemine bombayı ABB Başkanı Mansur Yavaş bıraktı.

CHP’den istifa etti.

İstifayı getiren, parti sözcüsü Müslim Sarı’nın Erdoğan’la görüşme sonrası yapılan açıklamaya istinaden sarf ettiği şu sözler oldu: “Belediye başkanımız kendi genel başkanı dışında bir başka partinin genel başkanına bilgi verdim diyemez; kimse CHP’den üstün değil.”

Yavaş, “Siyasette bazı kararlar vardır, öfkeyle alınmaz, kırgınlıkla açıklanmaz…” diyerek istifasını ve bağımsızlığını açıkladı.

Peşi sıra belediye başkanları ve meclis üyelerinden de istifalar geldi.

Tabii şimdi akıllarda “Yavaş ne yapacak?” sorusu dolaşıyor.

Artık bağımsız, partiler üstü ve neredeyse her kesimden destek gören “ortak-kazanacak aday” olarak konuşuluyor.

Muhalefetin potansiyel, çatı aday tarifine uygun.

Kulislerde bu konuşuluyor.

Artık hiç ama hiç şaşırtmayan bir diğer mesele…

Bir belediye daha el değiştirdi.

CHP’nin %55,49 oyla kazandığı Adalar Belediyesi artık yerel seçimde %22 oy alan AK Parti yönetiminde.

Adalar, İstanbul’da AK Parti’ye geçen 8. belediye; 2 CHP’li belediye de kayyum yönetiminde.

İlginç zamanlardan geçiyoruz.

İlginç ve tarihi.

Ekonomi diyelim…

Şüphesiz, fon krizi gündemin ana maddelerinden biriydi.

Kayıp büyük.

Fon şirketlerine dair detay bilgiler geldikçe de işin rengi ve boyutu değişiyor.

Bu arada SPK açıkladı: Tam 455 bin 758 mağdur var.

Kaybedenler, “Paramızı neden alamıyoruz? Neden daha önce müdahale edilmedi?” diye soruyor.

Muhalefetten “yapısal sorun, çürümüşlük” sesi yükseliyor.

Hatırlayın, 10 ay önce “spekülasyon var” diye uyaran Bakan Şimşek’ti.

Bakan, muhalefetin istifa çağrılarının gölgesinde de “fon toplantısı” yaptı.

131 fonun tasfiyesi, ödeme süreçleri ve yatırımcıların hakları görüşüldü.

Teknik veriler masaya yatırıldı.

Ne gibi adımlar atılacağı henüz açıklanmadı.

Ama toplantılar devam edecek, muhakkak bilgilendirme de olacaktır.

Bu arada Bakan Gürlek de “Başsavcılık da SPK da gördü.” dedi.

Eee, o hâlde?

Neden adli boyutu da olan ve büyüyen krize şimdi müdahale edildi?

Son sözü ise Cumhurbaşkanı Erdoğan söyledi: “İdari tedbirler alınıyor.” dedi.

Akıllardaki sorular şunlar: Cumhurbaşkanı, Devlet Denetleme Kurulu’nu devreye sokacak mı? Piyasa nasıl tepki verecek? Hazine borç yükünü alacak mı?

Önümüzdeki günlerde göreceğiz…

Dış politikaya da bir bakalım.

Erdoğan, BM Genel Kurulu toplantısı için ABD’deydi.

Gündeminde Filistin vardı.

“İsrail soykırımcı bir ülkedir.” dedi.

Netenyahu yine boş koltuklara konuştu.

Bu arada Erdoğan, Trump ile de bir araya geldi.

ABD Başkanı’ndan Cumhurbaşkanı’na yönelik yine övgü vardı ama parası ödenen F-35’lerden ses seda yoktu.

KAAN uçaklarının motorlarından da sonuç alınamadı.

Ama biz ABD’den 150 yolcu uçağı satın aldık.

Tüm bunların dışında başımıza neler geldi?

Bakalım…

NE KONUŞTUK?

Geçen hafta tam da bu başlığın içini “Okullar açıldı, aynı sorunlarla…” diye doldurdum.

Korktuğumuz başımıza geldi.

Çocukların da öğretmenlerin de can güvenliği yok.

Gençlerin, çocukların elinde silahla okul basmasına, cana kast etmesine dayanamıyoruz.

Dayanmamalıyız da.

Kâğıt üzerinde alınan tedbirlerin hiçbir karşılığının olmadığını gördük, acı bir şekilde deneyimledik.

Oysa 7 bakanlık, okullarda güvenlik başlıklı iş birliği protokolüne imza attı.

İmzalar kurumadan saldırı gerçekleşti.

Yarın ne olacak?

Resmen kâbus gibi bir döngüdeyiz.

Uyanamıyoruz!

NEDEN ÜZÜLDÜK?

İnsanla uğraşmak çok zor.

Naz, kapris, ego, saygısızlık, şımarıklık…

Üstelik buna mecburiyetten, sırf aç kalmamak, para kazanmak için katlanılıyorsa, sonu gerçekten kişiye zarar veriyor.

