“Hayır, daha fazla,” diyenler de olacaktır.
Mümkün.
Araştırınca anlaşılıyor; borsa gibi…
Yaz bitti.
İmkânı olan tatil yaptı.
Ve geride kalan yalnızca o güzel, keyifli günler olmadı; fazla kilo da kaldı.
Şimdi o fazlalıkları verme vakti.
Konuyu kendimden yola çıkarak ele aldım.
Diyet listem hazır fakat malum biliyorsunuz; hareket etmeden, spor yapmadan sağlıklı kilo vermek, kasları korumak, dinç olmak zor.
O nedenle hem fitness hem de pilates için arayışa girdim.
Paket ve üyelik fiyatlarını okudukça, sordukça, duydukça bu yazı ortaya çıktı.
Spor salonuna gitmek de artık tamamen bütçe meselesi.
Tam da bu nedenle, İstanbul’da Boğaz hattında yaşayan şanslı biri olarak rotamı sahile kırdım.
Yalnız olmadığımı gördüm.
Genç-yaşlı herkes hem sabah hem de akşam sahilde; tempolu yürüyor, koşuyor…
Parklar da açık hava spor salonuna dönmüş durumda.
Temiz hava, iyot kokusu, ücretsiz spor…
Ama buradaki kritik nokta spor yapıp sağlıklı olayım derken; ters bir hareketle sakatlanma ihtimali.
Detayına bakacağız.
Önce bütçe diyelim…
Forma Girmek Aylık 20 Bin Lira
Spor artık yalnızca zaman ve motivasyon meselesi değil.
Salon üyeliği, reformer pilates, personal trainer derken forma girmenin maddi bedeli de var.
Araştırmalarım doğrultusunda anladım ki; özellikle İstanbul’da salonun bulunduğu semt, tesisin sunduğu hizmet ve üyelik paketi fiyatı şekillendiriyor.
Birazdan ücretleri okuyunca hak vereceksiniz, evde kullanılacak ufak alet ya da koşu bandı almak üyelik ücretinden daha uygun.
Fakat ayıracak bütçesi olmayanlar için, koşu bandı yerini yürüyüş yoluna, personal trainer yani 40 dakika ile 2 saat arasında kişisel hizmet veren spor hocaları yerini telefon ekranına, reformer yani aletli pilates ise mat üzerinde ev egzersizine bıraktı.
Önce salonların ortalama fiyatlarından bahsedeyim.
İstanbul ve başka şehirlerde şubeleri olan, herkesin çok aşina olduğu bir spor salonu ya da tesisle başlıyorum; en kapsamsız üyelik paketini aylık ortalama 7-8 bin liradan veriyor.
Eğitmen desteği, havuz kullanımı da eklenirse; rakam artıyor.
Yıllık 60 bin lira civarında ücret talep edenler oluyor.
Elbette çok daha uyguna hizmet veren işletmeler var.
Başta da yazdım; İstanbul’da sporun da semtten semte değişen fiyatı oluyor.
Beşiktaş, Şişli, Levent, Etiler, Nişantaşı gibi merkezi ve yüksek maliyetli bölgelerde premium tesislerin fiyatları yükselirken, Anadolu Yakası’nda Kadıköy, Ataşehir, Üsküdar gibi talebin yüksek olduğu bölgelerde nispeten daha uygun rakamlar gördüm.
Zekeriyaköy’den not düşeyim; talep edilen ücretler uçuk.
Örneğin özel hoca bir salonu saatlik kiralayabiliyor ya da fiyat daha uygun olsun diye sahil veya koruda çalıştırabiliyor, günlük ders başına 2-3 bin lira talep ediyor.
Bölgedeki spor salonlarının aylık ücreti, sunulan hizmete göre (saat sınırlaması olan da var, olmayan da) 8 ile 20 bin lira arasında değişiyor.
Aletli pilates özel dersleri de yüksek fiyatlı.
8 ders için ortalama 10-12 bin liralık paket sunuluyor.
Eşiniz, dostunuzla giderseniz, düet yani iki kişilik çalışma olursa 6-8 bin liraya düşüyor rakam.
3-4 kişilik gruplarla çalışılırsa (bu bölge için pek söz konusu değil) 5 bin liraya da gelebiliyor.
Bunlar ortalama rakamlar; aynı semtte bile iki salon arasında ciddi fark olabiliyor.
Birinde yalnızca fitness üyeliği satılıyor.
Diğerinde sauna, buhar odası, havuz, grup dersleri, özel program, farklı şubelere erişim gibi hizmetler bulunuyor.
Dolayısıyla bugün “Spor salonu kaç para?” sorusunun tek bir cevabı yok.
Mesela benden aletli pilateste 8 ders için 18 bin lira talep eden spor salonu da oldu.
Geçen yılla rakamları kıyasladığımda yine ortalama 1 yılda spor salonu üyelik ücretine %30 zamgeldi.
Kişisel hizmet veren eğitmenlerin ücret tarifesi ise tamamen farklı.
Hem süreye, hem kişiye göre değişen zam oranları olabiliyor; dolayısıyla artış hesabını yapmak zor.
Bir yerde şaşıyor.
Farkındaysanız bütçeye henüz spor ayakkabısı, tayt-eşofman takımı, ulaşım ve beslenme (diyet, glutensiz, ürünlerin etiketi uçuk) girmedi.
Hepsini ekleyince başlıktaki rakama çıkılabiliyor.
Boşuna yazmadım: Spor yapmak lüks oldu.
