Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu önceki akşam sürpriz bir şekilde Gelecek Partisi’nin kapanacağını duyurdu. Parti büyük ihtimalle ağustos ayında bir veda (kapanış) kurultayı yapar.

Davutoğlu’nun üç sayfalık duyuru metni, bir çeşit manifesto.

Kendisinin her zamanki akademik üslubu içinde yazılmış.

İlk başta Gelecek Partisi’nin kuruluş nedenlerini anlatmış. Türkiye’nin muhafazakar kesiminde ahlaklı, demokrat ve liyakat esaslı yeni bir alternatif oluşturmak istediklerine dikkat çeken Davutoğlu, ciddi bir medya ambargosuyla ve ekonomik baskılarla karşılaştıklarını vurgulamış.

Geride kalan 7 yıl boyunca Gelecek Partisi’nin yaptıklarını anlatan Davutoğlu, muhafazakar partileri bir araya getirmeye çalıştığını, Yeni Yol Grubu’nun oluşturulduğunu, ancak beklenen sonucun alınamadığına işaret ediyor.

Davutoğlu, manifesto gibi açıklamasında başarısız olduklarını kabullenmekle birlikte, başarısızlık nedenlerini de anlatmış. O nedenleri şöyle özetleyebilirim:

- Siyasetteki ahlaki yozlaşma

- Milletvekili transferleri

- Makam ve çıkar siyaseti

- Kutuplaşma.

***

Davutoğlu’yla yaşam biçimi açısından ve ideolojik olarak pek uyuşmam. Dış politikaya bakış açılarımız da çok farklı. Ancak yıllardır siyaseti izleyen biri olarak kendisinin insani duruşunu takdir ettiğimi söyleyebilirim. Parayla pulla ilgisi olmadığını, AK Parti iktidarında başbakanlık yapan biri olarak şu anda maaşı dışında bir geliri olmamasından ve mütevazı yaşamından anlayabiliriz. Gücünün zirvesindeyken dahi ailesinin geri planda kalması, çocuklarının adını dahi bilmememiz, bunun en güzel göstergesiydi.

17-25 Aralık döneminde rüşvet iddialarının odağında olan bakanları istifaya zorlaması, yüce divan sürecini başlatmayı kabul etmesi, siyasi etik yasası çıkarmaya çalışması da siyasi ahlak açısından Türkiye’de alışık olmadığımız tavırlardandı.

Ancak başarılı olamadı.

Makam pazarlığı yaparak, kişisel çıkarını ön planda tutarak, yaşananları görmezden gelip yıllarca Başbakan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabilirdi.

Buna karşın kul hakkı, kamu hakkı gibi kavramları gerekçe gösterip direndi ve AK Parti’yle yollarını ayırmak zorunda kaldı.

***

Açıklamasından hayatına akademide devam edeceği izlenimi edindim.

Partinin kapanacağına ilişkin duyurusunda yaptığı Türkiye analizindeki bir bölümü de buraya taşımak istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’nin önüne iki risk getirdiğini vurgulayan Davutoğlu, bunları şöyle özetlemiş:

- Güçler ayrılığının kalkmasına bağlı güç yoğunlaşması

- İktidar değişimi halinde rövanşist, tasfiyeci bir anlayışın ortaya çıkması.

Davutoğlu, bu risklerle karşılaşılmaması için Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerisini yinelemiş.

Türkiye’de eğitimde gerileme, teknoloji yarışında geri kalma, kutuplaşma, yolsuzluk, hukuk devletinin zayıflaması, insan hakları ihlalleri, üretim ekonomisinin zayıflaması, liyakat sisteminin bozulması ve siyasette güven kaybının oluşması gibi ciddi sorunlar olduğu tespitini yapan Davutoğlu, şöyle bir vizyon önermiş:

“Adil hukuk sistemi, insan onuruna dayalı demokrasi, düşünce özgürlüğü, ortak vatandaşlık, üretim ekonomisi, sosyal adalet, liyakat ve güçlü kurumlar temelinde bir ‘ahlak, zihniyet, kurum ve siyaset devrimi’ ve toplumsal barış…”

***

Devlet ve yargı gücü kullanılarak CHP’nin başına getirilenler, butlan meselesi, “iktidar mensubuysan yolsuzluk yapabilirsin, kimse hesap sormaz” algısının pekişmesi ve milletvekilleriyle belediye başkanlarının ilkesiz bir şekilde elbise değiştirir gibi parti değiştirmesi, iktidar safına katılanların bir koruma zırhına kavuştuğu algısı, Davutoğlu’nun yaptığı tespitleri doğruluyor. Aynı şekilde insan hakları ihlalleri, devlet kurumlarındaki tahribat, hukuk devletinin her geçen gün biraz daha silikleşmesi ve kamu bütçesinin keyfi kullanımı gibi unsurları da ekleyebiliriz.

İktidar bütün bunlara iktidarını uzatmak için göz yumuyor olabilir. Hatta bizzat teşvik ediyor da olabilir. Bunlar kısa vadede işe yarıyor görünebilir.

Ancak uzun vadede bu sorunların Türkiye açısından beka sorununa dönüşeceğini unutmamak lazım.

Bu riskleri ortadan kaldırma konusunda siyasetçilere büyük rol düşüyor.

Mücadele etmesi gereken siyasetçilerin Davutoğlu gibi havlu atması ne kadar üzücüyse, daha fazla baskıyla karşılaşan Özgür Özel’in mücadeleye devam etme yolunu seçmesi o kadar umut verici.

Bu vesileyle Özel’in mücadelesinin ne kadar çok önem kazandığını ve değerli olduğunu vurgulamak
isterim.