O çok bilindik marketlerden birinde çalışan kasiyerin görüntüsü sosyal medyada bu hafta çokça konuşuldu.

Genç kasiyer resmen sinir krizi geçiriyor.

Müşteri daima haklı mı?!

Kasiyeri çıldırtıyor.

Hayat zaten zor.

Bir insan, bir insana bunu yaşatmamalı.

CEBİMİZİ NE YAKTI?

Tamam, artık her şey pahalı.

Ve tamam, artık fiyat algımız yok.

Ama bir çocuk botunun 8.000 lira olması normal mi?

Bunu da artık normal karşılamayalım yahu.

Kaliteli ve bilindik bir marka ama geçen yıl aynısını Londra’dan 1.500 liraya almıştım.

Çocuğun ayağı hızla büyüyor; memnun kalınca aynı markayı tercih edelim dedim.

Etiket uçuk.

Neden bize bu reva görülüyor?

Neden her şey hem cebimizi hem de canımızı cayır cayır yakıyor?

Bakan Şimşek söylemişti, şimdi hatırladım; savaş.

Bizim olmayan savaş…

NEDEN UTANDIK?

Edep, adap yok, sevgi ve saygı artık çok uzaklarda…

Neredeyse gün aşırı toplu taşıma araçlarından şiddet, kavga, dövüş görüntüsü geliyor.

Bu kez Şanlıurfa’da, otobüste yüksek sesle müzik dinlediği için kendisini uyaran yaşlı bir yolcuya saldıran gencin görüntüsü yayıldı.

Utanç verici.

Daha savunmasız ve son derece de haklı olan birine küfür savurup saldırıyor.

Bir yandan da “Faşist!” diye bağırıyor.

Diğer yolcular araya giriyor.

Kadınlar çok korkuyor.

Çocuklar yaprak misali titriyor.

Yazıklar olsun; bu kadar kötü kalpli insanlarla bu hayatı paylaşmak zorunda kalmamız çok acı.

NEYE ŞAŞIRAMADIK?

Milletçe çok yorgun ve bir o kadar da gerginiz.

Maddi manevi çekilen yük ağır geliyor.

Saldırganlaştık.

Yalnızca toplu taşıma araçları değil, şiddet her yerde kol geziyor.

Hastanelerde de…

İstanbul Sultanbeyli Devlet Hastanesi’nde de beyaz kod verildi.

Doktor ile hasta ve hasta yakınları birbirine girdi.

Can derdindeki hastalar da izledi.

Güvenlik müdahalesiyle olay son buldu ama gerçekten sosyologların ve psikologların el ele verip bozulan dengemizi düzeltmesi, çürüyen toplumsal değerlerimizi hatırlatması şart.

Ne yazık ki bu olaylara öyle alıştık ki şaşıramıyoruz.

NEYE ŞAŞIRDIK?

Bu kadarı da çok fazla.

Birazdan okuyacağınız olaya şaşırmama ihtimaliniz yok.

Olmamalı, diyeyim ya da…

Bir öğretmen, veli tarafından CİMER’e şikâyet edildi.

Gerekçe şu: “Oğlumun açmasına arkadaşı ‘simit’ demiş. Benim oğlum çok sinirlenmiş, üzülmüş, ağlamış; öğretmeni de göz yummuş.”

Bu nedir yahu?

Biz neyin derdindeyiz, bu veli hanımefendinin derdi ne!

Hem şaşırtıcı hem de son derece utanç verici bir şikâyet olmuş…

KİME HAK VERDİK?

Birkaç yıl öncesine kadar “Abi, euroları bozduruyoruz, harcıyoruz. Memleket ucuz.” diyenler; “Euroları bozduruyoruz, bir yemek yiyoruz, cepte para kalmıyor.” der oldu.

Welcome to Turkey.

İşte ülkenin gerçekleri, enflasyonu, geçim savaşı…

Almanya’dan memlekete tatile gelen bir gurbetçi, dört içecek ve 3 porsiyon nugget ve patates için 2.600 lira ödeyince fiyata isyan etti.

Haklı.

Sonuna kadar.

Biz de haklıydık, uzaktan sesimiz pek duyulmuyordu…

NEYE GÜLDÜK?

Yani, ortada bir çaba var diyeyim diye düşündüm; yine de gülme aldı.

Afyonkarahisar’da bir rekor kırıldı.

1 ton sucuk ve onlarca kova yumurta ile 1.930 kiloluk dev sucuklu yumurta yapıldı.

Guinness hakemleri tescilledi.

Harika.

Kimileri uzaya gidiyor…

Devir teknoloji devri, her türlü avantajı da kullanarak neler neler yapıyorlar.

Bizim çabaya bakın.

Komik.

Söyleyecek çok da bir şey yok, afiyet olsun…

Yeni hafta kolaylıkla, güzellikle gelsin ve her evde de sucuklu yumurta pişebilsin…