Türkiye iki gündür iki meseleyle yatıp kalkıyor.

İlki “ailem güvende” operasyonları

İkincisi fon meselesi.

Ailem güvende operasyonunun hedefinde LGBTİ+ bireyleri ve örgütleri var gibi görünüyor. Çerçevesi ise “müstehcenlik” olarak yansıtılıyor.

Ancak her zaman olduğu operasyonun boyutları sınır tanımıyor.

Evrensel Gazetesi’nin, Af Örgütü’nün, Barış Akademisyenlerinin, gazeteciler Şirin Payzın ile Özlem Akarsu Çelik’in hesaplarına erişim engeli getiriliyor.

Serbest Gazeteci Tuğba Tekerek, Kaos GL isimli yayın organına telifi karşılığında Gürcistan’daki eşcinselleri konu alan bir haber gönderdiği gerekçesiyle tutuklanıyor. Sadece Tekerek mi?

Konuyla ilgili ilgisiz 81 kişi tutuklanıyor.

***

Hükümetimiz ailemizi güvence altına almak için bunları yaparken dün gazetelerin üçüncü sayfasında en az dört kadın cinayeti haberi yer alıyor.

Antalya’da Ayşegül Coşkun ve annesi Cemile Engel, Ayşegül Coşkun’un eşi, Manisa’da Gül T. ve Çorum’da Yasemin Balcı da eşleri tarafından öldürülüyor.

Biz bu vahşice kadın cinayetlerinin haberlerini izlerken Tunceli’de Gülistan Doku’nun, Van’da Rojin Kabaiş’in başına gelmiş olma ihtimali olan tüyler ürpertici gelişmeleri okuyoruz. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku’nun cesedinin kimyasal madde kullanılarak eritilme ihtimalini dile getiriyor.

Milletçe bu haberlerin son olmasını, ailelerimizin güvende olmasını diliyoruz ama bu haberlerin de bir türlü sonu gelmiyor.

***

Sadece cinayetler mi?

Ailelerin ekonomik olarak da güvende olması lazım.

Ailenin gelir kaynağı olan, bireylerin işlerinin güvende olması lazım.

Ne yazık ki işten çıkarmalar hız kesmiyor.

SPK’ya güvenip fon şirketlerine para yatıran insanların paralarının da güvende olması lazım.

Devlete güvenip borsada işlem yapan küçük yatırımcının da kendisini güvende hissetmesi lazım.

Peki bütün bu saydığım herkes güvende mi?

Hayır tabii ki!

***

Fon meselesine bakın.

Sermaye Piyasası diye bir şey var ve bu piyasayı bir kurum kontrol ediyor, denetliyor. Ancak son dönemde peydahlanan fonlar üç kuruşunu değerlendirip biraz para kazanmak isteyen, ev ya da araba almak isteyen gariban vatandaşın görülmemiş vaatlerle başını döndürüyor. Ardından hooop fon krizi.

Bu meselelerden anlayan bir arkadaşıma “Bana ilkokul seviyesinde anlatır mısın bu kriz nasıl çıktı” diye sordum.

Krize konu olan şirketlerin isimlerini anmadan şöyle anlattı.

Bir fonun 100 milyar liralık malı varmış gibi görünüyor. Ancak bu malın önemli kısmı, normal zamanda bile kolay satılamayan hisselerden oluşuyor. Yatırımcılar aynı anda 20 milyar lirasını isteyince fon bu hisseleri satmaya çalışıyor. Alıcı bulamayınca fiyat düşüyor. 100 milyar görünen servet önce 80, sonra 60 milyara düşüyor. Bunu gören diğer yatırımcılar da ‘paramı kurtarayım’ diyerek çıkışa koşuyor.

İşte bugün yaşanan fon krizinin mekanizması bu kadar basit:

Fonlarda likit olduğunu düşünen küçük yatırımcı bu fonlara akın ediyor. Ancak fonlarda likit olmayan bir portföy olduğunu bilmiyorlar. Bunu fark ettiklerinde de kitlesel çıkış başlıyor. Sonra ödeme güçlüğü ve tasfiye süreci...

Sadece bunlar mı? Bir de bazı fonların borsadaki büyük çaplı manipülatif işlemleri var ki o da doğrudan borsayı olumsuz etkiliyor.

***

Şu anda Ankara’da ekonomi yöneticileri harıl harıl çalışıyor. Fon krizinin yayılıp büyümemesi için önlem almaya çalışıyorlar.

Ancak hangi uzmanla konuşsak 26 Haziran’a kadar krizin göstere göstere geldiğini ve önlemlerin o tarihten itibaren alınmaya başladığını, çok geç kalındığını söylüyorlar.

Risk varken müdahale daha kolay oluyor.

Kriz varken müdahale can yakıcı oluyor.

Şimdi on binlerce insan büyük hayallerini bağladığı üç kuruşunu kurtarma derdinde.

Devlet de milyonlarca insanın vergilerini kullanarak fonların yarattığı bu açığı kapatmaya çalışıyor.

Peki piyasayı denetlemesi ve göz göre göre gelen bu krizi önlemesi gerekenler ne diyor?

Hiçbir şey!

***

Sıkmayın canınızı...

Nasıl olsa hükümetimiz LGBTİ+ operasyonlarına devam ediyor. Gazeteci tutukluyor, sosyal medya hesaplarına erişim getiriyor.

Siz Ailemiz Güvende haberlerine bakın ki ailemiz güvende olsun!