Ortasında olduğumuz fon krizinde gördüğümüz, mağduriyet üzerine bir kimlik, o kimlik üzerine bir siyasi hareket kurmanın nasıl içinden çıkılmaz bir çelişkiye hapsettiğini gösteriyor. Ne demek istiyorum, biraz açayım:

Bazı uluslararası kimlikler bitmeyen bir mağduriyet ve kurban psikolojisi üzerine kuruluyor. Tarihlerinin bir döneminde koloni olmuş olan, ya da savaş kaybetmiş olan ülkelerin çoğunda ulusal kimliği bitmeyen mağduriyet ve bu mağduriyetin rövanşı üzerine kurma olgusu var.

Biz çok savaş kaybettik ama Ulusal Kurtuluş Şavaşı’nı kazandık. Ulusal kimliğimizi inşa ederken, kaybettiğimiz savaşların ardından bitmeyen bir yas tutma ve ağıt yakmak yerine, varımız yoğumuzla verdiğimiz son savaşın destanı üzerine inşa etmeyi tercih ettik.

Bir milyondan fazlamız, ata toprağı bildikleri Balkanlardan sürüldü. Çok büyük bir exodus yaşadık. Benim dedem de bu exodusun içinde yetim bir halde Anadolu’ya gelenlerden. Biz ulusal kimliğimizi bu exodusun merkezi haline getirmedik. Vah öyle sürüldük, vay böyle sürüldük, geri geleceğiz, falan demedik.

Düştüğümüz yerden kalkarız, Balkanlar’da varımızı yoğumuzu yitirdiysek daha iyisini burada anayurdumuzda Anadolu’da inşa ederiz dedik. Aslında öyle de yaptık.

Bu duruşumuz bizi diğer bölge ülkelerinden ayrıştırdı. Bakmayın, her şeye rağmen bölgede inci gibi parladık. Biz ağlamaya, ağlamaktan doğan haklılık durumuna alışkın bir millet değiliz. Sürekli bununla imtihan ediliyoruz. Fakat bu elbise üstümüze oturmuyor.

***

Art arda yaşanan darbeler ve 28 Şubat’la yara alan siyaset, tarih sahnesine AKP’yi çıkardı. Birçok başka yönden de irdelemek gerekir ama AKP hayatımıza mağdur olan iktidar olur mottosunu soktu. Hatta 19 Mart sürecini de başta buna yoranlar oldu.

AKP mağduriyet üzerine bir siyasi kimlik inşa etti. Bu kimlik o an için pek çok kişinin de üstüne oturdu. Kolay değil, 10 yılda bir yaşanan darbeler, devletin ceberut geleneği elbette milyonlarca mağdur üretecekti. Dolayısıyla bu dalga üzerinde sörf yapmak hiç de zor olmadı. Hâlâ bazen konuşmalarında Erdoğan kendi hareketini tarif etmek için “zenci” benzetmesini yapıyor. ABD’de kölelik geçmişi olan Afrika asıllı insanlarla bir paralellik, bir özdeşlik anlatmayı seviyor.

***

Mağduriyet ve bundan kaynaklı bitmeyen bir öfke üzerine kurulmuş olan bu siyasi hareketin tam anlamıyla iktidar olmasıyla işler açmaza girdi. Hem mağdur hem de egemenin kendisi olmak çelişik bir durum. Ya çepere itilmiş bir özgürlük mücadelecisisinizdir ya da kuralları dikte eden bir egemen. İkisi birlikte olduğunda ise işte bu olur.

İktidar mensupları, tuttukları mağduriyet yasını asla bitirmiyor; bu nedenle de her şeye hakları olduğunu düşünüyor. Fi tarihinde bir nedenden mağdur olmuşlardı, o nedenle şimdi keyfini sürmek hakları. Kapalı fonlarla piyasayı manipüle etmek, sonra bunları açıp vatandaşı tokatlamak pek çok kişi için etik bir sorun mu gerçekten? İş patlamasaydı kaçı “Yahu ne yapıyoruz biz?” diyecekti?

Mağduriyetten doğan haklılık toksik bir şeydir arkadaşlar. Size kazandırdığını zannedersiniz ancak içinizi boşaltır. Yaşayarak görüyoruz.

Biz ta en başta ulusal kimliğimizi ağlamak değil çabalamak üzerine kurarak doğru yapmışız. Milletçe bize yakışan da budur.