Üyelik Ücreti Neden Arttı?
Olaya tek taraflı bakmak doğru olmaz elbette.
Spor salonu işletmecisinin de katlanan masrafı, artan gideri var.
Kira, faturalar, personel giderleri, temizlik, bakım, ekipman, vergiler ve işletmenin diğer giderleri…
Özellikle merkezi lokasyonlarda kira maliyetinin salon fiyatlarına yansıması da kaçınılmaz oluyor.
İşletmeci, “Maliyetim arttı.” diyor.
Üyeye yansıtıyor.
Ücretsiz Spor Yapmak Mümkün
Herkesin hesabı ortada.
Tam da bu nedenle bir şeyler değişti.
Açık havada yürüyüş ve koşu zaten uzun süredir şehir yaşamının önemli bir parçası.
Ekonomik koşullar nedeniyle bir kesim resmen pahalı spor modelinden vazgeçti.
Vazgeçmek zorunda kaldı.
İnsanın hareket etmek için illa ki aylık üyelik kartına ihtiyacı yok.
İyi bir yürüyüşün, parkta yapılacak egzersizin, merdiven çıkmanın üyelik ücreti yok.
Sahilde koşmanın giriş kartı yok.
Ama elbette salonların ve eğitmenlerin sunduğu profesyonel hizmetlerin de yeri ayrı.
İşte tam da buraya dikkat.
Fit olayım, sağlıklı yaşayayım, sporumu kendim yapayım derken sakatlanmamak hayati.
Özellikle doğru teknik, programlama ve kişiye özel çalışma gerektiğinde uzman desteği önemli.
Neler yapmalı?
Hangi hareketlerden kaçınmalı?
Kasları, eklemleri, bağ dokularını nasıl korumalıyız?
Cevapları Medipol Üniversitesi Esenler Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzm. Doç. Dr. Fazıl Kulaklı’dan aldım.
Kas Yapayım Derken Bel Sakatlamayın
“Örneğin tek bacak squat, şınav, yüksek tekrar mekik ve squat gibi hareketler kişinin kapasitesinin üzerindeyse diz, kalça, bel, omuz ve tendonlar üzerinde ciddi yük oluşturarak ağrılara ve sakatlanmalara sebep olabilir. En sık gördüğümüz hatalardan biri de ne kadar çok tekrar, o kadar fazla gelişim düşüncesi.”
Sosyal medyada çokça hareket, program paylaşımı videolarına rastlıyoruz.
Doç. Dr. Kulaklı’nın bu konuda da uyarısı var.
“Sosyal medyada genellikle hareketin yalnızca en iyi görünen kısmını izliyoruz. Kişinin o harekete nasıl hazırlandığını, ne kadar süredir spor yaptığını bilmiyoruz. Egzersizleri mutlaka kendi performans durumumuza göre uyarlamalıyız. Yaş, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, geçirilmiş ameliyat veya sakatlıklar ve mevcut ağrılar egzersiz seçimini değiştirir.”
Ayrıca; ileri yaş grubundakiler veya kronik sağlık sorunu bulunanların egzersize başlamadan önce doktor veya uygun bir sağlık/spor profesyonelinden değerlendirme alması önemli.
Göğüs Ağrısı, Çarpıntı Ve Nefes Darlığına Dikkat!
Egzersiz sırasında nefes alışverişinin artması, terleme, kaslarda yorulma ve geçici ağrı normal;fakat keskin ağrı ve baş dönmesi sinyal.
Doç. Dr. Kulaklı:
“Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, bayılma, bayılacak gibi olma, ciddi nefes darlığı, çarpıntı, ani güç kaybı veya koordinasyon bozukluğu ortaya çıkarsa egzersiz bırakılmalıdır ve tıbbi değerlendirme gerekir. Kas-iskelet sistemi açısından ise eklemde şişlik, üzerine basamama, belirgin hareket kaybı veya egzersiz sırasında oluşan bağlarda veya kaslarda kopma hissi özellikle dikkate alınmalıdır.”
Bu belirtiler ciddi.
Tam da bu nedenle ezbere ağır spordan, zorlayan hareketlerden, ağır antrenmandan uzak durmakgerekiyor.
Evde Spor Yapmanın 5 Tüyosu
Uzmanından önerilerle toparlayalım.
Doç. Dr. Kulaklı:
- Az yoğunlukla başlayıp yoğunluğu düzenli arttırma prensibini benimseyin.
Zorlayıcı hareketler kademeli olmalı.
- Egzersiz öncesi ısınma ihmal edilmemeli.
Spor sakatlanmalarının önlenmesi için mutlaka egzersizden önce 5-10 dakikalık sürelerle hafif ısınma yapılmalı.
- Dinlenmeye de egzersiz kadar önem verin.
Her gün yoğun egzersiz yapmak yerine dinlenme günleri de programlara dahil edilmeli.
- Programınızı günlük hayatınıza göre seçin.
Evde, parkta veya sahilde yapılabilen basit egzersizler çoğu kişi için yeterli olabilir. Önemli olan pahalı ekipman değil, sürdürülebilir bir program.
- Ertesi gün vücudun verdiği cevabı takip edin.
Egzersizin uygun yoğunlukta olup olmadığını anlamanın en kolay yollarından biri budur.
Tüm bunlara ek olarak; gerçekten ihtiyaç halinde ya da gerektiğinde profesyonel destek almaktan kaçınılmamalı.
Sağlıklı, fit ve masrafsız günler dilerim…