Güne BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in NEFES’e gönderdiği mektubu okuyarak başladım.
Kendisi Sırma Halı işçilerinin eylemine destek verirken Sırma Halı’nın patronunun talebiyle gözaltına alınıp halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçlamasıyla tutuklanmıştı.
Türkmen dokuz gündür yaşamak zorunda kaldığı ortamı şöyle anlatıyor:
“25 kişilik koğuşta 63 kişi kalıyoruz. Mutfak kısmından tuvaletin ağzına kadar serilen yerlerdeki yataklarda yatıyoruz. Haftada sadece 2 gün sıcak su var ve 1 gün duş sırası geliyor. O da 10 dakika. 63 kişi tek bir tuvalet ile tek bir banyoyu kullanıyor. Tek yatakta iki kişi uyuyoruz. Çarşaflar leş gibi. Oturacak yer yok. Hem çok soğuk hem hijyen koşulları çok kötü. Geçici koğuştan gelenlerin hepsi yara bere içinde, çünkü tahta kurusu var.”

(Gelen mahkûm mektuplarının bir bölümü)
Türkmen’in mektubundaki bu bölüm son zamanlarda bazı İBB davası sanıklarının anlatımlarını teyit eder nitelikte. Benzer bilgiler, Anadolu’nun değişik kentlerindeki cezaevlerinden bize gelen yüzlerce mahkûm mektubunda da yer alıyor.
***
Belli ki son çıkan infaz düzenlemesiyle 100 binden fazla mahkûm salıverildiği halde cezaevlerimiz hâlâ istiap haddinden fazla mahkûma ev sahipliği yapıyor.
Mart 2026 itibariyle 305 bin 950 yatağın bulunduğu cezaevlerinde (yaklaşık dörtte biri tutuklu, gerisi hükümlü olmak üzere) 412 bin 991 mahkûm varmış. Bu da yaklaşık 107 bin kapasite fazlası mahkûm demek.
Bu kadar büyük bir kapasite fazlası olması, cezaevlerimizdeki manzaranın bazı Güney Amerika ya da Asya ülkelerindeki cezaevlerinin manzarasına benzer hale gelmesini kaçınılmaz kılıyor.
Mahkemelerin tutuklama tedbirini istisna olarak kullanmak yerine rutin hale getirmesi de cezaevlerindeki bu doluluk manzarasını yaratan faktörler arasında.
“Zaten suçlarının cezasını çekiyorlar, saray mı bekliyorlardı” diyebilirsiniz. Ancak temel insan hakları, mahkumlar için de geçerlidir ve cezaevlerinin asgari yaşam standartlarına sahip olması gerekir.
***
Gördüğünüz gibi sorunlar sadece mahkemelerde adalet aranırken yaşanmıyor.
Mahkemelerin verdiği kararların infazı sırasında da ciddi durumlar ve hak kayıpları söz konusu.
Öncelikle bunun bir sistem sorunu olduğunu kabullenmek lazım.
Son zamanlarda çocukların işlediği cinayetlere, kadın cinayetlerine, artan şiddet olaylarına bakacak olursak, “bir çocuktan katil, bir fabrika işçisinden uyuşturucu satıcısı” yaratan bir sistemimiz var.
Bakın Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Pınar Akdoğan TBMM’deki komisyonda ne diyor:
“Ağır suçlara karışan çocuklar, eylemleri kariyer basamağı görüyor. Cinayet işleyen çocuklar bunu gurur nişanesi ve terfi sayıyor. Cinayet sonrası sosyal medyada gülerek poz veriyor. Bu çocuklar çetelerin elinde suç çiftliklerinde yetişiyor.”
İşte bunlar o sistem sorununun en önemli sonuçları.
Bu sorunları aşmak da ancak stratejik akılla ve vizyoner bir bakışla mümkün.
***
Peki bizim adalet sistemimizin başına, üstelik Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın büyük desteğini alarak gelen Akın Gürlek’in gündemi ne?
- 9 milyona taksitle alınıp bir yıl sonra 13 milyona peşin satılan rezidans,
- Tapu kayıtlarına bakan memurun ifadeleri,
- Muhittin Böcek’le CHP lideri Özgür Özel Manisa’da buluştu mu buluşmadı mı?
- Özel’e tazminat davası
- Özel’in dokunulmazlıkları kalksın mı kalkmasın mı?
- Özel’le ve CHP’li belediye başkanlarıyla siyasi mücadele (Şamil Tayyar’a “Cumhurbaşkanı’nın sus talimatı olmasa ben hakimim ve Özel’le çok sağlam mücadele veririm” demiş.)
- Ünlü isimlere uyuşturucu operasyonları. (İlk söyleşilerinden birinde dikkat çektiği uyuşturucuyla mücadele gündemini destekliyorum. Sadece ünlülere odaklanılması konusundaki ihtiyat payımı bir kenara not ederek, uyuşturucuyla ciddi anlamda yapılan her türlü mücadeleyi desteklemek zorundayız.)
***
Akın Gürlek’in bu gündemle ciddi sistemsel sorunları çözmesi mümkün mü?
Zor dostum zor!
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan (siyaset konusundaki büyük deneyimiyle Gürlek’in bu atışmalardan zaferle çıkamayacağını görmüş olsa gerek) kendisine “Sus, Özgür Özel’le polemiğe girme” talimatı vermiş. İyi ki de vermiş.
Yoksa Gürlek CHP’yle yatıp CHP’yle kalkacaktı ve herkes “Adalet Bakanı mı CHP’yle mücadele bakanı mı?” diye sorup duracaktı.
Çok umudum olmasa da yazmak zorundayım:
Belki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı vesilesiyle CHP’yle uğraşmayı bırakıp stratejik bir akılla hareket ederek adalet sistemimizdeki büyük ve ciddi sorunlara odaklanır ve vizyoner bir bakış açısı ortaya koyar.
Türkiye’nin buna çok ihtiyacı var.