Wolfgang Petersen’in Truva Savaşı’nı ‘Troya’ filmini izleyenlerin önemli bir kısmı, perdede gördüklerinin tarihin birebir kendisi olduğunu sanıyordu...

Oysa sinema tarih anlatmaz; tarih yorumlar...

Yönetmen, senarist ve yapımcı, tarihçinin değil sanatçının gözünden yeni bir hikaye kurar...

Tıpkı bizde çekilen ‘Muhteşem Yüzyıl’ ya da ‘Payitaht Abdülhamit’ dizileri gibi…

***

Homeros ve sonraki Yunan anlatılarında, Truva’nın en önemli figürlerinden biri Truva Kralı Priam’ın güzelliği dillere desten kızı Kassandra’dır…

Bu güzel Prenses, Tanrı Apollon’un kendisine verdiği geleceği görme yeteneğiyle, Truva’nın yıkılacağını önceden haber verir ancak… Apollon’u reddettiği için Tanrı’nın lanetine uğrar:

“Söylediği doğru olsa bile kimse ona inanmayacaktır…

İşte o nedenle Kassandra, insanlık tarihinin belki de ilk ‘haklı ama yalnız’ karakterlerinden biridir...

Oysa Wolfgang Petersen’in yönettiği Troya filminde bu büyük trajedi tamamen yok edilmiştir…

Çünkü sinemanın amacı her zaman tarihî sadakat değil, dramatik akıcılıktır.

Gücü kaslarında değil zihnindedir...

Aynı durum Odysseus için de geçerlidir... Homeros’un Odysseus’u, Christopher Nolan’ın çizdiği gibi durmadan kılıç sallayan yenilmez bir savaş makinesi değildir…

O, zekasıyla savaşan bir kahramandır... Homeros ona ‘çok kurnaz’, ‘çok yönlü’, ‘çok kolay çare bulan’ anlamına gelen sıfatlar yakıştırır…

Truva’nın düşmesini sağlayan ‘tahta at’ fikri de onun aklının ürünüdür… Yani gücü kaslarında değil, zihnindedir… Zaten Homeros’un asıl anlattığı da savaş değil, eve dönüş yolculuğudur…

***

Odysseia, on yıl süren bir eve dönme hikayesidir...

Fırtınalar, tek gözlü Kyklops Polyphemos, büyücü Kirke, Sirenler, Skylla ve Kharybdis...

Bunların her biri yalnızca fantastik yaratıklar değil, aynı zamanda insanın kibri, arzuları, korkuları, ayartılmaları ve sabrını simgeleyen sembollerdir…

Odysseus kusursuz değildir...

Zaman zaman kibirlenir, hata yapar, arkadaşlarını kaybeder…

Polyphemos’u yendikten sonra kendini tutamayıp gerçek adını söylemesi, Poseidon’un öfkesini üzerine çekmesine neden olur...

Her anlatısında olduğu gibi Homeros burada da bir ders verir:

“Zaferden sonra konuşan gurur, bazen savaşın kendisinden daha büyük felaketler doğurur…”

***

Destanın sonunda eve dönen kişi de artık Truva’ya giden genç savaşçı değildir…

Acılarla olgunlaşmış, kayıplarla değişmiş bir insandır… Homeros anlatısında; gerçek zaferin, yalnızca düşmanı yenmek değil; uzun yolculukların sonunda insan olarak olgunlaşabilmek olduğu gerçeğine dikkat çeker... İşte bu yüzden Odysseus’u anlamak isteyenlerin ilk başvuracağı yer sinema perdesi değil, Homeros’un dizeleri olmalıdır...

Hayatın amacı İthaka’ya varmak değildir

Film bize yönetmenin hayal ettiği Odysseus’u gösterir…

Homeros ise üç bin yıldır insan ruhunun en büyük yolculuklarından birini anlatır…

Hepimiz, hayat dediğimiz uzun denizde kendi İthaka’mıza dönmeye çalışan birer yolcudan başka bir şey olmayabiliriz…

***

Bence Homeros’un da asıl mesajı budur… Truva, Sirenler, Kyklops, Poseidon...

Bunların hepsi hayatın farklı sınavlarıdır… İnsan eve döndüğünde aynı insan değildir...

Eğer aynı kaldıysa, hiç yolculuk etmemiştir...

***

Yani canlarım, hayatın amacı İthaka’ya varmak değildir… Çünkü bir gün herkes o limana varır...

Asıl mesele, o limana vardığında, denize açılan kişiyle aynı insan olup olmadığıdır...

Çünkü; insan gittiği yollar değil, döndüğünde kim olduğu kadar büyüktür…