Bu köşede genellikle içinde haber, bilgi ve kulis olan yazılar yazmayı tercih ediyorum. Yorumlarımı da o bilgi ve kulislerle yaptığım analizlere dayandırıyorum.

Bugün sadece yorum yapacağım.

Konu olarak da İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçmesi sonrasında AK Partililerin yaptığı kutlamaları seçtim.

Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçme nedenleriyle ilgili kalem oynatmak nafile bir çaba...

Zira ilkesiz siyasetçilerle ilgili yazılan her satır suya yazılmış gibidir, boşa gider.

***

İktidarın bu transferle ilgili yaklaşımının ve kutlamalarının seviyesi ise üzerine çok düşünülmesi, tartışılması gereken bir durumdur.

Bu, Türkiye’nin hukuk devleti niteliklerinin ve demokrasisinin nereye geldiğinin görülmesi açısından da zorunlu bir eylemdir.

İsterseniz AK Parti Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğulları’nın TBMM Genel Kurul sıralarından yaptığıyla başlayalım: Kendisi uzun uzun İzmir Marşı’nı mırıldanarak muhalefeti tahrik etmeye çalıştı.

Sadece iktidardan değil, AK Parti’den de fiili olarak uzaklaştırılan Mahir Ünal da (belki bir umut geri dönerim hevesiyle olsa gerek) “Sözün İzmir, siyasetin hizmet, gücün millet olsun. Hoş geldin Ege’nin incisi, güzel İzmir!” paylaşımı yaptı. Milletin iradesini hiçe sayan birileri için “gücün millet olsun” demek çok absürt bir yaklaşım değil mi?

AK Parti’nin yine İzmir Marşı eşliğinde çöp dağlarını çiçek açan dağlara dönüştürdüğü videoyu da görmezden gelemeyiz. (Bu arada orantısız zekâ kullanarak çektikleri videoyla AK Parti’nin videosunu tuzla buz eden Saadet Partisi’nin de hakkını teslim etmek isterim.)

***

Bir siyasi parti düşünün ki millet iradesinin kendilerine teveccüh göstermediği kentleri, o kentlerin seçilmiş başkanlarını transfer ederek fethediyor. Bunu yaparken de o başkanların ilkesizliğini, zaaflarını, korkularını, yargıyı, devlet gücünü sonuna kadar kullanıyor.

Sonra da yaptığı şey mubahmış gibi zafer naraları atıyor.

Üstelik bunu yapanlar, yola çıkarken kendisini “erdemliler hareketi” olarak lanse eden bir partinin mensupları.

Aristo’nun ünlü tarifini bilirsiniz:

“Erdem, doğru zamanda, doğru şeylere, doğru insanlara karşı, doğru amaçla ve doğru biçimde davranmaktır.”

Yanlış bir amaçla, yanlış bir yöntemle, yanlış insanlarla doğru insanlara karşı yapılan bu işin, erdem tarifine uymadığını, iktidarın İzmir halkına yönelik bu davranışının erdemli bir davranış olmadığını uzun uzun anlatmama gerek var mı?

***

Sadece erdem mi?

Bir de adalet açısından bakalım.

İyilerin doğru olanı, kötülerin ise sadece kazançlarını düşündüğü bir ortamda iyilerin tek koruyucusu adalettir.

Platon, Devlet kitabında şöyle der:

“Adaletsizlik, yeterince büyük olduğunda, adaletten daha güçlü, daha özgür ve daha etkili görünür.”

Yani gücü elinde bulunduranlar, öyle adaletsiz yöntemlerle kazanırlar ki yaptıkları yanlışı yapmakta özgür olduklarına inanırlar. Bu vesileyle kazandıkları gücü ve ganimeti de sahte haklılıklarının kanıtı gibi gösterirler.

Tıpkı İzmir örneğinde olduğu gibi.

Sizce de AK Parti mensupları ve AK Parti kurumsalı, adaletsizlikle kazandıkları İzmir’i (aslında devlete ait olması gereken ama geçici bir süre ele geçirdikleri) güçlerinin ve sahte haklılıklarının kanıtı gibi göstermeye çalışmıyor mu?

***

Montesquieu, “Yasaların gölgesinde ve adalet görüntüsü altında uygulanan zulümden daha acımasız bir zulüm yoktur” diyor.

Bu sözler tam da hukukun, demokratik rekabeti korumak yerine siyasi rakipleri etkisizleştirmenin aracına dönüşmesi durumunu anlatıyor.

Adaleti güçlü kılamadıkları için, güçlü olanı adil ilan edenlere dikkat çekerek “Adaletsiz güç zorbalıktır” diyen Blaise Pascal da güç sahiplerinin, kendi yaptıklarını hukuka ve adalete uygun gösterme çabasını çok sert bir şekilde eleştirir.

***

Adında “adalet” sözcüğü geçen bir partinin 24 yılda “amaca hizmet eden her şey mübah” noktasına gelmesi ve bu yollara başvurması ne kadar üzücü değil mi?

Bu soruyu özellikle Efkan Ala’ya, Hayati Yazıcı’ya, Abdullah Güler’e, Mustafa Elitaş’a, Abdulhamit Gül’e, Özlem Zengin’e soruyorum.

Muhalefet partilerine ve siyasetçilerine ise şunu söylüyorum:

Adaletsizliği, ilkesizliği, erdem yoksunluğunu geçerli bir yöntem olarak gören, milletin iradesine saygı göstermeyen güç sahipleriyle mücadele etmek gerçekten çok zordur ve bazen bedeller ödemeyi gerektirir.

O bedelleri göze alamıyorsanız, ilk zor durumda ilkelerinizi, değerlerinizi, onurunuzu bir kenara bırakacaksanız bu işe girmeyin!