Gazeteci Serap Belovacıklı, SCZ TV’de sunduğu programda, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara için: “Kravat takınca terörist değişmez” dedi...

Geçmişine atıf yaptı ve Şara’yı eleştirdi...

Ardından RTÜK inceleme başlattı, savcılık da soruşturma açtı...

Gerek RTÜK üyeleri gerekse de soruşturmayı başlatan Savcı:

Şara’nın geçmişi hakkında, kişisel olarak Belovacıklı ile aynı kanaatte olmayabilir ama…

Kurumsal olarak RTÜK ve Savcılık, bir gazetecinin Şara’nın geçmişini sorgulama hakkı olduğunu, görmezden gelemez…

***

Belovacıklı, Ahmed Şara’nın geçmişini “affedilemez” bulmuştur ve bu onun kişisel görüşüdür…

Başkaları da Şara’nın, uluslararası toplum tarafından tanınan bir devlet başkanı sıfatını esas alabilir…

Bu siyasi bir tartışmadır ancak…

Demokrasilerde siyasi tartışmaların cevabı soruşturma değil; karşı görüştür…

Korkunun olduğu yerde özgür gazetecilik yaşayabilir mi?..

Bir söz size göre yanlışsa, ona kendi doğrunuzla cevap verirsiniz...

Katılmıyorsanız eleştirirsiniz…

Hatta çok sert biçimde bile eleştirirsiniz…

Fakat her sert sözün sonunda savcılık devreye girerse…

İnsanlar konuşurken düşünmez, korkmaya başlar… Korkunun olduğu yerde ise özgür gazetecilik yaşayamaz…

***

Elbette ifade özgürlüğünün de bir sınırı vardır...

Tabii ki hiç kimsenin hakaret etme, şiddeti övme ya da insanları hedef gösterme özgürlüğü olamaz…

Hiç şüphe yok ki, ifade özgürlüğü sınırsız değildir...

Ancak…

Demokratik hukuk devletlerinde cezai müdahale, en son başvurulacak yöntem olmalıdır...

Çünkü özgürlüğü korumanın yolu, sadece sevdiğimiz fikirleri korumaktan geçmez…

Asıl sınav, hoşumuza gitmeyen sözlerin de hukuk içinde ifade edilebilmesini sağlamaktır…

Sözümün özü canlarım

Voltaire’e atfedilen meşhur sözü hatırlayın:

“Söylediklerine katılmıyorum ama onları söyleme hakkını sonuna kadar savunurum...”

Bugün mesele Ahmed Şara olabilir…

Yarın başka bir siyasetçi...

Öbür gün başka bir gazeteci...

Eğer ölçümüz kişilere göre değişirse; hukuk, adalet dağıtan kurum olmaktan çıkar tercih haline gelir…

Benim inandığım demokrasi ise kişilere göre değil, ilkelere göre işler… Çünkü hukuk, sevdiğimizi korumak için değil; sevmediğimizi de adil biçimde yargılayabilmek için vardır…

***

Bir ülkede insanlar sadece alkışlayabildikleri kadar değil, eleştirebildikleri kadar özgürdür…

Ve gerçek demokrasiler, en çok da hoşumuza gitmeyen sözlere nasıl muamele ettikleriyle ölçülür…

Demek istemem o ki; bugün tartışmamız gereken şey yalnızca bir televizyon programı değil, Türkiye’nin ifade özgürlüğü ile hukuk devleti arasındaki dengeyi nasıl kuracağıdır…