Geçenlerde iktisatçı akademisyen Hakan Kara bir sosyal medya paylaşımında Türkiye’de seçim sonuçlarını tahmin için anketler yerine Tüketici Güven Endeksine bakmayı tercih ettiğini ifade etti.

Kara, bu tavrının sebebini şöyle açıkladı:

“Kritik seviyeler 80-90 arasına denk geliyor. Son 12 yılda seçimlerin öncesinde Tüketici Güven Endeksi 90’ın üzerine çıktı ve iktidar partileri kazandı. Tek istisna 2019 yerel seçimiydi. O dönemde ekonomik durgunluk nedeniyle tüketici güveni 80’lere inmişti ve muhalefet İstanbul’u aldı. Mevcut dönemde ekonomide belirgin bir durgunluk olmasa da Tüketici Güven Endeksi şu anda 2019 yerel seçimleri ile aynı seviyelerde. Nedeni muhtemelen gelir dağılımındaki bozulma. Bu görünüm iktidar partilerinin seçimden zayıflayarak çıkacağına işaret ediyor.”

***

32 yıldır gazetecilik yapan biri olarak ben de Tüketici Güven Endeksini (TGE) seçim sonuçları açısından önemli bir ölçüt olarak görürüm. İnsanların ekonomik olarak geleceğe güveni varsa, mevcut iktidarı destekleme eğilimi artıyor.

TÜİK’in verilerine göre açıklanan bugünkü TGE, 89,8 puan. Bu da bugün seçim olsa iktidarın kaybedebileceğini gösteriyor.

Ancak ben Hakan Kara’nın referans aldığı TÜİK kaynaklı TGE rakamlarının dahi gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum.

Neden böyle düşündüğümü açıklayayım:

Tüketici Güveni, geleceğin geçmişten iyi olup olmayacağı beklentisi üzerinden belirlenen bir rakam. Şöyle hesaplanıyor:

- Bir hanenin mevcut mali durumu son bir yılda iyileşti mi kötüleşti mi ona bakılıyor. Bu yılki puan 74,5.

- Hanenin gelecek yıla ilişkin mali beklentisi ne? İyiye mi gidecek, aynı mı kalacak, daha kötü mü olacak? ona bakılıyor. Bu yılki puan 91,4.

- Türkiye ekonomisinin gelecek yılına ilişkin beklentiye bakılıyor. Bu yılki puan 88,3.

- Dayanıklı tüketim malları satın alma eğilimi soruluyor. Bu yılki puan 105,1

Bu puanlamanın ortalamasına bakılıyor. O da bu yıl 89,8 puan. 100 puanın üzeri “iyimser”, 100 puan “nötr” ve 100’ün altı kötümser sayıldığı için bu yılki TGE “kötümser” olarak kabul ediliyor.

Ben bu puanın daha düşük olduğu kanaatindeyim. Zira insanların maaşları yerinde sayarken, hayat pahalılığı bu kadar uçmuşken, işsizlik bu kadar artmışken, finansman bulmak bu kadar zorken, insanların gelecek yıl konusunda iyimser olması, geleceğe güvenle bakması gerçekten zor.

Zaten gençlerimizin geleceklerini başka ülkelerde arıyor olması, Türkiye’den yurtdışına bu kadar çok sermaye ve insan göç etmesi başka bir şekilde açıklanamaz.

***

“İktidar yoksulluğu yöneterek oy alıyor, o nedenle eski paradigma değişti. Boş tencere artık iktidar değiştirmiyor” diyebilirsiniz.

Size göre büyük kentlerdeki yoksul aileler sosyal yardımlarla kontrol ediliyor olabilir.

Taşradaki yoksul aileler ise köylülüğün avantajlarını kullanarak daha düşük bir maliyetle yaşıyor olabilir. Bu düşüncenizden yola çıkarak da iktidarın desteğinin düşmeyeceğini söyleyebilirsiniz.

Ancak durum artık öyle değil.

Ülkenin mali koşulları sosyal yardımların eskisi kadar fazla olmasının önüne geçmiş vaziyette. Sosyal yardımların miktarı düştüğü için yararlanabilenlerin sayısı da o oranda düşüyor. Sosyal yardımlara erişebilmek için dahi siyasi tavassutun gerekmesi ise yardımlara erişemeyen kesimleri iktidara tepkili hale getiriyor.

Bir başka önemli detay da şu: Köylüler kendilerine yetemez halde. Bizim çocukluğumuzda elektrik su parası bilmeyen köylü, bugün büyükşehirlerdekine eşdeğer elektrik su faturası ödemeye başlamış. Köylüler süt, yumurta ve ekmeği üç harfli marketlerden alır hale gelmiş.

***

Size bir örnek vereyim.

Kars’ın Selim ilçesinin bir köyünde yaşayan bir çekirdek aile. Anne, baba ve tek kız. Baba emekli ve 23 bin lira maaş alıyor. Ev kirası yok. Ancak geçen ay 2 bin 993 lira elektrik faturası ödemiş. Bu rakam geçen kış 5 bin 800 lirayı bulmuş.

İki yaşlı insanın aylık doktor ve ilaç masrafı 2 bin 895 lira olmuş.

Köyden birkaç defa hastaneye gitmek için harcadıkları ulaşım parası ise 4 bin lira.

Köyde meyve sebze yetişmiyor. Onların aylık maliyeti de 4-5 bin lira civarında.

Kışın ısınmak için aldıkları tezeğin (kurutulmuş hayvan gübresi) maliyeti ise 15 bin lira. Köy evinin badanası için alınan boya ve kireç 20 bin lira.

Bu rakamları alt alta yazdığınızda bu evin 23 bin lirayla geçinmesinin imkânsız olduğunu görüyorsunuz.

Peki bu insanlar nasıl yaşıyor?

Aile dayanışmasıyla.

Ancak akrabalar da destek olamayacak hale geldiğinde çarklar dönmemeye başlıyor.

***

Tablo böyle vahim olunca bu iktidarın artık yoksulları kaybettiğini sokakta, taşrada net bir şekilde görmeye başladım. AK Partili bir yöneticinin bir esnaf ziyaretinde yaşadıklarını dinleyince de tespitimin doğruluğundan emin oldum.

Ülkede iktidara karşı bir dip dalgası büyüyor ve iktidar bu dip dalgasını sonlandıracak adımlar atmak yerine muhalefeti sonlandıracak adımlar atmayı tercih ediyor ve büyük yanlış yapıyor.

CHP’yi etkisiz hale getirdiler. Yeni Parti çıktı, yoluna devam ediyor. Yeni Parti’yi etkisiz hale getirseler halk başka bir muhalefet partisine yüklenecek ve iktidar yine kaybedecek.

Durum böyle...

Bana inanmıyorlarsa sokakta dolaşan, esnafın nabzını tutan siyasetçi AK Partililere
sorsunlar.