Kaç kişi hatırlıyor bilmiyorum… Bir zamanlar, kişi, namus ve şerefi üzerine yemin ettiğinde, biz inanırdık, o kişi de sözünü tutardı...

“Son haftalarda politika konuşmuyorsun, yoksa sen de mi bir tarafa savruldun?” diye sorup beni takipten çıkanlar oldu…

Oysa yaklaşık on gün önce, bilinçli bir suskunluk ilan etmiştim…

Çünkü bazen söz, enflasyon yaşıyor; her yerde çoğalıyor ama değeri azalıyor…

Şimdi o suskunluğumu yazıyla uzun uzun değil; paylaşacağım bir Meclis kavgası fotoğrafıyla bozuyorum…

Politikanın pornografisi... - Resim : 1

Yani politikanın, edebî değil, çıplak hâliyle...

Politikanın pornografisiyle…

İnanmak, yurttaşlık refleksidir

Şu fotoğrafa bakınca aklıma hep aynı sahne geliyor:

Kürsüye çıkıp namusu ve şerefi üzerine yemin edenler

Yemin, hukukî bir prosedürdür; ama aynı zamanda ahlâkî bir taahhüttür de...

Sorun şu:

Biz o yeminin gerçekten bağlayıcı olduğuna inanıyor muyuz?..

Daha yemin etmeden kürsü işgalleri yaşanıyorsa, sorun sadece kural ihlali değil; güven erozyonudur…

***

Adalet Bakanı dün, “hukukun üstünlüğü, öngörülebilirlik ve güven tesisinden” söz etti…

Samimiyet ölçer bir barometrem yok…

O nedenle, “çok samimiydi, sözünü tutacaktır” demem ama…

Devlet ciddiyeti elbette bunu gerektirir ve ben ilke olarak ülkemin Adalet Bakanı’nın beyanına inanmak isterim… Çünkü inanmak, yurttaşlık refleksidir ama…

Güven, sözle değil uygulamayla tahkim edilir…

Tutuksuz yargılama asıldır tutukluluk ise istisna...

Belediye başkanları hakkında açılan soruşturmalara kategorik itirazım olmadı; hukuk devletinde herkes yargılanabilir… İtirazım, yargılamanın tutukluluk üzerinden peşin cezaya dönüşmesineydi zira: Tutuksuz yargılama asıldır; tutukluluk ise istisna...

Bu denge bozulduğunda adalet, terazisini şaşırır…

***

Hatırlayalım: Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken çok ağır suçlamalarla yargılandı ama… yargılama süresince hapse konmadı, görevden alınmadı…

O günün iktidarı, siyasi rakibini mahkeme koridorlarında değil sandıkta yenmeyi tercih etti...

Demokrasi biraz da bu özgüven değil midir?..

Meclis’teki kavga fotoğrafına bu yüzden bakın…

Orada sadece öfke değil, siyaset kurumunun kendi itibarını nasıl hırpaladığı da var…

O kürsü milletindir; parti amblemlerinin değil...

Son sözüm...

Hak, hukuk ve adalet sadece bir tek partiye ya da tek kişiye değil, hepimize lâzım...

Bugün “bizimkine” esnetilen hukuk, yarın “bize” dar gelir…

Demokrasi, rakibini de hukuk içinde koruyabildiğin rejimin adıdır...

Ben hâlâ umutluyum çünkü… Bu ülke, sandıkla yarışmayı mahkeme dosyalarına tercih ettiği günleri de gördü... Yine görebilir... Yeter ki yeminler metinde kalmasın:

Hayata karışsın...