ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya yönelik ABD operasyonunun ayrıntılarını anlatırken ellerinde “konuşulması yasak” bir silah olduğunu duyurdu:

DİSCOMBOBULATOR

New York Times gazetesine konuşan Trump, discombobulator sayesinde, Maduro’nun korunduğu üsteki Rus ve Çin yapımı roketlerin hiçbirinin fırlatılamadığını ifade etti.

Trump’a göre operasyonda en önemli görev discombobulatora aitmiş.

Zaten operasyonla ilgili konuşan Venezuela yetkili de o gün “Tüm radar sistemlerimiz kapandı. Çok yoğun, ses dalgasına benzeyen bir şey vardı. Kafam patlayacak gibi hissettim” açıklamasını yapmıştı.

Trump’ın sözlerinden bu silahın ABD ordusu envanterinde olan “gizli” bir silah olduğu anlaşılıyor.

Zaten silahın neye benzediğini, özelliklerinin ne olduğunu bulmak da o kadar kolay değil.

Ne olduğunu bilmediğim bir silah hakkında yorum yapamam.

Ancak discombobulator sözcüğünün kullanımıyla ilgili bir şeyler yazabilirim.

Discombobulate sözcüğünün kelime anlamı “şaşırtmak, kafasını karıştırmak, dengesini bozmak, afallatmak” olarak geçiyor.

Discombobulator diye yazıldığında da “şaşırtan/düzeni bozan şey” olarak karşımıza çıkıyor.

Popüler kültürde bu sözcüğü kullanan hayali kahramanlardan biri Sherlock Holmes’tu. Kendisi, rakibini hızlı darbelerle etkisiz hale getirdiğinde bu sözcüğü kullanıyordu.

Bazı bilim kurgu filmlerinde de bu sözcük “zihin karıştırıcı ışınlar” için kullanılmıştı.

Amerikan ordusunun yeni silahı nasıl görünür, nerede taşınır, nasıl çalışır bilmiyoruz.

Uçak geçerken düğmeye basıldığında mı etkisi görülür? Yoksa operasyon yapılacak yere mi bırakılır?

Bunların hiçbirini bilmiyoruz.

Ancak bildiğimiz bir şey var: O da bizzat Trump’ın kendisinin bir Discombobulator gibi hareket ettiği.

Gittiği yerde herkesin kafasını karıştırıyor mu?

Karıştırıyor.

Girdiği bir ortamda herkesin dengesini bozuyor mu?

Bozuyor.

10 yaşındaki bir ergenin çıkışlarına benzer hareketleriyle diplomatik düzeni alt üst ediyor mu?

Ediyor.

ABD ordusu yeni bir silah geliştirmiş olabilir ama asıl ABD halkı yeni bir silah seçmiş: Discombobulator TRUMP

Kendisi dünyada ne hukuk tanıyor ne düzen!

Böyle bir ortamda kendisiyle aynı masaya oturmak, aynı kağıtlara imza atmak gerçekten büyük risk!

Bizim iktidar yanlısı medyanın bugün “yakın dostumuz” etiketi yapıştırarak göklere çıkardığı Trump’ın discombobulator etkisinden yakın bir zamanda biz de nasibimizi alırsak hiç şaşırmayacağım.

ICE terörü

Trump, discombobulator etkisini sadece başka ülkeler için kullanmıyor.

Kendi ülkesinde de halkının dengesini, hukuk düzenini bozmaya devam ediyor.

Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ekiplerine verdiği sınır tanımaz yetkiyle, kendi halkına görülmemiş bir zulüm uyguluyor.

Yüzlerinde maskeler, üzerlerinde komando kıyafetleriyle ne yerel otorite tanıyorlar ne insan hakları ne hukuk.

“Trump arkamızda” duygusuyla girdikleri her ortamın dengesini bozup, acımasızca şiddet kullanıp, gerektiğinde de insanları öldürmekten çekinmiyorlar.

Minneapolis şehri, ICE polisinin terör estirdiği son bölge olmuştu. 7 Ocak’ta Nicole Good isimli kadını arabasının içinde öldürdüler.

Hal ve hareketleriyle Nazi subaylarına benzeyen ABD İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, Good’un ICE ajanlarını ezmeye çalıştığını söyleyerek yargısız infazı meşrulaştırmaya çalışmıştı. Kendisi bu olayda ICE polisine pervasızca sahip çıkınca ICE polisi de katliamlarına devam etti. Önceki gün de Amerikan Kamu Çalışanları Federasyonu üyesi bir kişi, kendisini gözaltına almaya çalışan ICE polisi tarafından sokak ortasında kameraların önünde öldürüldü. Good gibi son öldürülen Pretti’nin de Amerikan vatandaşı olduğu açıklandı.

Nazi SS birliklerini andıran ICE polisi, Trump’ın yerel discombobulatorı gibi Amerikan halkının frekansını karıştırmayı sürdürürken, Amerikan halkının ICE terörüne yönelik tepkisi de artıyor. Yakında ABD topraklarında ICE terörüne karşı büyük ayaklanmalar görürsek şaşırmayalım.

Fidan’ın Suriye başarısı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Milli İstihbarat Teşkilatı’nda görev yaptığı süreyle Suriye iç savaşı takvim olarak çakışmıştı.

Haliyle Fidan’ın “istihbaratçı” şapkasıyla en çok kafa yorduğu konulardan biri Suriye’ydi.

13 yıl süren Suriye iç savaşının bitmesini sabırla beklemek, bu süre içinde desteği pek de hak etmeyen Suriyeli gruplara destek vermeye devam etmek ama işin sonunda Beşar Esad’ın devrilişini görmek önemli bir sabır gerektiriyordu.

Fidan bu sabrı gösterdi.

Son bir yılda da “SDG’nin Suriye denkleminden çıkarılması” gibi bir hedef söz konusuydu. Bunun için de 2011’den bu yana SDG’ye destek veren ABD’nin bu desteğini kesmesini sabırla beklemek gerekiyordu.

Fidan, bu amacına da ulaştı. İşin sonunda ABD, Fidan’ın yakından tanıdığı, birlikte çalıştığı El Şara’nın safına geçti. SDG’nin altındaki halı adeta ABD tarafından çekilmiş oldu.

“Yenilmez” görünen, “Suriye’deki en büyük silahlı güç” denilen SDG’nin ABD desteği çekilince kâğıttan kaplan olduğu anlaşıldı.

Son olarak Fidan’ın “Ateşkes uzatılsın” çağrısı da karşılık buldu ve yanı başımızda ortaya çıkması muhtemel bir çatışma, en azından 15 gün daha geciktirildi.

Sokakta Suriye konuşan herkes Hakan Fidan’ın süreci doğru yönettiğini söylüyor, hakkını teslim ediyor.

Evet, Suriye’de Türkiye’nin bir başarısı varsa, o başarıyı Hakan Fidan’ın hanesine yazmakta
yarar var.