14 Ekim sabahı Halk TV’nin kapısına polis geldi. Gazeteciler içeri alınmadı, canlı haber yayını kesildi, kanala TMSF kayyum atandı. Ne güzel düzen! Soruşturma patrona, bedel milyonların haber alma hakkına!
***
Gerekçe, kanalın sahibi hakkındaki rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suç gelirlerini aklama iddiaları… Elbette soruşturulsun. Zira bir şirketin mali faaliyetlerini incelemek başka, milyonların haber aldığı ekranı susturmak başka…
İkisi arasındaki fark, hukuk devletinin ne olup ne olmadığı gibi apayrı… Üstelik mesele yalnızca basın özgürlüğü değil. Doğrudan sizin cebiniz!
***
Dönelim şu fon rezaletine…
Sorunlu fonlarda 455 bin 758 yatırımcı var. Yüz binlerce insan parasının ne olacağını merak ediyor.
Üstelik bu sürpriz değildi... SPK, olağandışı fiyat hareketlerinin 2025’in son çeyreğinde gözlemlendiğini bizzat açıkladı.
Aralık ayında çalışma grubu kuruldu, düzenlemeler aylar sonra tamamlandı. Demek ki bu işe dur demek için 17 Eylül’ü beklemek gerekmiyordu.
***
Mesele şu: Böylesine devasa bir risk büyürken denetleyenler ne yaptı? Uyaranların başına ne geldi? Yatırımcı neden zamanında uyarılmadı?
Peki, bunları araştıran gazetecinin karşısına ne çıktı?
İddia yazarsan “Halkı yanıltıcı bilgiyi yayma”… Belge yayımlarsan “Soruşturmanın gizliliğini ihlal”… Nefes alsan “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik!”
Düşünün, fonu yönetenin hesap hareketleri karanlıkta kalırken bunları araştıranın sosyal medya hesabı erişime kapatıldığı bir ortam yaratıldı.
***
Nitekim fon şirketlerinin yöneticileriyle tanınmış isimler arasındaki bağlantıları konu alan haberlere erişim engeli getirildi. Bütün sesler kısıldı…
Haberi yasaklayınca gerçek ortadan kalkmıyor. Sadece gerçeği öğrenmesi gereken vatandaş karanlıkta bırakılıyor.
***
Peki yatırımcı neye göre karar verecek? Patronun açıklamasına mı, reklamına mı, yoksa siyasi yakınlığına mı?
Serbest piyasada fiyat, bilgiyle oluşur. Bilgiye kilit vurursanız manipülasyona alan açarsınız.
Türkiye’deki ortam belli… “Adalet” kelimesi neredeyse anlamını yitirdi. Gözaltı, tutuklama, ev hapsi… Her gazeteciye verilen gözdağı, diğerlerine de “Sus!” mesajıydı aslında… Susulmasını kim neden ister? Bunun cevabı vurgunun büyüklüğünde saklı!
Bakın, ABD’de büyük şirket dolandırıcılıklarını inceleyen kapsamlı bir araştırmada, medyanın ortaya çıkardığı vakaların oranı, sermaye piyasası denetim kurumunun ortaya çıkardığının iki katından fazla…
***
Adam gibi ekonomi için hukuk, güven ve şeffaflık gerekir. Bunlar yoksa bırakın yatırımcıyı, çekirgeler bile semtimize uğramaz! Şeffaflık yoksa patron da bedel öder, çalışan da, tasarruf sahibi de… İşte bunu bir türlü anlayamadılar!
Gazeteci soru sorar. Soruyu suç sayan düzende cevabı dolandırıcıların insafına bırakırsınız. Basın özgürlüğü gazetecinin ayrıcalığı değil, hukukun sigortasıdır.
***
Mevcut yönetim ise bu sigortayı sistemli biçimde zayıflatıyor. Denetimde geç kalıyor, hesap soranı baskıyla karşılıyor, habere engel getiriyor. Sonra da ülkede yatırım ve güven ortamı oluşturmaya çalışıyor.
Böyle ekonomi yönetilmez, olsa olsa vurguna elverişli ortam yaratılır! Bu hırsızlığın siyasi sorumluluğu da susan gazetecide değil, susturmaya çalışan yönetimdedir!