Baştan söyleyip sözü sahibine teslim edeyim:
Başlıktaki ifade 19 Ocak 2007’de 17 yaşındaki Ogün Samast tarafından öldürülen Gazeteci Hrant Dink’in eşi Rakel Dink’e aittir.
Ne zaman bir çocuk suç işlese, ne zaman bir çocuk katile dönüşse bu sözü anımsarım.
14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzi, yaşıtları tarafından öldürüldüğünde de bunu düşünmüştüm, 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli öğretmenini ve okulundaki öğrencileri öldürdüğünde de bunu düşündüm.
Nasıl bir durumdur bu?
Suçsuz günahsız doğan bir bebek, nasıl olur da 14-15 yaşında bir katile dönüşebilir?
Nasıl olur da küçücük çocuklar ölüm ve öldürme kavramıyla bu kadar yakınlaştıkları karanlık bir koridora bu kadar kolay sürüklenirler?
Ogün Samast, rol model seçtiği abilerinin siyasi yönlendirmesiyle katil olmuştu.
Mattia Ahmet’i öldüren çocukların rol modeli çete üyesi abileriydi. Onlar adeta çetelerin üretim çiftliklerinde büyütülmüş, suç işlemeyi hayatın olağan akışı, hatta bir statü sembolü olarak gören çocuklardı.
İsa Aras Mersinli ise okulda arkadaşlarıyla, mahallede yaşıtlarıyla kuramadığı dostluğu, emekli polis babasının evde sakladığı beş adet tabancayla kurmuştu. En büyük hayali ve konsantrasyonu o silahları kullanmak olmuştu. Rol modeli ise 2014 yılında ABD’deki okulunda benzer bir suç işleyen ve 6 kişiyi öldüren Elliot Roger’dı.
44 yaşındaki Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik’i bıçaklayan genç de belki kontrolsüz öfkesinin esiri olmuştu.
***
Peki birbirini takip eden bu kanlı olaylardan sonra neler yaşanıyor?
Her seferinde birbirini tekrarladığı için zorlanmadan bir çırpıda yazayım:
- Katiller/suçlular hızlıca yakalanıyor.
- Siber polisimiz olaylar yaşanmadan önce de orada olan ama görülmeyen, gençlerin/çocukların silahtan, saldırıdan, ölümden söz ettiği dijital ortamları elleriyle koymuş gibi hızla buluyor (Siverek’teki katil gencin önceki yazışmaları, Kahramanmaraş’taki katil çocuğun babası tarafından poligona götürüldüğü gibi detaylar anında ortaya çıkıyor).
- BTK’mız vakit kaybetmeden onlarca URL’ye erişim engeli getiriyor. Yüzlerce Telegram grubu kapatılıyor.
- İçişleri Bakanlığımız yayın yasağı getiriyor, RTÜK’ümüz yayıncıları görüntüler konusunda uyarıyor.
- Adalet Bakanlığımız yaşanan olaylar konusunda iktidarı eleştirenlerin peşine düşüp soruşturmalar başlatıyor. Sosyal medyaya tepki mesajları yazanlar tek tek gözaltına alınıyor.
- Millî Eğitim Bakanlığımızın ne yaptığını ise bilmiyorum. Zira Bakan Yusuf Tekin’e göre önlem alsan da almasan da bu tür olaylar yaşanabilir.
- Devletimiz bu menfur olayların bir daha yaşanmaması için her türlü önlemin alınacağını açıklıyor.
- Halkımız sosyal medyadan duygusal mesajlar paylaşıp silah ve şiddet dolu oyunların yasaklanmasını isteyip, TV dizilerindeki silah ve şiddet unsurlarına dikkat çekiyor.
***
Peki olmayanlar neler?
Bu sorunun yanıtı ne yazık ki bir çırpıda yazılacak kadar kısa değil.
Bebeklerden katil yaratan o karanlık koridor, sistemsel bir sorununun eseri ve o koridoru aydınlatmak, çocuklara birey ve sorumlu yurttaş olabilecekleri aydınlık bir yol yaratmak için yapısal önlemlere ihtiyacımız var.
Yine de olmayanlara iki örnek vereyim:
- Siverek’teki okul saldırısından sadece bir gün önce okul müdürü polise başvurmuş ve katil gencin tehditlerini iletmiş.
Polis bu başvuruyu ciddiye almış ve savcılığa başvurmuş.
Savcı ne yapmış?
Konuyu basit tehdit olarak değerlendirip herhangi bir gözaltı, arama veya el koyma kararı vermemiş. (Muhalif siyasetçiler, gazeteciler söz konusu olduğunda ışık hızında hareket eden yargımız maalesef bu konularda böyle davranıyor).
- Merhume öğretmen Fatma Nur Çelik’in de ölümünden bir süre önce öğretmenler odasında “Can güvenliğimiz yok” dediği gazetelere yansımıştı. Millî Eğitim Bakanlığımız ise cinayetten sonra dahi o okula bir X-Ray cihazını çok gördü.
***
23 yıllık iktidarımız şunu unutmamalı: 12-18 yaş arası bu çocuklar başka iktidar, başka hükümet görmedi. Onları dönüştüren, yetiştiren sistemin mimarı bizzat kendileridir.
Kendilerini eleştirenlerin peşine savcı-polis takma, yasaklar ilan etme değil, şapkayı önüne koyup “Biz nerede hata yapıyoruz?” deme zamanıdır.
Dilerim bu gerçeği görüyorlardır!
NOT: Bugün 17 Nisan. Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü.
Bu vesileyle, eğitimi konuştuğumuz şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim devriminin öncü okullarını anmadan/anımsatmadan geçmek istemedim.