Ülke gündemindeki sarsıcı gelişmeler, derin hayal kırıklığı yaşatıyor… Öfkeli halk “neler oluyor?” diye sorguluyor… Peki, sosyolojik ve toplumsal açıdan bakıldığında ülkedeki yozlaşma, suç dalgaları veya kurumsal çürüme süreçlerinde, toplumun rolünü görmezden gelebilir miyiz?..
“Havuza su taşıyan borular kirliyse, havuzun suyu temiz olur mu?” diye soran Mevlânâ’yı hatırlayın… Büyük filozof ne demek istemişti?..
***
Bence canlarım; toplumun rol model seçiminde liyakat yerine kolay yoldan zengin olmayı veya popülariteyi kutsaması, bu ahlak fukarası figürleri büyütüyor...
Kalitesiz, ahlak dışı veya manipülatif içeriklere/figürlere gösterilen yoğun ilgi, bu yapıların güçlenmesini sağlıyor... Yanlış uygulamalara, adaletsizliklere veya yolsuzluklara karşı toplumsal reflekslerin zayıflaması, sistemin kötü rol modellerini cesaretlendiriyor...
Eğitim, dürüstlük ve emeğin yerini kısa yoldan köşe dönme arzusunun alması toplumsal çürümeyi hızlandırıyor...
Suç ortaklığı yaratan ortam...
Bireylerin suça eğilimi olabilir ancak bunu engelleyecek olan toplumsal ahlaktan ziyade hukukun kararlılığı ve denetim mekanizmalarıdır...
Ekonomik darboğazlar ve geleceğe dair umutsuzlukların, kitleleri manipülasyona ve illegal süreçlere daha açık hale getirdiği, toplumsal yapıların bir ayna olduğu gerçek…
Haliyle, yukarıda yaşananlar tabandaki değer yargılarından beslenebileceği gibi…
Yukarıdaki kurumsal zafiyetler de tabanı dönüştürebilir…
***
Liyakat yerine sadakati ödüllendirmek, sistemin çürümesini hızlandırıyor…
Yanlış giden politikalara, adaletsizliklere ve yozlaşmaya karşı demokratik hakları kullanarak tepki göstermemek; suç ortaklığı yaratıyor…
Toplumsal geleceği düşünmek yerine, günü kurtaracak ekonomik veya sosyal menfaatleri ön plana almak genel çöküşü hazırlıyor...
Kötü haberleri, yolsuzlukları ve adaletsizlikleri normal bir durum gibi kabul etmek:
Toplumsal direnci kırıyor…
Magazin figürlerini, şovmenleri, mafyatik yapıları veya içi boş söylemleri üreten siyasetçileri baş tacı etmek toplumsal değerleri aşındırıyor...
Sözümün özü canlarım
Adaletsizliğin ucu kendisine dokunana kadar sessiz kalmak, toplumsal dayanışmayı ve adalet duygusunu yok ediyor…
Trafikte, ticarette, vergide veya iş ahlakında dürüst davranmayan bir toplumun, makro düzeyde dürüst bir yönetim beklemesi çelişkilidir…
***
Kısa yoldan zengin olma, emeksiz kazanç sağlama ve kuralların arkasından dolanma eğilimi, illegal yapıların taban bulmasını kolaylaştırıyor...
Ülkenin kurumları ve vitrinindeki insanlar, o toplumun ortalama değerlerinin, eğitim seviyesinin ve ahlak anlayışının bir yansımasıdır…
Dolayısıyla değişim, her bireyin önce kendi sorumluluğunu kabul etmesiyle başlar…